Çayyolu’nda büfelere savaş açan zihniyete atfolunur

Çayyolu'nda büfelere savaş açan zihniyete atfolunur

Ankara Barosu'nun başkanı Feyzioğlu, bundan sonra güvenlik güçlerinin hukuk değil kendi ahlaki ve dini değerleriyle icraat yapmalarından endişe duyuyor.

23 Ocak 2011 - 03:01

Çayyolu'nda yerel yayın yapan bir gazete ve onun yan kuruluşu bir web sitesi Çayyolu'n da üzerinde Efes Pilsen reklamı bulunan büfelere savaş açtılar. Aşağıda yayınlanan röportaj bu kişilere atfolunur.

Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu önce Çayyolu’nda ailesiyle içkili restorana giden çocuklara yapılan baskını ortaya çıkardı, ardından TPDK’nın tartışmalı içki yönetmeliğinin iptali için harekete geçti. Ankara Barosu’nun genç başkanı, VATAN’ın sorularını yanıtladı:

Önce Çayyolu için suç duyurusu, ardından içki yönetmeliği için iptal davası geldi. Ankara Barosu “akşamcının içkisine sahip çıkar” gibi görünüyor?

Yanlış anlama olmasın; biz içki bayraktarlığı yapmıyoruz. Çıkış noktamız yaşam tarzlarına idarenin dayatma yapmasıdır. Hukuka uygun olmadığını söylüyoruz. Hepimiz birbirimizin hayat tarzına saygılı, hoşgörülü olduğumuzda huzura kavuşacağız. Yani aynı masada içki içenle içmeyeni yan yana gördüğümde ve siyasetçilerin bundan rahatsız olmadığını anladığımda ‘Türkiye bir noktaya gelmiştir’ diyeceğim.

Toplumun içki sıkıntısı var mı sizce?

Bence çok büyük bir sıkıntısı yok. Sorun idare ile toplum arasında. Toplum hoşgörülü. Öyle bazılarının iddia ettiği gibi gerici, yobaz değil. Muhafazakar eğilimleri var, doğru. Ama bu topraklarda insanlar birbirlerinin yaşam tarzına tarih boyu saygılı olmuşlar. İsyan ettikleri şey, yöneticilerin kendi yaşamlarına müdahelesidir.

Yönetmeliğin iptali gerekçenizde çok sayıda madde var. Reklamların üzerinde de çok durmuşsunuz?

Evet. ‘Aynı üründen birden çok markayı aynı anda bulunduracaksın’ gibi sponsorluk anlaşmalarını imkansız hale getiren hükümler var. Toptan baktığımızda yönetmelik diyor ki, ‘İçki satmayın. Yani satabilirsiniz ama sizin yerinizde olsam bu kadar zor bir işe girmem’. Satıcılar yoluyla tüketiciye, halka söylüyor bunu.

‘Sen en iyisi içme’ diyor yani?

Evet ‘içme’. ‘İçki yerine portakal suyu iç’ diyor. Portakal suyu içerim ama bir kadeh şarabı, rakıyı da içerim. Buna da kimsenin karışmaya hakkı yok.

Trafik kazaları öne sürülen gerekçeler arasında?

Bu kazaların başlıca sebebi alkol. Ama bu çok yanlış bir yaklaşım, hatta demagoji. Çünkü ‘İçki iç otomobile bin’ diyen kimse yok. Tam tersine içkili otomobil kullanmaya ilişkin yaptırımları istedikleri kadar artırabilirler. Bu kontrolleri istedikleri kadar sıklaştırabilirler.

Bu da doğru olur zaten..

ABD’de bir otomobilin yolcu kısmında açılmamış bile olsa bira bulunduğunda suç sayılır. “Yol kenarlarında içki satılamaz” hükmü var ve doğrudur. Efendim ‘İçiyor, içiyor sapıtıyorlar’ diyorlar. İçip sapıtmanın yaptırımı var. Bunlardan yola çıkarak “İçkiyi yasaklayalım”a gelemezsiniz. Gelirseniz, amacınız toplumu terbiye etmektir.

“Aksırıncaya kadar” içenlere ne diyorsunuz?

Öyle içen varsa sağlığına zarar veriyor. Kendilerini kontrol ederler diye umut ediyorum. Ama onların yaşam tarzları beni ilgilendirmez.

Başbakan’ın bu sözleri liberallerin de tepkisini çekti. Bir siyasinin bunu söylemesi doğru mu?

