Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert

Bakanlık skandal önergeyi böyle savundu

Adalet Bakanlığı, istismarcıları serbest bırakacak önerge hakkında açıklama yaptı.

Bakanlık skandal önergeyi böyle savundu
Bakanlık skandal önergeyi böyle savundu Admin
Bu içerik 92 kez okundu.
Advert

Adalet Bakanlığı, tepki çeken “Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” hakkında, “Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen düzenleme, Anayasa Mahkemesi Kararı ve TBMM Araştırma Komisyonu Raporu ile mağdurların taleplerini karşılamak suretiyle esasında bu sorumluluğun gereğini yerine getiren, sorunu çözen ve bu sorundan kaynaklı mağduriyetleri ortadan kaldıran bir düzenlemedir. Konunun siyasi hesaplarla çarpıtılması, mecraından saptırılarak anlatılması ve tartıştırılması, sosyal medya üzerinden bilgi kirliliği yaratılarak manipüle edilmesi, gerçeği değiştirmez” açıklamasında bulundu.

Adalet Bakanlığı, dün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen “Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın geçici 1. maddesine eklenen fıkra ile ilgili açıklamada bulundu.

Açıklamada, birçok milletvekilinin tepki gösterdiği tasarı şöyle anımsatıldı:

“Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16 Kasım 2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçunda, mağdurla failin evlenmesi durumunda, Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesindeki koşullara bakılmaksızın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir. Zamanaşımı süresi içinde evliliğin, failin kusuruyla sona ermesi halinde fail hakkındaki hüküm açıklanır veya cezanın infazına devam olunur. Bu fıkra uyarınca fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına veya cezanın infazının ertelenmesine karar verilmesi durumunda, suça azmettiren veya işlenişine yardım edenler hakkında kamu davasının düşmesine veya infazın ortadan kaldırılmasına karar verilir.”

Bakanlık açıklamasında, söz konusu tasarının getireceği uygulamalar şöyle belirtildi:

“1- Cebir, tehdit, hile veya iradeyi sakatlayan başka bir nedenle cinsel istismar suçunu işleyenler (tecavüzcüler), bu düzenlemeden yararlanamayacaktır. Tecavüzcüye evlilik yoluyla cezadan kurtulma imkanı kesinlikle getirilmemektedir.

2- Ailelerin gayrı resmi evlendirdiği, ancak Türk Medeni Kanununun öngördüğü evlilik yaşına gelmediği için resmi nikah yapamamış olanların resmi nikah ile evlenmeleri halinde; hakkında henüz hüküm verilmemişse hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verme imkanı getirilmektedir.

3- Ayrıca evliliğin zamanaşımı süresi içinde failin kusuruyla sona ermesi halinde hükmün açıklanması veya cezanın infazına kaldığı yerden devam edilmesi öngörülmektedir.”

-“BU TARİHTEN SONRA BU SUÇU İŞLEYENLER MAĞDURLA EVLENSELER DAHİ CEZA ALMAKTAN KURTULAMAYACAKTIR”-

Adalet Bakanlığı’nca yapılan açıklamada “Değerlendirme” başlığı altında şu ifadeler kullanıldı:

“Tecavüzcüye evlilik yoluyla cezadan kurtulma imkanı kesinlikle getirilmemektedir. Tecavüz suçunun failleri bu düzenleme kapsamı dışındadır.

Düzenleme, failin mağdurla resmi nikahla evlenmesi şartıyla uygulanabilecektir. Ancak, tecavüzcüler, mağdurla evlense dahi bu düzenlemeden yararlanamayacaktır.

Düzenleme geçici bir düzenlemedir. 16 Kasım 2016 tarihinden önce işlenmiş suçlar yönünden bir kereye mahsus olarak uygulanacaktır. Bu tarihten sonra bu suçu işleyenler, mağdurla evlenseler dahi ceza almaktan kurtulamayacaktır.

Cinsel istismar, suç olmaktan çıkarılmamaktadır. Türk Ceza Kanununda cinsel istismar suçu ve cezası bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynen uygulanmaya devam edecektir. Suçun vasfında değişiklik ve cezasında indirim yapılmamıştır. Aksine bu Kanunun 13 üncü maddesiyle cezalar artırılmıştır.

