Advert
Advert
Advert
Seçimlere Giderken...
Tuncer Kırhan

Seçimlere Giderken...

Bu içerik 469 kez okundu.

12 Haziran seçimlerine farklı bir atmosfer içinde gittiğimiz belli. Şunun şurasında ne kaldı demeden, yozlaşan siyaset ve kısır döngü içinde yaşananların toplumu ne kadar gerdiği de bilinmektedir.

Toplumsal ahlakın temel ilkelerini inceleyen ve buna göre kurallar koyan düşünce sistemi olan, etik kuralda temel yapıyı oluşturan disiplin, siyasal ahlakın şekillenmesini çoğunluğun kabulü olarak ortaya çıkarırken, bu kuralların her ikisi de inanç ve geleneksel değerler içinde yoğrulup, yönlendirici konuma gelince bozulur. Bunun nedeni siyasal yozlaşmadır.

Demokratik yaşamı oluşturan düşüncede doğal kaynak olarak görülen işçi sınıfı, kısmen küçük burjuvazi, köylüler, kronik işsizler, memurlar, ulusalcılar, entelektüeller, sanatçılar, akademisyenler ve laik burjuvazi temel dinamikleri olan güçler, 1980 darbesiyle birlikte dayatmacı yönetimlerin baskısı altında kalarak, güdümlü bir sınıf olmaktan öteye gidemeyip, bugün sessiz unsurlar olarak durmaktadırlar.

Bir karalama politikasıdır almış başını gidiyor. İslam dinine göre en büyük günahlardan sayılan gıybet (kötüleme, karalama)  rutin bir hal almıştır. Son günlerde medyaya taşınan olaylarla rakipleri aşağı çekme söylemleri karşısında siyasal ahlak ve etik değerler yerle bir olmuştur.

Temel anlayışımızda çok önemsediğimiz bir deyişle; yaratılanı sevmenin, yaratandan ötürü olduğu söylense de, bu acımasız olayları körüklemeye gerek yoktur. Üstelik, sindirilmiş durumda olan toplum bağırıp çağırmaya prim vermemektedir.

Sokak ortasında bıçaklanan ünlü sanatçı Baykam'da olduğu gibi, İstanbul'un göbeğinde yerlerde sürüklenen taksi şoförü bayanı sadece izlemenin adı olsa olsa mankurtlaşmadır.(!)

Bu şekilde gidilen 12 Haziran seçimleri, vatandaş için, önemli olmasa da, hükümet için hayat memat meselesidir. Başbakanın hedefinde duran başkanlık gibi düşünceler için, tek çare CHP'nin yüzde 24'lerde tutulması, MHP'nin ise meclis dışında kalmasıdır. Kabul etmek gerekir ki, MHP' siyasi hayatımızda eski olduğu kadar ideolojik bir kitle partisidir. Terör örgütü destekli DTP'ye otuz kişiyle meclise göndermeyi göze alanlar, MHP'nin referandumda kayan emanet oylarının geri dönebileceğini düşünmemektedir.

Bu değerlendirme içinde terminolojiye 'Sakin güç' diye giren sağduyu, CHP ve MHP için bir fenomene dönüşmesi unutulmamalıdır.

Siyaset dünyası bunu 1981'de Fransa'da Mitterand’la, Türkiye'de ise 1982'de Özal ile yaşamıştı. Özal'ın uyguladığı politikalar ve politik yüzler yıpranınca, siyasetin patırtı gürültüsü de arttığı hatırlanmalıdır.

Diyebiliriz ki, 12 Eylül ve sonrası yönetimler, siyasi hayatımızda ki  yozlaşmanın miladı olmuştur.

Turgut Özal'ın rakiplerini aşağı çekmek için siyasete etik bir düzey getiren Erdal İnönü ve Demirel için; 'Onlar küçük Turgut'la uğraşsınlar' sözü, başbakanın, Kılıçdaroğlu'nun televizyonda tartışma çağrısı karşısında,'sen amatör kümedesin.' demesini hatırlatmıştır.

Oysa,sayın başbakan, 2002 seçimleri öncesi Baykal gibi usta bir politikacıyla televizyonlarda tartışmayı göze almakta beis görmezken,başbakan olunca, tecrübelerinden istifade etmek için ziyaret ettiği Demirel için, bu defa; 'seksen yedi yaşına gelmiş, hala elini eteğini çekmedi.' başka bir konuşmasında, Batı cephesi komutanı, cumhuriyetimizin  ikinci adamı ve ilk başbakan merhum İnönü'yü Hitler'e benzetmekle etik değerleri alt üst etmiştir.

Anlaşılan o ki;batı da olduğu gibi merkez sağ ve solu temsil eden partilerin  temel misyonu olan, devletçiliğin değişmez bir politika olduğu unutulmuştur.Böyle olduğu içindir ki; sağduyunun tutarlı isimlerinden Hüsamettin Cindoruk; 'köy köy gezip CHP için çalışmalıyız' deme noktasına gelinmiştir.

