Advert
Advert
Advert
Sivil toplumculukta nereye?
Tuncer Kırhan

Sivil toplumculukta nereye?

Bu içerik 549 kez okundu.

Dergimizin geçen sayısında Taksim ve Kızılay meydanlarındaki olaylarla ilgili "Çayyolu halkı ayakta, Çayyolu STK'ları suskun"  diye bir başlık vardı. Objektif  bir yaklaşımla bu tespitte haklılık payı vardır, ancak kimselerinde bu eleştiriden rahatsız olmaması gerekir.

Bilinmesi gerekir ki, sivil toplum kuruluşları için faaliyet demek para harcamak demektir. Çayyolu’nda 36 dernek faaliyet göstermesi önemli bir iştir.ancak ideal olan dernek yönetimlerinin kontrol edilebilir sayıda üye ile  odacıklarda oturmaları değil gerektiğinde kitle olacak dinamiklere ve projelere sahip olmalarıdır. 

Sivil toplum kuruluşu derken, adından da anlaşıldığı gibi,  resmi kurumlar dışında ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, politik, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları yapmak, ikna edici  eylemlerle  faaliyet gösteren, üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle alan, kâr amacı gütmeyen ve gelirlerini bağışlar ve/veya üyelik ödemeleri ile sağlayan kuruluşlar olduğunu biliyoruz.

Bunları biliyoruz da ne yapıldığını bilmiyoruz diyenler için, STK’ları oluşturan potansiyelin bilinçli üye ve kitleler yaratma olduğunu unutmamak gerekir. Bugün Çayyolu Ankara’nın en elit yerleşkesi olmasıyla demokratik yaşam kalitesinin oluşması ve takibi için önemli bir potansiyele sahiptir. 

Bugün Çayyolu'nda sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin yetersizliği gözleniyorsa, kamuoyu ile ilişkilerinin gözden geçirilmesi gereği vardır.12 Eylül darbesiyle travma yiyen sivil toplumculuk büyük bir darbe yerken, o günlerde başlayan ve halen devam eden sindirme, caydırma ve tasfiye politikaları ile Türk-İş'teki  üye sayısı bir buçuk milyondan iki yüz bine,  altı yüz bin üyeli DİSK   elli bine düşmüşken,mesleki örgütler olan Barolar  ve Tabipler birliği, TMMOB, Kamu-Sen ve  Eğitim-Sen  dışında varlık gösteren mesleki örgüt yok gibidir. 

Oysa kurtuluş savaşı döneminde  bin bir güçlükle bir araya gelen yurtseverlerin oluşturduğu Milli Kongre Cemiyeti (Derneği),  Kuvayı Milliye ruhuyla bir zaferi kucaklamış, ardından mucizeler yaratmıştı. Bugün gelinen noktada örgütlü yaşama bakışımız ve katılımımız toplumsal bir fobi taşıdığı doğrudur.Bunun nedenleri,sanki  örgütlenmenin  cezalandırılması gereken bir eylem gibi görmekten geçtiğidir. Çünkü kamuoyunda örgüt sözcüğünün psikolojisi ürperticidir. Birilerini 'örgüttendir' diye anlatmaktan ayrı bir keyif alırız. 

Özellikle 12 Eylül dönemlerinde akıllarda tehlike anlatan bir imajla örgüt ve örgütlenmeden söz etmek neredeyse devlete ve sisteme karşı olmayı  anlatır  hal almışken yasa tanımazlığın yada gizli işlerin göstergesi  olarak algılanırken, söylenecek söz de hazırdır. "Bu işlere  tehlikelidir, büyüklerimiz gereğini yapar,  neyine lazım." Gibi efsanelerle,  örgütlü toplumla demokrasi yolunun aydın ve anlaşılır olacağını göz ardı etmekteyiz.

İçişleri Bakanlığı Dernekler Daire Başkanlığı'nın verilerine göre, bugün  Türkiye’de  86 bin dernek faaliyet gösterirken  ilk sırayı 15 bin 216  sayı ile din kapsamlı olanlar almaktadır.

İsminde 'Türk' ya da 'Türkiye' olan dernek sayısı 444 iken, merkezi yurtdışında bulunmasına rağmen Türkiye'de faaliyet gösteren  yabancı dernek sayısı 55 olarak gösterilmektedir.

Nüfusu 75 milyon olan Türkiye’de  derneklerin üye sayısı 7 milyon 396 bin 591 olup, dernek başına ortalama  90 üye düşmesi STK’ların ne kadar etkisiz ve tabansız  olduğunu göstermektedir.

Bugün Ankara'da 8 bin 305  dernek varken,  Çayyolu’nda 36 derneğin faaliyet göstermesi örgütlü toplumculuk adına başarılı  bir durak olsa da, unutmamak gerekir ki, asıl iş Çayyolu halkı ve Çayyolu medyası ile ile el ele olmaktan geçtiğidir.

DİĞER YAZILAR
YORUMLAR
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Selin Sayek Böke'den Adalet Kurultayı hakkında açıklamalar
Selin Sayek Böke'den Adalet Kurultayı hakkında açıklamalar
Kendi partisinin 'milliyetçi' adına karşı!
Kendi partisinin 'milliyetçi' adına karşı!