Resmi nikah yaparak düzenlemeden yararlananlar, evlilik kendi kusuruyla sona ererse, ceza almak ve cezaevine girmekle karşı karşıya kalacaklardır. En az 20 yıllık zamanaşımı süresince(davalar bakımından 20 yıl, cezalar bakımından ise 24 yıl) bu evliliğin failin kusuruyla sona ermemesi gerekmektedir. Böylelikle bu düzenlemenin istismarının önlenmesi hedeflenmiştir.”

-“TECAVÜZCÜNÜN MAĞDURLA EVLENEREK CEZADAN KURTULMASINI SAĞLAYAN KALICI DÜZENLEME 2005'TE YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMIŞTIR”-

AKP hükümetleri döneminde çocukların evlendirilmesini önlemek ve cinsel istismar ile mücadele etmek için çok önemli adımların atıldığının öne sürüldüğü açıklama şöyle devam etti:

“Eski Türk Ceza Kanununda yer alan ve tecavüzcünün mağdurla evlenerek cezadan kurtulmasını sağlayan kalıcı düzenleme 2005'te yürürlükten kaldırılmıştır.

Eski TCK'da yer alan ’Evlenme vaadiyle kızlık bozma’ suçunu işleyen failin mağdurla evlenmesi halinde cezanın düşürülmesine ilişkin hüküm de 2005’te kaldırılmıştır.

Eski TCK’da çocuğa tecavüz suçunun cezasının alt sınırı 5 yıl iken yeni TCK’da 2005’te 8 yıla, 2014’te ise 16 yıla çıkarılmıştır. Ayrıca TBMM’de görüşülen bu Kanunla suçun cezası daha da artırılmaktadır.

Cinsel istismar suçu Eski TCK’da ‘Adabı umumiye ve nizamı aile aleyhinde cürümler’ başlığı altında düzenlenmiş iken yeni TCK’da ‘Kişilere karşı suçlar’ kısmında ‘Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar’ bölümünde düzenlenerek büyük bir zihniyet dönüşümü yapılmıştır.

Erken yaşta evliliklerin önüne geçmek için zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılmıştır.

Anayasaya çocuklar ve kadınlar için pozitif ayrımcılık yapılabileceğine ilişkin hüküm konulmuştur.

Yeni Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girdiği 2005 yılından beri, bu maddenin uygulamasından kaynaklı mağduriyetlerin giderilmesi için ilk derece hakim ve savcıları ile yüksek yargı üyelerince şifahi olarak Bakanlığımıza iletilen tespit ve öneriler,

Anayasa Mahkemesinin 12 Kasım 2015 tarihli ve 2015/26-100 sayılı TCK 103. maddeye ilişkin verdiği iptal kararındaki; ‘…. Ancak, mahkemeye olaya özgü takdir marjı tanımayan ve onarıcı hukuk kurumları öngörmeyen kuralda düzenlenen ceza yaptırımının alt sınırının on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezası olarak belirlenmesi; fiilin farklı yaş kategorilerindeki mağdurlara karşı işlendiği veya failin de küçük olduğu ya da fiilden sonra mağdurun yaşının ikmali ile fiili birlikteliğin resmi evliliğe dönüşmesi gibi her bir somut olayın özellikleri dikkate alınarak ceza tayin edilmesi veya onarıcı adalet kurumunun uygulanması imkânını ortadan kaldırmakta ve bazı durumlarda somut olayın özellikleriyle bağdaşmayacak ve suçla yaptırım arasında bulunması gereken adil dengeyi ortadan kaldıracak ölçüde ağır cezaların verilmesi sonucunu ortaya çıkarabilecek bir niteliğe sahip bulunmaktadır….’ şeklindeki değerlendirme,

TBMM Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu raporundaki (sayfa 79-80); ‘Türkiye’de 16 yaşını doldurmadan gayri resmi olarak beraberlik yaşamaya başlayan, bir veya birden çok çocuk sahibi olan ve daha sonra yasal evlenme yaşını doldurunca resmi nikah kıyıp, 8-10 yıl gibi uzun bir süre evlilikleri devam ederken; erkek eş TCK’nın 103. Maddesi gereğince; 8 yıl ve daha fazla hapse mahkum olmaktadır.

