Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert

Filmekimi için geri sayım başladı

Sonbaharın rengi Filmekimi 7-9 ekim tarihlerinde ilk kez Ankara’da

Filmekimi için geri sayım başladı
Filmekimi için geri sayım başladı Admin
Bu içerik 179 kez okundu.
Advert

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından İstanbul’da 15. kez gerçekleştirilen Filmekimi bu yıl da Vodafone FreeZone sponsorluğunda düzenleniyor. 2011 yılından bu yana İstanbul dışındaki sinemaseverlere de sonbaharın en güzel renklerini, en iyi filmlerini ulaştıran Filmekimi, 2016 sonbaharında Ankara’da da gösterimler yapacak. Filmekimi’nin Ankara’daki gösterimleri Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda yapılacak.

Sinema keyfini Türkiye’nin farklı kentlerine taşıyan Filmekimi, 26 filmlik programıyla 7-9 Ekim tarihleri arasında Kızılay Büyülü Fener Sinemasında iki salonda 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30 seanslarında Ankaralı sinemaseverlerle buluşacak.

Filmekimi’nin Ankara programında, Altın Palmiyeli Ken Loach filmi Ben, Daniel Blake’ten, Xavier Dolan’ın Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’ü kazanan Alt Tarafı Dünyanın Sonu’na, Bağımsız Amerikan sinemasının kahramanlarından Jim Jarmusch’un son filmi Paterson’dan Kore usulü zombi filmi Zombi Ekspresi’ne kadar merakla beklenen birçok film yer alıyor. 15. Filmekimi, Ekim ayı boyunca İstanbul, Eskişehir, Ankara, İzmir ve Bursa’da olacak.

Filmekimi Biletleri

Filmekimi biletleri Ankara’da 1 Ekim itibariyle Biletix’te hizmet bedeli eklenmeden [Biletix satış noktaları, Biletix çağrı merkezi (0216 556 98 00), biletix.com] ve 6 Ekim tarihinden itibaren Büyülü Fener Kızılay Sineması gişesinden (10.30-20.00 arasında) satın alınabilir.

Filmekimi’nin Ankara ayağının biletleri, tam 15 TL, öğrenciler ve 65 yaş üstü izleyiciler için indirimli 13 TL’dir.

Vodafone FreeZone’lu sinemaseverler, Filmekimi’nde bir bilet aldıklarında aynı seans için bir bilet de hediye kazanacaklar. Kampanya koşulları hakkında ayrıntılı bilgiye vodafonefreezone.com adresinden ulaşılabilir.

FİLMEKİMİ’NİN ANKARA PROGRAMI

Ağ / The Net / Geu-Mul / Kim Ki-Duk

Kore sinemasının üretken ve yaratıcı isimlerinden Kim Ki-dukAğ / The Net’te Kuzey Koreli sıradan bir balıkçının içine düştüğü siyasal ve insani zorlukları odağına alıyor. Ağırlıklı olarak bireylerle ilgilenen filmleriyle tanınan Kim Ki-duk, Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan ’da en siyasal filmlerinden birine imza atıyor. , doğulan coğrafyadan bağımsız, ideolojiler karşısında insanın gerçek değerimi sorgulayarak bu özel örnek üzerinden dünyanın birçok yerinde yaşanan bir dramı yakalıyor.

Alt Tarafı Dünyanın Sonu / Juste La Fin Du Monde / It’s Only The End Of The World / Xavier Dolan

Xavier Dolan’ın Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül ve Ekümenik Jüri Ödülü kazanan son filmi Alt Tarafı Dünyanın Sonu / It’s Only the End of the World 15. Filmekimi’nde. Film, başrollerini Fransa’nın en tanınmış oyuncularından Marion Cotillard, Gaspard Ulliel, Vincent Cassel, Léa Seydoux ve Nathalie Baye paylaştığı bir aile dramı. Fransız yazar Jean-Luc Lagarce’ın 1990 tarihli aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan filmin anti-kahramanı Louis, uzun yıllardır görüşmediği ailesini ziyarete gider. Amacı, onlara ölümcül bir hastalığını olduğunu söyleyip veda etmektir. Dolan’ın en olgun filmi olarak karşılanan ve Kanada’nın Oscar adayı olarak açıklanan Alt Tarafı Dünyanın Sonu akıllardan çıkmayacak, güçlü bir melodram, Dolan’ın sözleriyle “Basitçe ifade edersek, bu film aile ve birbirini sevmenin zorluğu hakkında.” 2014 Filmekimi’nde Xavier Dolan’ın Mommy’si en çok izlenen filmlerden olmuştu.

