Advert
Advert
Advert
Bir Osmanlıcılıktır gidiyor
Tuncer Kırhan

Bir Osmanlıcılıktır gidiyor

Bu içerik 515 kez okundu.

Cumhuriyetin suyu çıkmış gibi bir Osmanlıcılık modasıdır gidiyor. Bu konuda yazılan uydurma romanlardan tutunuz, şehirleşmedeki gelişmeler, moda ve siyasal yapılanma arayışları ile tam bir Araplaşma yaşanmaktadır.

'Ben ondan daha iyiyim' diyerek Arap geleneklerini inanç değerleri olarak benimsemeden tutunuz da, oralarda ne kadar dağ, tepe, şeyh ismi varsa yeni doğan çocuklara verilmektedir.

Osmanlıcılık diyerek toplumsal vizyonu batı uygarlığı yerine imparatorluğu yutan bataklığa çevrilerek din milliyetçiliği ya da din kardeşliği adı altında geçmişe bağlamak yanlıştır.

Cumhuriyetin ilke ve erdemlerini beğenmeyenlerin Osmanlıcılık duygusuna kapılarak ulusal dinamiklerle oynamak ihanetten başkası değildir.

 Osmanlı devletini oluşturan halklar ve inançlar farklılığı 'Osmanlıcılık' düşününün ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Bu düşün Tanzimat döneminden İkinci Meşrutiyet’e kadar halkların birlikteliğinin temelini oluşturacak bir unsur iken, dünyada ki gelişmeler etkisiyle dağılma sürecine girmiştir.

Osmanlı devletini kurucu unsuru olan Türkler, ülke topraklarının tamamını vatan olarak bilmişken, öteki halkların dil ve inanç farklılığına rağmen  Osmanlılık düşününde birleşmişlerdi.

Türk unsur dışındaki azınlıklar siyasi anlamda vatan birliğinin oluşmasını akıllarına bile getirmemişlerdi. Çoğunluk Osmanlı hudutları içinde olan toprakları kendi vatanları olarak kabul etmedikleri gibi, her etnik grup ileride ayrı toprak elde etmenin, ayrı vatan yaratmanın çabası içinde oldukları bir gerçektir.

Sadece devletin adı olarak kullanılan Osmanlıcılıkta her etnik grup, ayrı bir millet olduğunu ve ayrı bir vatanları olması gerektiğini unutmadılar. Çünkü onlar 'Osmanlıcılık' şemsiyesi altında amaçlarına ulaşabileceklerdi, öyle de oldu. Osmanlılık kozmopolit etnik gurupların inkâr etmedikleri milli kimliğin canlı kalmasını sağlayan bir formül iken,  milli bir devletin oluşmasına da imkân vermemişti.

Bu durumu 1908 tarihli 1. Dönem olan ve millet meclisi yerine milletlerin meclisi görünümündeki 275 milletvekilinden, 60'ı Arap, 25'i Arnavut, 23'ü Rum, 12'si Ermeni, 5'i Musevi, 3'ü Sırp, 1'i Ulah ve 4'ü Bulgar'dı. Geriye kalanların ise ne kadarının Türk olduğu belli değildi. Osmanlı İmparatorluğunda milli kimliği dile getirememek,  ümmet anlayışına ters düşme paranoyasından başkası değildi.

Arap ve diğer azınlıkları tatmin etmek mümkün olmadığı için, batıda oluşan ulus devletçilik ve millet kavramı engellenmişti. Öyle ki, o dönemde Kırım ve Orta Asya’dan gelen düşünce adamlarının milli devlet üzerine çalışmalarını öğrenen 2. Abdülhamit, Necip kavim ve Millet-i Sadık-a ile ters düşmemek için, "Başımıza Kızılbaşlık çıkarmasınlar" diyerek çıkardığı fermanla adamları yurt dışı etmiştir.

O dönemde Osmanlı meclisini oluşturan milletvekilleri birbirlerini tanımadıkları gibi dillerini dahi anlamıyorlardı. Seçimle gelmelerine karşın, temsil edilebilecek bir birlik ve anlayışta söz konusu değildi.

Toplumu Osmanlıcılık altında birleştirmeyi ümit eden iktidardaki İttihat ve Terakkiyi bu hülyadan bir Ermeni milletvekili; "Osmanlı Bankası kadar Osmanlıyız. Devlet-i Osmani'nin bir şirkettir. Ortakların ise kendi varlıkları, inançları, milli kimlikleri ölçüsünde sermaye içerisinde temsil edenler olmalıdır." Bu benzer sözleri günümüzde de tekrar edilmekte iken, Mehmet Akif’in; Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi tarih." Dediğini hatırladık.
İşin aslı, Araplar dâhil hiç bir etnik unsur Türklerle beraber yaşamak istemiyordu. Çünkü Osmanlılık çürümüş, dağılma noktasına gelmişti. Tam da bu nokta da çıkarılan ikinci Meşrutiyet Osmanlıcılığın kaderi olur ve on yıldan fazla süren savaşlar imparatorluğun geleceğini belirler.

Bugün, Osmanlıcılık hülyalarıyla bir yere varılamazken, bir fenomen olarak görülen din olgusunu Arap baharı içinde yaşanmaktayız.

Otuz yıldan beri ulusal birliğimizi tehdit eden terör ve Kürt milliyetçiliği ile İslamcılığı tesis etmeye çalışmak ve onu çimento olarak görmek mevcut çatışmayı daha da derinleştirecektir.

Geçmişte yaşatılan Türk-İslam sentezi yerine ikame edilmeye çalışılan Kürt-İslam sentezi milliyetçi ayrımcılığa ivme kazandırmaktan başka işe yaramayacaktır.

DİĞER YAZILAR
YORUMLAR
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Memur zammında uzlaşma sağlandı! İşte alınacak zam oranları
Memur zammında uzlaşma sağlandı! İşte alınacak zam oranları
İtalya'da deprem: Ölü, yaralı ve denizin altında kalanlar var!
İtalya'da deprem: Ölü, yaralı ve denizin altında kalanlar var!