Her şey üstüne geliyorsa bir düşün;
belki de ters giden sensin !
DOSTOYEVSKİ
12 Haziran seçim sonuçları CHP içerisinde ciddi kırılmaların olacağının açık bir göstergesiydi. Ancak Kılıçdaroğlu sonuçları o günlerde başarıymış gibi göstermemiş miydi? Daha sonraları fatura “örgüt”e kesildi. Evet, örgüt seçimlerde gereği gibi çalışmamıştı. Ancak bunun nedenleri doğru tespit edilmiş olsaydıi çözüm daha da kolaylaşacaktı.
Seçim sonuçlarında pek çok neden sıralamak mümkündür. Ancak hiç şüphe yok ki, sorunun esas kaynağı örgütün hiçe sayılmasıydı. CHP yönetimi, üyesi ve örgütüyle buluşmak yerine Kılıçdaroğlu aracılığı ile seçimlerden sonuç çıkartmayı yeğlemiştir. Ve örgütlerin dikkate alınmaması ile alınabilecek sonucu almıştır. Hafızamızı bir yoklayalım; Milletvekili adaylarının bazıları CHP ile hiçbir ilgisi olmayan, sağ eğilimli ve hatta cemaatçiler arasından seçildi. Buna karşın yıllarca uğraş veren, bedel ödeyen, tutarlı isimler yok sayıldı. Örgütün önüne CHP’ye en ufak katkısı bulunmamış, CHP için politika yapmamış, partinin yolunu dahi bilmeyenler milletvekili adayı olarak konulmuşken, CHP Kadın Kolları Başkanı aday bile yapılmamıştır. Örgütün önseçim talepleri dikkate alınmamıştır. Halbuki –az sayıda da olsa- önseçim yapılan yerlerde başarı oranı yüksek olmuştur. Herkesten, her kesimden oy isteme yaklaşımı CHP’nin temel değerlerinden uzaklaşmasını da beraberinde getirmiş, adaylar ve örgüt birbirine yabancı kalmıştır.
Yönetim ile örgüt kopukluğunun en önemli nedeni parti içi anti-demokratik işleyiştir. Bu işleyişin demokratik nitelikler kazanması için tüzük kurultayı büyük önem taşımaktadır. CHP’ de en çok tartışılan konu tüzüktür. Ancak ne zaman demokratik tüzük tartışmaları başlasa, bu talebi dile getirenler başta olmak kaydıyla partiden dışlama hareketi de beraberinde gelişmiştir.
Kılıçdaroğlu son kurultayda verdiği söze sadık kalarak yapması gereken demokratik tüzük için kolları çok önceden sıvamalıydı. Parti içi demokrasiyi sağladıktan sonra ülkede demokrasi mücadelesi için güç kazanmalıydı. Bunun yerine tasfiyeci bir anlayışla harekete geçen üst yönetime tepki gecikmemiş ve örgüt tüzük kurultayı istemiştir. Son kurultay talebi olağanüstü hızlı gelişti. Üç dört gün içerisinde 400’ü aşkın imza toplandı. Bazı imza sahipleri “koruma” altına alındı ve listeden çıkartılıp sadece 362 imza ile başvuru yapıldı. Bu sayı içerisinde Baykal ekibi ile Belediye Başkanları yok. Bu isimlerle birlikte düşünürsek sayı 700’ü aşmakta.
Şimdi zor bir sınav CHP’yi bekliyor; Demokratik Tüzük...
Kurultay, parti içi sorunların demokratik yoldan aşılıp ülke siyasetinde etkili olmanın sıçrama tahtası olmalıdır.
Demokratik bir CHP tüzüğünde en öncelikli ilke parti üyeliğinin güçlendirilmesi olmalıdır. Üye yapısı, her sandık çevresinin ekonomik ve toplumsal durumunu yansıtmalı; üst yönetim eliyle oluşturulan üyelik yapısı mutlaka sınırlandırılmalıdır.
Örgüt içi seçimlerin önemi büyüktür. Örgüt içi seçimlerde blok liste yerine birleşik oy pusulası ve çarşaf liste uygulanmalıdır. Aday olma hakkı kesinlikle sınırlandırılmamalıdır. Seçimle işbaşına gelen örgütler yine seçimle gider kuralı kesinlikle uygulanmalıdır.
CHP’de nasıl olursa olsun yeter ki değişim olsun anlayışı terk edilmelidir. Değişimin yönü mutlak, ama mutlak ileriye doğru olmalıdır.
Bu yazı temennilerimden ibarettir. Ben de istiyorum ki bu kurultay bir demokrasi şöleni olsun. Ancak şu ana kadar delege seçimlerinden gelen haberler bu kurultayın hiç de bir şölen havasında geçmeyeceği yönünde. Yanılmayı çok istiyorum. İşte bu sefer CHP’nin yanıltmasını bekliyorum!