Advert
Advert
Advert
Mektuplar Üzerine
Tuncer Kırhan

Mektuplar Üzerine

Bu içerik 599 kez okundu.

Siyaset üzerine yazmak istemesem de birkaç söz etmeden geçmeyeceğim. Hani “Rüzgâr gibi geçti” diye bir Amerikan filmi vardı. Başrollerinde Clark Gable ve Vivien Leight oynamıştı.

Bizim siyasi hayatımızdan da bir on iki yıl rüzgâr gibi geçip gitti.

Leyleğin ömrü lak lak ile geçer gibi, muhalefet partileri de bir dahaki seçime diyerek teselli arayıp durdular.

Bir türlü yenilgiye doymayan güreşçiler gibi aralıksız on defa yenildiler. Şimdi de vur abalıya kabilinden bir kurultay telaşıdır gidiyor. Sanki bir şeyler olacak gibi. Aha buradan söylüyorum kurultaydan falan hiçbir şey çıkmaz, tıpkı öncekiler gibi, ha kel Hasan, ha Hasan kel.

Ne yazık ki hala başarılı olduğunu iddia eden bu iki parti son seçimde yanlarına on tabela partisini de aldılar yine yenildiler.

Hiç düşünmüyorlar ki neden?  Biri bizi dövüyor ama kim?

Bu gizli ahbaplar Cumhurbaşkanlığı için aday gösterdikleri kişinin adını dahi telaffuz edemezken, halka emanet ederken, propaganda gezilerinde birisinde yanında dahi olmadılar, adamcağız uyduruk sloganlarla kapalı salon ve şehitliklerde gezinip durdu. Kendi çapında başarılı da oldu.

Siyaseti rakamsal da olsa başaran birisi karşısında beşinci defa yenilgi yaşamanın vebali millet değildir. Bunu bilenler algı metodu ile doğru yolu seçip yerlerini yeni simalara bırakmalıdırlar.

Gelelim başlıktaki konumuza.

 

Ünlü edebiyatçı Sait Faik “İnsan sevdiği birine mektup yazmak için bu saatlerde kalkmalı ve bir kır kahvesine gitmesi gerektiğini söyler.

Üstat öyle dese de sevgiliye yazılan mektupların zaman ve mekânı olmadığını hepimiz biliriz.

Çünkü mektuplar içimizdeki duyguların, yakarışların, günah çıkarmaların bazen de sorgulamaların sertifikalarıdır.

 

Biraz gerilere gittiğimizde batı edebiyatındaki örnekleriyle, Kafka’nın Milena ve Felice’ye yazdığı mektupları kim bilmez.

Ya, Baudelaire’in hizmetçisine, yazdıkları, peki Van Gogh’un kardeşi Teo’ya, Victor Hugo’nun sevgilisine yazdığı mektuplar bu kadar ünlenmişken sizin hiç mi yazdıklarınız yok bir yerlerde.

 

Edebiyatımızın ünlü kalemlerinden Cemal Süreya karısı Zühal’e, Sabahattin Ali nişanlısı Filiz Hanıma, Orhan Veli ise onca sevgili arasından Nahit Hanım diye birini seçmiş. Peki Ahmet Arif’in karşılıksız olarak yıllarca yazdığı ve  bir banka tarafından basılan ‘Leylim leylim’ diyerek Leyla Erbil’e yazdığı mektuplara ne dersiniz? En azından yakın bildiğiniz birinin yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim.

 

Hele bir tanesi var ki, mektup deyince,  Gazi Mustafa Kemal’in Macar Corinne’ye yazdığı mektuplar kimi zaman bir dertleşmenin, kimi zaman sorgulayıcı bir kişiliğin, kimi zaman da bir savunma aracı olarak insanın iç dünyasını dışa yansıtmasından başkası olamaz.

 

Elimize geçtiğinde her seferinde kaldırıp atamadığımız, bazen bir kitap arasında bulduğumuz sararmış mektuplar üzerindeki satırların değerini kim unutur?

Günümüzde mektup yazmayı ortadan kaldıran bilgisayar ve gelişmiş telefonlar olmasaydı, sanırım mektuplar yazılmaya devam edecekti.

Bu kargaşa ve yakınmalar ne kadar sürer bilemem ama darısı bundan sonra mektup yazmak isteyenlere olsun.

 

(*) Basılmakta olan “ Bu Kaçıncı Sen“ adlı mektuplar ve şiirler adlı kitabımdan.

DİĞER YAZILAR
YORUMLAR
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Memur zammında uzlaşma sağlandı! İşte alınacak zam oranları
Memur zammında uzlaşma sağlandı! İşte alınacak zam oranları
İtalya'da deprem: Ölü, yaralı ve denizin altında kalanlar var!
İtalya'da deprem: Ölü, yaralı ve denizin altında kalanlar var!