Aşk Mektupları / Mal De Pierres / From the Land Of The Moon / Nicole Garcia

Nicole Garcia’nın Milena Agus’un romanından uyarladığı Aşk Mektupları / From the Land Of The Moon, prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde yaptı. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrası, Gabrielle, ailesinin baskılarını kıramamış ve İspanyol bir çiftçi olan Jose’yle evlenmiştir. Jose ona karşı dürüsttür ve âşıktır, ancak Gabrielle kendini bir mahkûm gibi hissederken, bu adanmışlığa hiçbir zaman karşılık veremeyeceğinin farkındadır. Bir gün bütün tutkularını ona yeniden hatırlatacak olan Andre ile tanışır. Beraber kaçmak için sözleşirler, ancak onları çevreleyen dünyanın buna izin vermeye niyeti yoktur. Aşk Mektupları’nda Marion Cotillard performansıyla göz dolduruyor.

Ben, Daniel Blake / I, Daniel Blake/ Ken Loach

Politik sinemanın zirvesindeki Ken Loach’a Özgürlük Rüzgârı’ndan sonra ikinci kez Altın Palmiye kazandıran Ben, Daniel Blake / I, Daniel Blake, dokunaklı olduğu kadar öfke dolu bir dram. Devlet yardımı alabilmek için sisteme ve bürokrasiye direnen Daniel Blake adlı emekli bir marangozun mücadelesini izleyen film, bozuk sisteme ve boğucu bürokrasiye karşı dayanışmayı ustalıkla yüceltiyor. Ken Loach ve yıllardır birlikte çalıştığı senaristi Paul Laverty’nin son yıllarda çektikleri en iyi film olarak yorumlanan Ben, Daniel Blake, Ağustos ayında yapılan Locarno Film Festivali’nde de İzleyici Ödülü kazandı.

Çakı Gibi / Swiss Army Man / Dan Kwan & Daniel Scheinert

Bu yıl Sundance Film Festivali'nin en çok tartışılan, seyirci ve eleştirmenleri en çok şaşırtan filmi Swiss Army Man Filmekimi'nde. “Daniels” olarak tanınan video klip yönetmenleri Dan Kwan ve Daniel Scheinert'in birlikte yazıp yönettikleri Çakı Gibi /Swiss Army Man şimdiye kadar sinemada gördüğümüz en sıra dışı, en çılgın hikâyelerden birini anlatıyor. Çakı Gibi'de, ıssız bir adada mahsur kalan Hank'in (bağımsız sinemanın yeni kahramanı Paul Dano), adada bulduğu bir cesetle (Harry Potter’la özdeşleşen Daniel Radcliffe) arkadaş olmasının gerçeküstü öyküsünü ve Manny'nin cesedini "çok amaçlı" kullanarak adadan kurtulma hikâyesini izliyoruz. Yılın en duygu yüklü, yaratıcı ve tuhaf komedisi Çakı Gibi, Sundance'den En İyi Yönetmen Ödülü’yle döndü.

Canavarın Çağrısı / A Monster Calls / Juan Antonio Bayona

Yılın merakla beklenen filmlerinden Canavarın Çağrısı, Yetimhane ve Kıyamet Günü filmleriyle tanıdığımız Juan Antonio Bayona’nın Toronto’da prömiyerini yapan son filmi. Filmin kahramanı Connor, annesinin son evredeki hastalığın kabullenmekte zorlanan küçük bir oğlan. Sert mizaçlı anneannesi ve uzaktaki babası arasında kalan Connor’ı tam sıkıştığını hissettiğinde bir gece devasa bir ağaç şeklindeki bir canavar ziyaret eder. (Liam Neeson’ın seslendirdiği) Canavar ona üç öykü, karşılığında da Connor ona bir öykü anlatacaktır. Animasyon bölümleriyle ve duygusal yaklaşımıyla dikkat çeken Canavarın Çağrısı, büyüme sancılarıyla çocukluk sırlarını dokunaklı, sıcak ve sürükleyici bir tarzla işliyor. Sigourney Weaver'ın anneanne rolündeki performansı, ünlü oyuncunun muhteşem dönüşü olarak yorumlandı.