Sayın Başbakanımızın bunu maksadını aşarak ifade ettiğini umut ediyorum. Aksi taktirde içki içmekte kendi inanışına göre sakınca görmeyen insanlara dostça olmayan bir ifadedir. Oysa bir Başbakanın veya siyasetçinin hayat tarzlarına, dünya görüşlerine bakmaksızın herkesi kucaklaması lazım. İçkinin aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içilmesinin zorunlu olmadığı belli bir yaşa gelmiş, tecrübe edinmiş insanların bildiği bir gerçek. Söylenmemesi gereken, ağzıdan kaçmış olduğunu ümit ettiğim, belli bir tabana yönelmiş bir ifade.

Başbakan, TÜSİAD toplantısında sizi de eleştirdi. ‘Ne biçim hukukçular... Gençleri korumak anayasal görevimiz’ ifadesini kullandı?

Gençleri devlet korumak zorunda. Ancak bana 24 yaşla ilgili sınırın hangi kanun, anayasa maddesinde yer aldığını söylemezsiniz, çünkü yok. Daha ironik bir şey söyleyeyim. Bu yönetmeliğin uygulanmasında bir uyuşmazlık çıktığında ona bakacak hakim çok büyük ihtimalle bir ilçede 24 yaşın altında olacak. Yeni yönetmeliğe göre kendisi hedef alınarak içki tanıtımı yapılamayan sınıftan alacak. 24 yaşında hakim, doktor, avukat olursunuz. O yaşta artık siz genç bir yetişkinsiniz. İdarenin yaptığı hayat tarzını yönetmektir. Bu yönetmelik bir toplumu özellikle içki konusunda terbiye etmeye niyetli.

Ama hem Başbakan hem de iktidar partisinin üyeleri ‘muhafazakar olabiriz ama demokratız’ diyorlar?

Ben, belli mevkide olanların sözlerine peşinen iyi niyetli yaklaşmayı, söze güvenmeyi kural edinirim. Sonra izlerim. Burada da baktığımda, sonraki başka sözlerde sıkıntı görüyorum. Yönetmelikte hakkın özünü ortadan kaldırıcı, kanuna ve anayasa aykırı hükümler olduğunu görüyorum. Yönetmeliği ben yapmadığıma, idarenin yönetmeliği olduğuna göre ve idarenin başı sayın başbakan olduğuna göre, icraat söylenenle uyumlu değil. Ama hizmet edenlerin hizmetini de takdirle karşılamak lazım. “Her şey kötüdür” edebiyatından halk da bıktı, ben de bıktım.

Nasıl bir edebiyat türü bu?

“Bittik, battık, her şey karanlık” Bu itici bir söylem. Türkiye’de her şey kötü değil. Çok güzel şeyler oluyor. Sağlıkta, bilişimde... Adliye sarayları yenileniyor. Yüzlerce güzel şey var. Fakat hukukçu bakışıyla eleştirdiğim şey şu: Bu iyilikleri ve yatırımların, başarıların yanında Türkiye’de, idarecilerde bir zihniyet değişikliği yaşanıyor. Beni korkutan bu.

Zihniyet değişikliğini açar mısınız?

“Sadece ben bilirim, siz dediğime uymak zorundasınız. Fikir almam, herhangi bir konudaki endişenizi gidermeye gerek duymam” şekindeki yaklaşım. İktidarın, muhalif de görse toplumun her katmanını kucaklama, yaptıklarını anlatma, ikna etmeye çalışma, hoşgörülü olma sorumluluğu vardır. Muhalefetin değil iktidarın hoşgörülü olması zorunluluğu vardır demokrasilerde. Bu hoşgörü bugün Türkiye’de yok. Kim konuşursa “Sana ne oluyor” deniyor. Böyle bir düşünceyle bırakın ileri demokrasiyi, standart ve vasat bir demokrasiye bile sahip olamayız.

Yüzde 42 arasında içkisine karışılmasına kızanlar var mı sizce?

Sadece içki diye aldığımızda içenler içmeyeler şeklinde yaklaşılır. Toplumun içkiyi kendi dini inanışına göre günah gören ve benim de çok saygı duyduğum kesimi diyebilir ki “Gitsin evinde içsin kardeşim”. Bir taraftan herkes hayat tarzına saygı duyulmasını istiyor ama yine aynı herkes diğerinin hayat tarzına saygı duymaya niyetli değil.