Mahalle kahveleri siyasetin nabzını tutan yerlerdir. Bizim Yenimahalle'de Nuri ustanın berber dükkanı küçük bir siyaset laboratuarıdır. Geçenlerde dedi ki; 'Ben başbakanın yerinde olsam, oturaklı konuşmalar yapar, paradan altı sıfırı attığımı, sağlık işleri gibi meseleleri anlatırdım.Görülen o ki; başbakan sinirli.'

Müşteri cevap verdi;'Şu ÖSYM'nin başındaki adamı görevden alsaydı, oyum başbakanındı, artık vermem. Televizyonu göstererek;'Göreceksiniz, mitinglerdeki talimli kalabalık sandığa yansımayacak.' İşi biten adam noktayı koydu.'Reytinglerde de, Kılıçdaroğlu’nun dinlenme oranı, Erdoğan'ı dinleyenlerden yedi sıra önde, Erdoğan öfkelenmesin ne yapsın' diyerek çıkıp gitti.

Sonuç olarak, hükümet yorgundur, Ortadoğu 'da yürütülen eş başkanlığın muhatapları yerle bir olmuştur. Ülkeyi korku alanına çeviren terör batı ve Karadeniz bölgesine taşınmıştır. Açılım diye ortaya atılan kavram, terör örgütü ve onun uzantıları olan siyasi unsurların manifestosu olurken, birileri Türkiye'ye bir başbakan yetmiyor diyebiliyorsa bunun adı önü alınamayan bir başkaldırıdır.

Duble yol yaptık demek iyide, tatil mevsimi geliyor, dünyanın en pahalı benzini ile nasıl gidileceğini hesap eden yoktur. Milletin efendisi ve temel dinamiğimiz olan köylü, tarım politikaları yüzünden sadaka bekler olmuştur.

Öğretim kurumlarını yönlendiren ÖSYM yalan yanlış intihal olaylarıyla güvenini yitirmiştir.

İstanbul üzerinde çizilen çılgın projelerin halka yararı olmadığı bilinirken, Karaelmas Üniversitesini 'biz yaptık 'Balıkesir'de Hacı Bektaş Veli yerine,  Hacı Bektaşi Veli gibi yanlışlıklar deseniz ne olur, demeseniz ne olur. Yapılan vaatler karşısında vatandaşın kanaati Eminönü meydanındaki Osman Terkan'a verildiği gibidir.

Bir önceki seçimlerde, ilgisizlikleri nedeniyle yazlıklarından dönmeyerek, yada 'benim oyumla ne olacak? 'istemeye istemeye vereceğiz,' rehavetine kapılanlar sorumluluklarını bilmelidirler.

CHP'deki yenilikler, değişim ve devinimin olduğu yolunda demokrasi ve hukuka inancın bir göstergesi iken, CHP'nin merkez sağdan gösterdiği isimler konusunda yapılan eleştiriler kabul edilemez gerçeklerdir. CHP, merkez sağdan beslenmeyip te, marketten mi beslenecekti diye sormak gerekir. Halk kaynağından çıkan her vatandaşın, aklıselim olarak her partiye yönelmesinden daha doğal ne olabilir? Marjinal yaklaşımlarla, seçkincilik adına genetiği bozma fobisi yaşamak,  olsa olsa faşizmdir.

CHP'nin kitlelere ulaşan programı ve söylemler giderek anlaşılırken, Kılıçdaroğlu'nun CHP'yi iktidar yapma istek ve öz güveni meydanlara yansımaktadır.

Kılıçdaroğlu,öfkeli değildir, pragmatiktir, hesapçıdır, hakça bir paylaşımdan yanadır. Bu haliyle doğrunun gücüyle çıktığı yolda bir sürpriz yapacağı inancı yaygındır, bunu görmek için kâhin olmaya da gerek yoktur.

1946'dan bu güne kadar yaşadığımız demokrasinin erdemiyle, değişim ve değişkenler sürecinde gerekli çıkışları gösteren halkımız, ülke için en iyi olanı yapacaktır.

Doğudan doğacak bir güneşle, 12 Haziran' da; herkes için haydi hayırlısı derken;

Alman faşizmi karşısında direnen ünlü papaz Martin Niemöller'in ünlü şiiriyle bitirelim.
Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım/Çünkü ben sosyalist değildim.
Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım, çünkü sendikacı değildim/
Sonra Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım, çünkü ben
Yahudi değildim.
DİĞER YAZILAR
YORUMLAR
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Selin Sayek Böke'den Adalet Kurultayı hakkında açıklamalar
Selin Sayek Böke'den Adalet Kurultayı hakkında açıklamalar
Kendi partisinin 'milliyetçi' adına karşı!
Kendi partisinin 'milliyetçi' adına karşı!