Deli Dolu / Like Crazy / La Pazza Gioia / Paolo Virzi

Filmekimi’nde izlediğimiz İnsan Sermayesi ile büyük bir uluslararası başarı yakalayan Paolo Virzì, ilk gösterimi Cannes’da Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde gerçekleşen yeni filminde başrolü yine Valeria Bruni Tedeschi’ye teslim etmiş. Bu sımsıcak komedi-dramın başkarakterleri Beatrice ve Donatella, farklı sınıflardan gelen ama bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde yolları kesişen iki kadın. Beatrice jet sosyete içerisinde geçen şatafatlı hayatını ama daha çok da saplantı haline getirdiği genç sevgilisini, Donatella ise velayet hakkını kaybettiği oğlunu özlemektedir. İkili bir fırsatı değerlendirerek hastaneden kaçar ve dış dünyada özlediklerinin peşine düşerler.

Desierto / Jonás Cuarón

Tamamı açık alanda geçen ama inanılmaz klostrofobik bir gerilim. Alfonso Cuarón’un oğlu Jonás Cuarón, Yerçekimi’nin senaryosunu babasıyla birlikte yazınca sinema dünyasında dikkat çekmişti. Meksika’nın Oscar adayı ilan edilen Desierto ise Cuarón’un umut veren genç bir yönetmen olarak selamlanmasını sağladı. Çölü aşarak gizlice Amerika’ya giriş yapmaya çalışan bir grup Meksikalı mültecinin başında sıcak, vahşi hayvanlar ve Amerikan polisinden daha büyük bir bela vardır: Beyaz bir Amerikalı elinde tüfekle çölü aşacak mültecileri beklemekte ve onları birer birer avlamaktadır. Alfonso Cuarón’un yapımcılığını üstlendiği filmin müziklerini Fransız elektronik müzik yıldızı Woodkid yapmış.

Florence / Florence Foster Jenkins / Stephen Frears

Dönemin New York’unun en ünlü ve en yeteneksiz sopranosu Florence Foster Jenkins’i canlandıran Meryl Streep’in adı şimdiden Oscar’lar için anılmaya başladı. Bu, filmdeki tüm şarkıları kendi seslendiren Streep’in 20. Oscar adaylığı olacak. Hugh Grant’in performansı ise İngiliz oyuncunun “muhteşem dönüşü” sözleriyle övülüyor. Florence’ın yönetmeni Stephen Frears, Philomena, Tehlikeli İlişkiler, High Fidelity, Kraliçe, Benim Güzel Çamaşırhanem gibi filmleriyle de tanınıyor. Usta yönetmen Frears, 2003’te İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü’nü almıştı.

Frantz / François Ozon

François Ozon, Venedik Film Festivali’nde yarışan Frantz filmiyle melodram türüne yöneliyor. Maurice Rostand oyunundan sinemaya uyarladığı Frantz, daha önce de 1932’de Ernst Lubitsch tarafından Broken Lullaby adıyla beyazperdeye uyarlanmıştı. Frantz, daha önce hiç savaş veya çatışma sahnesi, siyah-beyaz ya da Almanca film çekmemiş olan Ozon’un takipçileri için ilklere tanık olacakları bir film.

Herkese Karşı / War On Everyone / John Michael Mcdonagh

Sinemanın gelmiş geçmiş en iyi polis ikilileri listesine yeni bir madde ekleyen bu film, iki yoz polisin maceralarıyla hiç bitmeyen bir kahkaha tufanı sunuyor. Britanyalı yönetmen John Michael McDonagh, The Guard ve festivalde gösterilen Calvary’de sergilediği eşsiz mizah anlayışını ABD’ye taşıyor ve siyaseten doğruculuğu bir kenara atarak izleyiciyi “suçlu bir zevke” davet ediyor. Birlikte çalışan iki yoz polis, kendilerini 1 milyon dolar kazanabilecekleri bir suç hikâyesinin içinde bulduklarında parayla aralarında duran herkese savaş açıyor ama işler beklendiği gibi gitmiyor. Polisleri canlandıran Alexander Skarsgård ve Michael Peña arasındaki uyumu, fiziksel ve sözlü komediyle birleştiren film, Berlin Film Festivali’nin gözdelerinden olmuştu.

