Advert
Advert
Advert
Türk dil bayramı
Tuncer Kırhan

Türk dil bayramı

Bu içerik 549 kez okundu.

Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin en önemli kültür kurumlarından biri olan ve on iki Eylül darbesiyle önemsizleştirilen Türk Dil Kurumu 79 yıl önce,12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün  talimatıyla kurulmuş ve 26 Eylül 1932  tarihli dil kurultayında ise ‘Dil Bayramı’  kabul edilmişti. Ne yazık ki; bugün ne o günkü heyecan, ne Türk Dil Kurumu ne de Türk Dil Bayramı kalmıştır.                            

Türkiye Cumhuriyetinin temel dinamiği olan ulusal dil ve tarih bilinci,Atatürk'ün en çok önem verdiği konular olduğu bilinmektedir. Ancak geldiğimiz noktada her şey yerini arar olmuştur. Bu amaçla başlatılan çalışmaların ilki 1931 tarihli, Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti'nin kurulması uluslaşmanın da bir gereği olduğunu  işaret eder.

Atatürk,11 Temmuz 1932 gecesi adeta bir okul olan Çankaya'daki ünlü sofrasında yanındakilere; "Dil işlerini düşünmek zamanı gelmiştir. Ne dersiniz?" diye sorar. Masada bulunanların bu düşünceye katılması üzerine, "Öyle ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir dil cemiyeti kuralım ve adı 'Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun.' diyerek Türk Dil Kurumunun teorik temellerini atar ve bilindiği gibi bu kurum daha sonra,  Türk Dil Kurumu olur.
Cemiyetin kuruluşuyla birlikte başlayan çalışmalar sürerken, Türk Dil Kurultayının hazırlıkları da başlamış olur. Bu coşku ve heyecan içerisinde toplanan Türk Dil Kurultayına yurt dışından  ve içinden çok sayıda bilim adamı, gazeteci, yazar, devlet adamı ve sanatçı katılır.

Atatürk, kurultayı baştan sona izlerken, Türkçenin gelişmesi, özleşmesi, zenginleşmesi yolundaki çalışmaları yürüten,Türk Dil Kurultaylarının önemini belirtir.

Bu tespit ve önerilerin en önemlisi;Türk dilinin yabancı dillerden giren sözcüklerden arınması değil, eş anlamlı sözcüklerle dilin zenginleştirilmesi şeklinde değerlendirilmiştir.Bir örnekle, Farsça 'gul' olarak bilinen kelime, Türkçe' ye 'gül' olarak girerken sadece biçim değiştirmiştir.

Atatürk'e göre, dilin kaynağı halktır. O zaman araştırmaların da halk kaynağından beslenmesi gereği vardır diyerek çalışmalar genişletilir.

Atatürk,dilin zenginleşmesini eş anlam sözcüklerle sanat ve bilim dili olacak köklere kavuşmasına önem verirken, bunları işleyip bilimsel yapıyı oluşturacak kuruluşları da topluma kazandırmayı amaçlamıştır.

İstanbul Üniversitesi'ne bağlı bir "Dil Okulu" halkevlerinde "Edebiyat ve Türk Dili Kolları" kurularak köylere kadar uzanan araştırmalarla yeni sözcüklerin taranması yönünde alınan kararlar önemli sonuçlar sağlamıştır.

Atatürk, bu çalışmaları izlerken, 'Türkiyat Enstitüsünün günlük çalışma raporlarıyla, Sovyetler Birliği içindeki Türk Dünyası ile ilgili haberlerini de yakından takip eder. Ziraat Bankası şeref defterine görüşlerini aktarırken, yetmiş yıllık bir vizyonla çarpıcı hedefler belirler.

‘Bugün Sovyetler birliği dostumuzdur. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, Avusturya Macaristan gibi parçalanıp, ufalanabilir. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir.

İşte o zaman,Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostluğun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek demek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanıyor? Manevi köprülerini sağlam atarak..

Dil bir köprüdür.İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin  içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını değil, bizim onlara yaklaşmamız gerekir.’

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi diye faaliyet gösterecek üç ayaklı bir kurum, ilk defa modern Türkiye Cumhuriyeti eğitim kurumları arasında yerini alırken,  dil, tarih ve coğrafyanın bir üniversite çatısı altında Ankara'da açılmasıyla, Asya'daki Türklerin  tarihini,coğrafyasını, hem dilini çok iyi öğrenmiş bir neslin yetişmesini öngörüyordu.

Dil ve tarih çalışmaları aksamadan sürerken, dil ve tarih üzerindeki çalışmaları yakından izleyen Atatürk, bu tür çalışmalardan dolayı yorgun düşse de, çevresine bu yorgunluğunu belli etmemeye çalıştığı bilinmektedir.

Atatürk,2 Ağustos 1936 tarihli üçüncü Dil Kurultayında yaptığı konuşmada: "Konuk dil bilginlerinin, Türk dil bilginleri ile birlikte çalışmalarından, dil bilimin şimdiye dek çözemediği bir çok güçlükleri aşacağına, bu çalışmaların bir çok gerçeklerin günışığına çıkmasını sağlayacağına güvenim tamdır" derken,kurultayın en ilgili  izleyicisi olurken; 'Hedefimiz yalnız Anadolu Türklerinin değil, bütün dünya Türklerin ortak dilini yaratmak olmalıdır.' Diyerek Türk dilinin geniş bir coğrafyada etkili  olması üzerine hedeflerini tekrarlamıştır.

Bugün dilimizdeki kirlenmenin hangi boyutta olduğunu anlatmayı bir başka yazımızda işleme sözüyle, Atatürk'ün dil üzerine bir özdeyişiyle noktalayalım.

'Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bilinçli olarak işlensin.'

DİĞER YAZILAR
YORUMLAR
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Memur zammında uzlaşma sağlandı! İşte alınacak zam oranları
Memur zammında uzlaşma sağlandı! İşte alınacak zam oranları
İtalya'da deprem: Ölü, yaralı ve denizin altında kalanlar var!
İtalya'da deprem: Ölü, yaralı ve denizin altında kalanlar var!