Peki amaç nedir? Seçim öncesi muhafakazakar tabana mesaj mı veriliyor?

Ben politikacı değilim. Kimin kime ne mesaj verdiğini bilmiyorum. Ama hukuk penceresinden bakarsak, bazı hukuk dışı davranışların yeşereceği ortamın yaratıldığını söyleyebilirim. Bilerek veya bilmeyerek. Mesela öğrenci protestoları.

Bunlarla ilgili endişelerinizi dile getirmiştiniz...

Öğrencilerin siyasileri protestosunu çok sert karşılarsanız, “Yere düşen kızı 40 açıdan izledim. Başına bir şey gelmemiş” gibi, Pazar akşamı futbol yorumcusu gibi yargı kurmaya kalkarsanız, güvenlik güçlerinin şiddet kullanmasını özendirirsiniz. Bu sözlerle güvenlik güçlerini hedef almıyorum. Polisin ve jandarmanın güç kullanması gereken yerde ve gerektiği ölçüde kullanması sorumluluğudur. Çünkü canımızı koruyacak. 20 sene öncesinin polisi, jandarmasıyla bugünkünün arasında fark var elbette. Değişimi, eğitim seviyesindeki artışı görmemek mümkün değil. Ama bir taraftan endişem eğitim seviyesi yükselirken bazı uygulamalarının hukuk kuralları mı esas alınarak yoksa ahlak ve din kurallarını mı esas alarak icraa edildiği.

‘İLERİ DEMOKRASİYE BAĞIŞ BİZİ TAŞIYACAKSA BU, ÜLKENİN TALİHSİZLİĞİDİR’

Hangi takımı tutuyorsunuz?


Galatasaraylıyım. Ama benim aile ve devlet terbiyem bir başbakanın yuhalanmamasını gerektirir. Cumhurbaşkanı, Başbakan içeri girdiğinde ayağa kalkıp önünü iliklemeyi gerektirir. Kim olduğu beni ilgilendirmez, ben makamlara saygı duyarım. Bir ülkenin Başbakanı maçta yuhalanmaz. Yuhalamak suç falan değildir ama nazik ve doğru değildir. Misafirdir öyle bakacaksınız.

Koskoca bir camiaya kuşbeyinli, gerizekalı demek de o kadar doğru değil...

İşte bunlar olayları şahsi almakla ilgili. O yuhalama kişiliğe yönelik değil yapılan icraata yönelik.

Yumurta atma eylemi doğru mu?

Doğru bir protesto yöntemi değil. Ama 200 yıldır Avrupa’da uygulanıyor. Suç olarak, olsa olsa bir yerinize isabet ederse basit yaralamaya girer. Kanuna göre takibi şikayete tabidir. Avrupalı politikacılar kendilerine yumurta atanları şikayet ederler mi derseniz, hayır etmezler. Çünkü hoşgörü demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ama kafalarına yumurta yemekten hoşlanmazlar. Baro olarak yumurta atmanın yanlış olduğunu söyledik. Ama SBF dekanını hedef alan, soruşturma açılmasını teşvik eden ve muhtemelen görevden alma prosedürünün başlamasına neden olacak açıklamaları da kınadık.

Ama Sayın Bağış yumurta atan o genç kızdan şikayetçi oldu...

“İleri demokrasiye geçtim” diyen bir ülkenin yöneticileri arasında kendisini sayıyorsa şikayet etmemeli. AB’ye bakıp etmemeli. Sayın Bağış ceketimin omzuna geldi, kirlendi, şikayetçiyim, davacıyım’ dedi. Siyasaten bence doğru değil ama bir vatandaş olarak şikayetçi olabilir. Ancak sonra, “Yumurta atan öğrenciyi nasıl oluyor da 4 tane avukat savunuyor? O avukatların hangi STK’larla hangi ilişkiler içinde olduğunu biliyoruz” dedi. Ne kadar talihsiz bir beyan. Bağış, STK’larını, varlık sebeplerini, avukatın yardımından yararlanmanın vazgeçilmezliğini bilmediğini ispatlamıştır. Kişisel talihsizliğinin yanı sıra bu ülke talihsiz olduğunu görmüştür. Çünkü sayın Bağış, aynı zamanda AB başmüzakerecisidir. İleri demokrasiye bizi taşıyacak insanların başındadır.

Bağış’ı kınadınız bu açıklamadan sonra...

Türkçe, İngilizce, Almanca olarak hem de...