Komisyon çalışmaları sırasında bu durumunda yaklaşık 3000 çiftin bulunduğu mağdurlar ve diğer yetkililerce de ifade edilmiştir. Söz konusu çiftlerden kadınlar, kendileri ve çocuklarının yaşamlarını sürdürmelerinin zor olduğunu ifade ederek; Komisyonumuza müracaat etmiş ve bizzat sorunlarını anlatmışlardır.

Komisyonda kadınlar, evliliklerinin sağlıklı devam ettiğini, eşlerinden şikâyetçi olmadıklarını, nikâhlı eşleriyle beraber yaşamak istediklerini, çocuklarının ve kendilerinin ağır bir psikolojik ve maddi mağduriyet yaşadıklarını ifade etmişlerdir. İlgili toplantının tutanağında da görüleceği üzere farklı partilerden Komisyon Üyelerimiz de ülkemizin farklı yerlerinden benzer şikâyetlerin kendilerine geldiğini ifade etmişlerdir. Sadece tanımlanan mağduriyeti ifade eden bu çiftler için, kadın ve çocukların mağduriyetini gidermeye yönelik düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulduğu görülmüştür.

15 yaşını doldurmadan gayri resmi beraberliklerin (erken evlilik) mutlak suretle suç olarak kalmaya devam etmesi gerekmektedir. Ancak Komisyonumuza müracaat eden, yukarıda bahsi geçen kadınların mağduriyetlerinin giderilmesi adına, belirtilen durumun doğruluğunun ilgili kurumların yetkili uzmanlarınca hazırlanan detaylı raporlarda tespit ve teyit edilmesi ve koşulların uygun olması halinde, hüküm altına alınan cezanın infazının bir kısmının denetimli serbestlik kapsamında değerlendirilmesi veya ifade edilen mağduriyetle ilgili farklı çözümlerin de Bakanlık, Meslek örgütleri ve STK’larla yapılacak çalıştay benzeri toplantılarla ele alınması da faydalı olacaktır. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin 12 Kasım 2015 tarih 2015/26-2015/100 sayılı kararı da bu yöndeki sıkıntıyı tespit etmiş olup bir düzenleme yapılmasını öngörmektedir’ şeklindeki tespit ve öneriler,

BİMER, CİMER aracılığıyla ve doğrudan Bakanlığımıza ulaşan çok sayıda dilekçedeki şikayet ve talepler,

Bütün siyasetçilere vatandaşlarımızdan ulaşan talepler,

Bu sorunun çözülmesi ve bu sorundan kaynaklanan mağduriyetlerin giderilmesi konusunda hepimize büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen düzenleme, Anayasa Mahkemesi Kararı ve TBMM Araştırma Komisyonu Raporu ile mağdurların taleplerini karşılamak suretiyle esasında bu sorumluluğun gereğini yerine getiren, sorunu çözen ve bu sorundan kaynaklı mağduriyetleri ortadan kaldıran bir düzenlemedir.

Konunun siyasi hesaplarla çarpıtılması, mecraından saptırılarak anlatılması ve tartıştırılması, sosyal medya üzerinden bilgi kirliliği yaratılarak manipüle edilmesi, gerçeği değiştirmez. Yukarıda özetle anlatıldığı gibi, Hükümetlerimiz kadını ve çocukları koruyan çok önemli reformlara imza atmış ve büyük bir zihniyet dönüşümünü gerçekleştirmiştir.”

Adalet Bakanlığı
Advert
YORUMLAR
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
'IŞİD, Avrupa'da eylemlere hazırlanıyor'
'IŞİD, Avrupa'da eylemlere hazırlanıyor'
'Lozan'ı feshedeceksek, Sevr'e dönebiliriz'
'Lozan'ı feshedeceksek, Sevr'e dönebiliriz'