Advert
Advert
Advert
Tarihi Süreçte Türk Kadın Hakları
Tuncer Kırhan

Tarihi Süreçte Türk Kadın Hakları

Bu içerik 200 kez okundu.

Hani bildik bir sözde; “neler yapmadık bu vatan için, kimimiz can verdik, kimimiz nutuk söyledik” denir ya. Osmanlı döneminde, “eksik etek, Köroğlu, çocukların anası, süpürgenin sapı” gibi tanımlamalar arasında bir adım ileri gidemedik. Kadın adına ne yapılmışsa arkasında yeni cumhuriyetin ışığı vardır.

Bu dönemde çağdaş ve okuryazar ve yürekli kadınlar geleceğin genç nesillerini doğurmasaydı bu günleri bile göremeyecektik. Bir başka ölçü;1935 yılında 120 kişilik TBMM’de 18 kadın milletvekili vardır. Bugün ne yazık ki, bu sayı İran Parlamentosundan daha geridedir.

Bu nasıl bir anlayıştır ki; kadın ve kız çocukları diri diri toprağa gömen bir anlayışla toplum yönetilirken, bu defa sözde cenneti onların ayakları altına sermek bile yetmemiştir. Medyaya düşen haberlerin birinde, bir gurup erkek ellerinde pankartta “Örtünmek kadının özgürlüğüdür” diyerek evde oturan kadınlar için sözde hak aramaktadır. Sanki onların  işiymiş gibi, kardeşim bırakın o kadınlar konuşsun, size de ne oluyor?

Geçtiğimiz dönem  meclis toplantısını yaparken sözde deneyimli AKP milletvekili Bülent Arıç, kadını sadece susan bir yaratık olarak gördüğü ve CHP’li bayan grup başkanı Şafak Pavey’i susturmak için “Bir kadın olarak sus.” Diye tavsiyede bulunması erkek egemen bir toplum olmakla kalmıyor, cahiliye dönemindeki İslami anlayışı hatırlatmıştı. Kabul etmek gerekir ki bir ülkede kadın hakları bakanlığı var ise o ülkede kadın hakları ihlali vardır.

Tarihi gerçeklerin miladı olarak bilinen Talas savaşı (751) ve ardından Bağdat’ta fiili olmayan bir halifelik makamını İstanbul’a taşıyan Osmanlının din adına Araplaşma ile büyük bir yozlaşma (değişim) süreci başlamıştır.

Oysa Türklerde kadının saygın bir yeri olduğu konusunda İbni Batuta’nın “Seyahatname” adlı eserinde on dördüncü yüzyılda devlet geleneklerinin, İslami geleneklerden çok daha üstün olduğunu söylerken, Türklerin devlet işlerinde ve sosyal hayatta kadınlarına çok saygılı davrandıklarını kaydeder.

Kiram kentinde gözleriyle gördüğü sultanın eşini arabadan kendisinin indirdiğini şaşkınlıkla anlatır. Hatta Kuran yasaklarına rağmen erkekler yanına çıkmasında, konuşmasında sakınca olmadığını yazar. Daha eskilere gidersek, Bilge Kağan adına dikilen Orhun Anıtlarında (720)Türklerde kadının siyasal ve sosyal hayattaki rolü ve katkısı anlatılırken devleti birlikte yönettikleri gerçektir.

Arap hükümdarı Yezit döneminde Horasan valisi Zeyyat’ın oğlu Orta Asya fetihlerine çıkarken Buhara valisi olan Türk Hatun Sultan Arap saldırılara karşı koymak için ona evlenme teklifi gönderecek kadar hür irade sergiler. Bir başka örnekte ise Selçuklu sultanı Tuğrul Bey Bağdat’ı işgal ettikten sonra oradaki halifenin kızı ile evlenirken, hikâye tarihi kayıtlara şöyle geçer. “…Tuğrul Bey, süslü elbiseler içinde eşinin karşısında diz çökerek yeri öptü, değerli hediyeler vererek odasına davet etti.” Demesi geleneksel saygının yaşatılmasıdır.

Bırakınız o şeriat delisi Osmanlı dönemini Atatürk döneminden sonra yetmişli yıllara gelindiğinde siyasi partilerin kadın kolları gerekçesiz olarak kapatılırken kadının adı aranır olmuştur. Diyebiliriz ki; İslam’a girinceye kadar “kadın” özgür ve eşit haklara sahipti, şeriat hükümleri içine giren erkek, onu giderek aşağılamak ve erkeğin kölesi durumuna getirmiştir.

Bu duruma kim dur diyecektir? Elbette ki kadının kendisi. Unutmamak gerekir ki peygamberleri de, liderleri de doğurup büyüten kadınlardır. Uyduruktan 8 Mart günlerinde anmakla olmaz. Zaten Atatürk der ki; “Kadınlarını geri bırakan toplumlar, geride kalmaya mahkumdur” Görünen köy kılavuz istemez buna denir.

DİĞER YAZILAR
YORUMLAR
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Selin Sayek Böke'den Adalet Kurultayı hakkında açıklamalar
Selin Sayek Böke'den Adalet Kurultayı hakkında açıklamalar
Kendi partisinin 'milliyetçi' adına karşı!
Kendi partisinin 'milliyetçi' adına karşı!