Advert
Advert
Advert
Ağlamak ve duygu kontrolü
Tuncer Kırhan

Ağlamak ve duygu kontrolü

Bu içerik 449 kez okundu.

Ağlamak bir erdem olmadığı gibi kadın/erkek gibi cinsiyeti de yoktur. Kaldı ki her gözyaşı da ağlamak değildir. Bilim adamları bunu; Temel Gözyaşı, Refleks Gözyaşı, Duygusal Gözyaşı ve Patolojik Gözyaşı olarak dört ana gurupta değerlendirirler.

Günümüzde devlet adamlarının olaylar karşısında duygularını kontrol edememeleri çeşitli eleştirilere neden olurken, duyguların dengeli ve uyumlu şekilde ortaya koyulamaması halinde hatalar ve eleştiriler da kaçınılmaz olduğunda yapılan gaf ve öfke gösterileri telafisi güç sorunlara neden olduğu bir gerçektir.

Demek oluyor ki, toplum yönlendiricilerin ya da ülke yönetiminde bulunanların, komutanların hatta aile reislerinin davranışları kadar duygularını da  kontrol etmeleri gereği vardır.

Yüz yılın lideri olan Atatürk'ün savaş şartlarında dahi belirgin bir duygu kontrolü içinde bulunduğu, davranışlarında olduğu kadar kılık kıyafeti ile de örnek bir insan tablosu çizdiği bilinmektedir.

Halk arasında yaygın olarak söylenen "anamız ağladı" ya da "analar ağlamasın" gibi söylemler kadar yaygın olan "erkekler ağlamaz" ya da "karı gibi ağlama" sözleri duyguların bastırılması amaçlı kullanılan tabulardır.

Ağlamak ya da hüzünlü duruşun gelişmemiş toplumların karakteristik yapısıyla ilgisi olsa da ağlamaya neden olan dış etkenlerin ruhsal tepkiyi artırdığı, bunların da başında toplumsal ağıt, müzik gibi kültürel değerlerin olduğu bir gerçektir.

Doğu kültüründe yaşaya gelen ağıt yakıcılık gibi dayatmacı bir anlayışla toplumun duygularını yöneten arabesk müzik potansiyel ağlama motoru gibi kitleleri olumsuz yönde etkilerken, resim diyerek duvarlarımıza astığımız ağlayan çocuk resminde bile hüznü yaşamaktayız. Demek oluyor ki toplum olarak hüzün ve ağlamadan yana pirim veren bir yanımız var. Edebiyatçı şair Hilmi Yavuz "Hüzün ki en çok yakışandır bize / Sayenizde ya da sayemizde" demekle bu topraklarda yaşayan insanların gerçeğinin altını çizmektedir.

Siyaset dünyamızda ağlamanın pirim yapacağını kim düşüne bilirdi? Ama iş öyle değil, toplumsal lümpenleşme yaygınlaştıkça maneviyat adına insanların iç dünyasını tahlil eden simsarlar çözüm araçlarını yüreğimize pompalamaktan geri kalmıyor, bu sektörde ne kadar sermaye konulsa zarar etme endişesi de olmuyor.

Siyasal yozlaşmayla birlikte hayatımıza giren "ağlamayana meme yok" sözü bir bakıma ağlamayı siyasal çıkar aracı olarak gösterilmektedir.

Kimi şahısların dini sohbetlerinde, kimilerinin de siyaset yaparken sergiledikleri ağlama görüntülerini savunanlar kalemlere sarılıp fıkıh ve sünnet üzerinden yorum yaparken, devlet katından "ağlamak adam işidir" bir başkası; "sığırlar ağlamaz" diyerek polemik yaparken, siyah beyaz ve tek kanallı televizyon günlerinden bir diyalogu hatırladık.

Uzay Yolu adlı dizi de uzaylı Kaptan Kirk rolünü üstlenen Mister Spook ile dünyalı sarışın Dr. Helena Russell arasında doğan aşkta güzel kadının gözlerinden yaşlar akınca şaşkın Kaptan Kirk "ağlamak acizliktir, siz dünyalılarla anlaşamayız" der.

Besteci Sarkis Efendi’nin "Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime/Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime" adlı parçasını dinlerken, Türkiye’deki Gezi Parkı olaylarında,

Eskişehir'de,  Hatay'da sopalarla linç edilen gençlerimiz varken, Adeviyye Meydanı'nda öldürülen Esma için ağlayanların, 2020 olimpiyatlarının kaçırılmasına nedeni olan Türkiye’ni imajı konusunda ağlamak daha insani ve milli olurdu.

Cumhuriyetin 90. Yılında yoktan bir ulus ve vatan yaratanlar, mazlum milletlere de örnek olmuşlardı. Bugün sınır komşularla sıfır sorun diye yola çıkanlar bölgede yalnız kalmış, topluma atılan şehvetli belagat ile ülke değerleri tarumar edilmişken, duyarsızlık içinde  gelişmeleri seyretmek ağlanması gereken bir haldir.

DİĞER YAZILAR
YORUMLAR
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Selin Sayek Böke'den Adalet Kurultayı hakkında açıklamalar
Selin Sayek Böke'den Adalet Kurultayı hakkında açıklamalar
Kendi partisinin 'milliyetçi' adına karşı!
Kendi partisinin 'milliyetçi' adına karşı!