Hizmetçi / The Handmaiden / Park Chan-wook

Güney Kore’nin yıldız yönetmeni Park Chan-wook’un, Cannes Film Festivali’nde yarışan Hizmetçi'de şehvet, entrika ve cinsel gerilimle örülü göz alıcı bir öykü sunuyor. Sarah Waters’ın Türkçeye de Ustaparmak adıyla kazandırılan The Fingersmith adlı romanından uyarlanan bu dönem filmi, 1930’larda Japon işgali altındaki Kore’de geçiyor. Cannes’da Vulcain En İyi Sanat Yönetimi ödülü kazanan Hizmetçi kusursuz senaryosu ve dâhice bir yönetmenlikle izleyiciyi çok katmanlı bir gerilime davet ediyor. Park Chan-wook’un 2013 yapımı Stoker’dan sonra çektiği ilk film olan Hizmetçi, zengin genç bir Japon kadın, onu kandırıp zenginliğini ele geçirmeye çalışan Koreli bir adam ve adamın tuttuğu Koreli bir hizmetçi arasındaki entrika etrafında dönüyor. 

İki Eli Kanda / Hell or High Water / David Mackenzie

Tutku Nehri ve iki yıl önce İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz Yüksek Risk gibi ödüllü yapımlarla tanınan İngiliz yönetmen David Mackenzie, yeni filminde kamerasını Amerika’ya çeviriyor. Nefes nefese seyredeceğiniz bu modern western, bankaya borçlanan ve tek varlıkları olan aile çiftliğini ipotekten kurtarmaya çalışan iki erkek kardeşin hikâyesini anlatıyor. Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilen ve büyük beğeni toplayan filmin müzikleri Nick Cave ve Warren Ellis’e ait.

Julieta / Pedro Almadovar

Her filmi olay yaratan Pedro Almodovar’ın 20. filmi Julieta, bir kadının hayatının gizemlerine uzanan bir yolculuğu anlatıyor. Nobel Ödüllü Kanadalı yazar Alice Munro’nun üç öyküsünden uyarlanan ve “Almodovar’ın 5 yıldızlı dönüşü” sözleriyle övülen Julieta, dünya prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarıştı. İspanya’nın Oscar adayı Julieta, Almodovar’ın olgunluk döneminin en iyi örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Kabakçığın Hayatı / My Life As A Courgette / Ma Vie De Courgette / Claude Barras

Dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde yapan ve dakikalarca ayakta alkışlanan My Life as a Courgette / Kabakçığın Hayatı, dünyanın en saygın canlandırma festivallerinden Annecy’de En İyi Film ve İzleyici ödüllerini kazandı. Hem karanlık hem naif tarzıyla her yaştan izleyicinin gönlünü fethedecek filmin senaryosu 2011 Filmekimi’nde gösterilen Tomboy’un yönetmeni ve senaristi Céline Sciamma’ya ait. Cannes Film Festivali’nin en sevilen filmlerinden biri olarak adını duyuran bu stop-motion canlandırma, İsviçreli yönetmen Claude Barras’ın ilk uzun metrajlı filmi ve İsviçre’nin Oscar adayı.

Karanlık Görev /The Ages Of Shadows / Kim- Jee-woon

Şeytanı Gördüm ve Karanlık Sırlar’ın yönetmeni Kim Jee-woon, uzun zamandır özlemini duyduğumuz sağlamlıktaki bir polisiye olan The Ages of Shadows / Karanlık Görev’de 1920’lerin Japon işgali altındaki Kore’sinde geçen bir casusluk öyküsü anlatıyor. Dünya prömiyerlerini Venedik ve Toronto film festivallerinde yapan Karanlık Görev, gösterime girdiği Güney Kore’de 10 günde 4 milyon izleyiciyle gişe rekoru kırdı ve bu ülkenin Oscar adayı olarak ilan edildi.

