Advert
Advert
Advert
Çocukluğumuzda...
Özgün Ökmen

Çocukluğumuzda...

Bu içerik 547 kez okundu.

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı. Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım. Hatta babamın bile anahtarı yoktu. Annem evimizin direği gibiydi, hep evdeydi. Her yere ailece giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu…

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı. Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani. Kafelerde, alışveriş merkezlerinde buluşmazdık. Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik. Öğretmenlerimizi çok sever ve sayar onları idol olarak görürdük.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi. Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık. Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.

Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerinde su içerdik. Ya da pencereden bize bir sürahi, bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.

Kısacası evine gidip gelen (…ki; sadece çişi gelen giderdi evine).Elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.

Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi. Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu. Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenliydi. Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi…

Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı. Sonra kavgalarımızda öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. Azar işitmez, acil servislere de taşınmazdık. Düşerdik, şişmesin diye ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim. Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.

Komşumu tanımıyorum, orada kim oturur hiç bilmem, bilsem de bana yabancıdır. Çıkarına dokunmaya gör; tanıtır kendisini. Senin hakkına-hukukuna zerre kadar saygı göstermez. Her şeyi kendisine hak görür. Yani komşuluk yok denecek kadar az ve hatta bitmek üzeredir.

Evimizi kendimiz temizlerdik. Şimdi evlerimiz var, içinde yaşam yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuklar yok. Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, güvenliksiz güvenli siteler ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar…

Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz.

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede nine diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu. Ben kapılarında valelerin beklediği yerlerden hep çekinmişimdir. Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksitini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine verilmesi ters gelir bana. Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder. Nedir bunlar? Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı yalnızlıklarımızla yaşar olduk. İyi de neden böyle olduk? Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?

“Her toplum hak ettiği gibi yönetilir” derler ya, hak ettiği gibi yaşar diyelim mi? Kimin yazıp, kimin söylediği önemli değil, gerçekler apaçık ortada, her geçen gün mutsuzluğumuz artıyor. Görünen köy kılavuz istemez derler ya, işte öyle bir şey.

Kalın sağlıcakla…

YORUMLAR
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Memur zammında uzlaşma sağlandı! İşte alınacak zam oranları
Memur zammında uzlaşma sağlandı! İşte alınacak zam oranları
İtalya'da deprem: Ölü, yaralı ve denizin altında kalanlar var!
İtalya'da deprem: Ölü, yaralı ve denizin altında kalanlar var!