Çayyolu basit bir hata değil


Metin Feyzioğlu, Ankara’da bir lokantada çocuklarıyla birlikte yemek yiyen ailelere yapılan baskıyı ortaya çıkarmasıyla da gündeme geldi. Polisler çocukların alkollü mekanlara giremeyeceğini söyleyerek ailelere ceza yazmak istemiş, ancak Feyzioğlu’nun müdahalesi üzerine bundan vazgeçmişlerdi.

Sizin Ankara’da yaşadığınız olay...

Yasaya yüzde yüz aykırı şekilde yapılan bir içki denetiminin basit bir yanlışlıktan kaynaklandığı düşüncesinde olamam ve değilim. Bu denetim yapan veya yaptıranların kimse bunlar. Henüz bilgi gelmedi.

Bazı polislerin yeri değişti ama soruşturma yapılacak mı?

Resmi bildirim gelmedi. Soruşturmadan da söz edilmedi. “İnceleme başlatıldı” denildi. Biz soruşturma açılmasını, yapan ve yaptıranların cezalandırılmasını talep ediyoruz. Çünkü o uygulamanın yasaya açıkça aykırı olduğunu ortaya koyduk. Ama uygulamanın arkasındaki mantığın, bir hukuk kuralının ihlal edilip edilmediğinin denetlenmesinin olmadığını, yaşam tarzının denetlenmesi olduğunu söylüyorum.

Yani artık bazıları ahlaki ve dini değerlerle bu denetimleri mi yapıyor?

Ben o lokantadaki uygulamanın arkasındaki düşüncenin ahlak ve din esaslı olduğu kanaatindeyim. Birilerinin kendi ahlak anlayışına, düşüncesine göre yanlış olan, yapılmaması gereken bir davranışın düzeltilmesi çabası olduğunu düşünüyorum. O “düzeltilmesi gereken” davranış çocuklarıyla birlikte aile restoranına gidip içki içmektir. O yüzden bu kadar çiddiye aldım. Toplum da bu nedenle ciddiye aldı. Basit bir hukuka ayrılık olsaydı kimse ciddiye almazdı.

İçki yönetmeliğini de aynı şekilde mi değerlendiriyorsunuz?

Aynı mantık. Sizin dünya görüşünüzde olmayan, yaptıklarınızı beğenmeyen insanlara yanlış bile düşünseler tahammül etmek zorundasınız. Bulunulan makamlar hizmet makamlarıdır. Kullandıkları makam odaları, yetkiler şahsi değildir. Ama belli bir süre sonra her şey çok şahsileştirilmeye başlanıyor. Mesela, “Para verdim yaptırdım. O talimatı verdim” gibi. Ne verdiğiniz para sizin paranız, ne kullandığınız yetki şahsınıza ait bir yetkidir.

YARGININ AKACAK KANI KALMADI

Yargının durumunu referandum sonrası nasıl görüyorsunuz?


Yargı kanayan yara diyorlar. Yargının akacak kanı kalmadı, kanamıyor artık. Bitti, çöktü.

Yargı da bittiyse ne yapacağız?

Türkiye’nin çok iyi hukukçuları var merak etmeyin. Bazen birbirimizi anlamıyoruz. Aynı hedefe yönelmişiz ama birbirimize güvenmiyoruz. Sadece bir demokraside siyasi iktidar her erki, gücü kontrol etme heveslisi olamaz. Olduğu taktirde rejim totaliter bir rejim olur. Önce buradan başlamak lazım.

ÖZEL HAYATIMIZA SAYGI İSTİYORUZ

“Muhteşem Yüzyıl” dizisiyle ilgili tartışmaları takip ediyor musunuz?


Kanuni’nin özel hayatına duyulan saygının, internette kaseti dolaştırılan, yatak odalarına girilerek çekimler yapılan, yüksek mahkemelerdeki odalarına yasa dışı girilerek ses kayıtları yapılan kişiler açısından çok daha önce gösterilmesini beklerdim. Bu devlet, yöneticiler özel hayata saygı gösterecekse lütfen önce bugün yaşayanların özel hayatına saygı göstermekle işe başlasınlar.
(vatan)

Bu haber 1965 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Game of Thrones'un çok eleştirilen son sezonuna 10 ödül
Game of Thrones'un çok eleştirilen son sezonuna 10 ödül
Web Analytics
http://addurl.nuz35W7z4v9z8w