Komün / The Commune / Thomas Vinterberg

Berlin Film Festivali’nde Trine Dyrholm’e En İyi Kadın Oyuncu Ödülü getiren Komün, Dogme akımıyla uluslararası üne kavuşan Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’in son filmi. Bir akademisyen ve ünlü bir haber sunucusu eşinin aile dostlarıyla bir komün kurmaları ve ardından gelişen olayları anlatıyor. Thomas Vinterberg, yeni filminde, bir evliliğin yeniden doğum ve yıkım hikâyesini çocukluk tecrübelerinden beslenerek anlatıyor. Komün, hayatın kendisi gibi, yer yer eğlendiren ama nihayetinde can acıtan bir film.

Ma Loute / Slack Bay / Bruno Dumont

Bruno Dumont’un prömiyerini Cannes’da yapan absürd polisiye komedisiMa loute / Slack Bay de 15. Filmekimi’nde yer alan parlak filmlerden.1910’da Fransa’nın kuzeyinde bir balıkçı kasabasında geçen ve bir dizi cinayet ile bir aşk öyküsü etrafında iki düşman aileyi izleyen Slack Bay, aynı dönemin kartpostallarından esinleniyor. Başrollerinde Juliette Binoche, Valeria BruniTedeschi ve Fabrice Luchini’nin yer aldığı filmin diğer oyuncuları ise köyün yerlileri. Fransa’nın en parlak oyuncularının da katkısıyla yakaladığı absürd mizah ve fiziksel komediyle Bruno Dumont, bu filminde de “grotesk olma pahasına abartıyorum” diyor.

Meçhul Kız / La Fille Inconnue / The Unknown Girl / Jean-Pierre ve Luc Dardenne

İki Altın Palmiyeli Jean-Pierre ve Luc Dardenne’in Cannes’da yarışan onuncu filmleri Meçhul Kız gerçekçilikten güç alırken bir kez daha bireyden yola çıkıp Avrupa toplumunu eleştiriyor. Başrolde, Avrupa sinemasının yükselen yıldızlarından Adèle Haenel sade ve etkileyici performansıyla dikkat çekiyor.

Mezuniyet / Graduation/ Cristian Mungiu

Altın Palmiye’li 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün’le dünya çapında tanınan Rumen yönetmen Cristian Mungiu’nun yeni filmi Graduation / Mezuniyet, Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü paylaşan etkileyici bir dram. Ahlak ve yozlaşmayla ilgili tespitleriyle evrensel bir nitelik kazanan Graduation / Mezuniyet’te doktor baba, kızının İngiltere’deki bursunu kaybetmemesi için lise bitirme sınavlarında hile yapmaya karar veriyor. Usta işi senaryosu, etkileyici performansları, aileden yola çıkıp toplumu gösterirken altta alta işlediği paranoya hissi ve gerilimle Graduation / Mezuniyet Romanya’nın Oscar adayı oldu.

O / Elle / Paul Verhoeven

Temel İçgüdü, Showgirls, RoboCop gibi tartışma yaratmış modern klasiklerin yönetmeni Paul Verhoeven hâlâ eskisi kadar cesur ve kışkırtıcı. Hollandalı ustanın Fransa'da çektiği yeni filmi O / Elle, orta yaşlı iş kadını Michèle'in tecavüze uğradıktan sonra yaşadıklarını anlatıyor. Cannes'da Altın Palmiye için yarışan ve büyük beğeni toplayan bu sıra dışı tür filminin başrolünde büyük oyuncu Isabelle Huppert kariyerinin en iyi performanslarından birisini veriyor. Elle’in uyarlandığı ve Türkçeye “Vay…” olarak çevrilen “Oh…” romanının yazarı Philippe Dijan, Betty Blue’yu da yazmıştı. O, Fransa’nın Oscar adayı olarak ilan edildi.

Sieranevada / Cristi Puiu

The Death Of Mr. Lazarescu / Bay Lazarescu’nun Ölümü ile tanınan Cristi Puiu’nun yönettiği ve Romanya’nın Oscar adayı olan Sieranevada, Romanya Yeni Dalgası’nın son dönemde en heyecan verici temsilcisi. Cannes’da yarışan Sieranevada, izleyiciyi bir yas evinde toplanmış kalabalık bir aileyle baş başa bırakıyor ve bu ailede bütün insanlık durumlarını buluyor. Mizahın ihmal edilmediği bu dram, hemen hemen tek bir mekânda bile sinemanın imkânlarının ne kadar geniş olduğunu hatırlatan modern bir başyapıt.

Tatlı Rüyalar / Sweet Dreams / Fai Bei Sogni / Marco Bellocchio

İtalyan usta Bellocchio, Cannes’da prömiyerini yapan yeni filmin Tatlı Rüyalar / Sweet Dreams her zamanki gibi cüretkâr ve yaralayıcı. Massimo, çok sevdiği annesi kaybettikten yıllar sonra çocukluğunun geçtiği Torino’ya döndüğünde artık köşe yazarı olmuştur. Annesinden nefret eden bir okuyucunun yazdığı mektuba duygulu bir cevap verip herkesin gözbebeği olduktan sonra aniden bir dizi panik atak geçirmeye başlar. Artık travmatik geçmişiyle yüzleşmenin ve yaralarını sarmanın zamanı gelmiştir.

The Beatles: Eight Days A Week – Turne Yılları / The Beatles: Eıght Days A Week – The Tourıng Years / Ron Howard

Film, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük müzik fenomeni The Beatles’ın uluslararası ünlerine kavuştukları ilk yıllarına odaklanıyor. Grubun 1962 ile 1966 yılları arasında çıktıkları ve bütün dünyanın istisnasız kalbini kazanan tam 1000 günlük dünya turnesini arşiv görüntüleri, söyleşiler, hayranlardan ve grup üyelerinden elde edilen kayıtlarla ele alan belgesel, The Beatles mucizesinin sırrını çözmeye çalışıyor. Ortaya çıkan ise, dünya Beatlemania çılgınlığına tutulmuşken müziklerini en iyi şekilde yapmaya çalışan dört dostun hikâyesini anlatıyor. Belgeselin ardından, grubun 1966 Brooklyn Shea Stadyumu konserinin HD dijital olarak elden geçirilen 30 dakikalık kaydı gösterilecek.

Wiener-Dog / Todd Solondz

Kara mizahtan vazgeçmeyen yönetmen Todd Solondz’un 2011 yapımı Dark Horse’tan sonra çektiği ilk uzun metrajlı film olanWiener-Dog, birbirine bir “sosis” köpek aracılığıyla bağlanan dört kısa hikâyeden oluşuyor. Todd Solondz’un 1995 filmi Oyun Evine Hoşgeldiniz’in bir anlamda manevi devam filmi olan Wiener-Dog, IndieWire’a göre Todd Solondz’un en öfkeli, en radikal, en sivri filmi. Wiener-Dog’ta hikâyelerin kesişiminde yer alan köpek, hayatını birbirinden farklı insanlara dostluk ederek geçiriyor. Wiener-Dog’un görüntü yönetmeni, Carol’da da çalışan Edward Lachman. Bu kapkaranlık, kararlı ve ziyadesiyle albenili film, Amerikalı olma deneyimi üzerine kalemini hiç sakınmayan “siyaseten doğruculuktan” alabildiğine uzak bir komedi. Sundance’te prömiyerini yapan film, aynı zamanda Ellen Burstyn, Danny DeVito, Julie Delpy ve Greta Gerwig’li bir yıldızlar geçidi.

Zombi Ekspresi / Bu-San-Haeng / Train To Busan / Yoen Sang-ho

Cannes Film Festivali’nde Geceyarısı Seansı’nda dünya prömiyerini yapan Zombi Ekspresi / Train To Busan, kararlılıkları korku ve endişeyle zorlanan bir tren dolusu yolcunun hikâyesini anlatıyor. Daha şimdiden TV dizisi ve devam filmi konuşulmaya başlanan Zombi Ekspresi, hem özgün hem de gayet eğlenceli ve tempolu bir korku-gerilim filmi. Güney Asya’da birçok ülkede gişe rekorları kıran filmin yönetmeni Yeon Sang-ho’yu ilk filmi Domuzlar Kralı adlı animasyonla tanıyoruz.

Filmekimi Ankara
Advert
YORUMLAR
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Zencani'nin idam cezası onandı
Zencani'nin idam cezası onandı
Bir TL kararı da TMSF'den
Bir TL kararı da TMSF'den