Yoksullukla Mücadele Günü'nde Hacer Foggo yazdı: 'Kağıt Toplayıcı Ferdi ve piramidin en dibindekilerin hikayesi'

Hacer Foggo, Yoksullukla Mücadele Günü’nde kağıt toplayıcılarının yaşadığını sorunlarına dikkat çeken bir yazı yazdı.


Yoksullukla Mücadele Günü'nde Hacer Foggo yazdı: 'Kağıt Toplayıcı Ferdi ve piramidin en dibindekilerin hikayesi'

Hacer Foggo, Yoksullukla Mücadele Günü’nde iktidarın kendilerine yönelik baskısı ile gündeme gelen kağıt toplayıcılarından Ferdi'nin hikayesini kaleme aldı.

Foggo'nun yazısı şöyle:

Bugün Dünya Yoksullukla Mücadele Günü”, küresel yoksulluğun azaltılması ve dünya çapında yoksulluk konusuna dikkat çekmek” BM’nin farkındalık oluşturmak için ilan ettiği bir gün. Bu yazıyı yazarken bir kağıt toplayıcı arkadaşımla telefonda konuştum “nasılsın “der demez başladı anlatmaya “Ne yapayım abla gizli gizli kağıt topluyorum.”

İstanbul Valiliği’nin “kamu zararı ve haksız kazanca sebebiyet vermekte” sözleriyle yaptığı açıklama ile kağıt toplayıcılarının çekçekleri toplanmaya başlamıştı.

Ferdi, zabıtaların artık sokak aralarında polisle birlikte dolaştığını söylüyor. Ferdi gizli gizli kağıt toplayıp ve topladığını bir hurdacıya satmayı becerirse cebine koyacağı para en fazla 40-60 TL arası. Ferdi’nin nerede yaşadığını, biliyorum, eşini tanıyorum, bebeğinin rahatsızlığını ve başka bir sürü hikayesine de tanıklık ettim. Kazandığı para ile ne alacağını da tahmin ediyorum. Ferdi’nin sokaklarda “gizli gizli kağıt topluyor olması” nın trajikliği ve haksızlığını hiçbir genelge ve yasa bana anlatamaz.

Bu hikayeleri bilmeden kağıt toplaycı Ferdi’nin haysiyetinin “gizli, gizli” çalışarak zedelendiğini anlayamadan yapılacak hiçbir sosyal politika yoksulluğu azaltamaz. Yoksulluğun azalması için yoksulluğu yaşayanlarla bir politika geliştirmeniz gerekiyor. 17 Ekim’i Yoksullukla Mücadele Günü ilan eden Birleşmiş Milletler (BM) “Sıfır Atık” projesi için şirketlere, belediyelere, şahıslara “ödül verirken” yine aynı nedenle 1 milyona yakın kağıt toplayıcının ödül verdikleri tarafından “açlıkla” baş başa bırakıldığını da görebilmeliydi. Görebilseydi Sıfır Atık projesi ile ilgili çalışmalara destek verirken kağıt toplayıcılarının istihdamı ile de bir şeyler söyleyebilirdi. Böylece BM Sürdürülebilir Kalkınma hedeflerinin 2. Maddesi “Açlığa Son” mücadelesi de daha anlamlı hale gelebilirdi.

İşte bütün bu nedenlerle yokluğun, görünmeyenlerin gerçek hikayeleri çok önemli. Derin Yoksulluk Ağı geçen hafta “Hikaye’nin Yok hali” adlı bir e-kitap çıkardı. “Hikâyenin Yok Hali” derin yoksulluk içindeki farklı kişilerin gerçek yaşam öykülerinden oluşuyor. Kağıt ve plastik toplayıcısı bir çiftten sazını sessiz nöbete koyan bir müzisyene kadar onlarca öykü bir arada. Kitap, derin yoksulluğun yol açtığı hak ihlallerini de göz önüne seriyor. Kitapta bir kağıt toplayıcı kendi hikayesini şu sözlerle anlatıyor:

“Günde en az 7-8 saat yürüyorum, çekçek de benimle geliyor. Saat geçtikçe o da doluyor, ağırlaşıyor, yürümek daha da zorlaşıyor. Hem kağıt topluyorum, karton, koli ne varsa, hem plastik, naylon, poşet, şişe işte... Çöpten hurda çıkarsa onları da alıyorum. Hurda olsa yine daha iyi oluyor. Yenecek gibiyse, varsa yiyecek de alıyorum. Sebze, domates, biber, patates... Eve getirip yıkayıp temizleyip yiyoruz. O çekçek de benim değil, sabah çıkınca hurdacıdan alıyorum, topluyorum, dönüşte hurdacıya geri gidiyorum. Topladığımı alıyor kantara koyuyor. Kağıdın kilosu 60 kuruş. Yüz kilo olursa 50 lira, 60 lira alıyorum. Çekçeği de bırakıyorum.”

Bir başka hikaye kronik evsizlikle ilgili bu hikayeyi anlatan kadını çocukluğundan beri tanıyorum. Evleri kentsel dönüşümde yıkıldıktan sonra sürekli ev değiştirdi ailesiyle birlikte. Sonra büyüdü aile oldu ve pandemi de beni buldu devreden yoksulluk dediğimiz şey tam da bu. Hikayesi şöyle :

“Oğlum evde doğdu, rahat etti. Kızım kartonun içinde, çadırda büyüdü. Eve çıktıktan sonra da kiraları ödeyemedim. 5-6 tane ev değiştirdim. İlk Anadolu’da oturuyordum. Dudullu’dan çıktım, Çimen Mahallesi’ne geldim. Çimen’den sonra Erguvan’da oturdum. Hürriyet Caddesi’nde. Oradan tekrar Ekşi Mahallesi’nde Kanyon Caddesi’ne taşındım. Eğer ev tutarsam tekrar Çimen’e döneceğim. Birçok ev değiştirdim. Hep kira yüzünden ev sahiplerim beni attı. Bir tanesi kontrat yaptı ama “istediğim an seni atabilirim” gibi bir şey yazdı. Benim de okumam yok, bakmadım kontrata. Bu sefer kontrat yaptırırsam iki senelik yaptıracağım. Kardeşimi götüreceğim yanımda, o okuma yazma biliyor. Okutturacağım ki habire ev değiştirmek zorunda kalmayayım. En çok Ekşi Mahallesi’ndeki evi seviyordum ama kirası çok fazlaydı. Çıkartamıyorduk kirayı. Çocuklar küçüktü. Hep borç alarak ödüyordum. En son, ben çıkacağım, dedim. Ev sahibi de sağolsun, birikmiş kiranın yarısını aldı. Kirası, elektriği, suyu ayda 1000 liraya geliyordu. Ben 1000 lira nereden kazanıyorum da vereyim?”

Yoksulluk en çok çocukları etkiler. Savunmasızlardır, okula giderken ayakkabılarının olmaması, beslenme koyulmaması bütün bunlar onlar dışında gelişen ama tüm bu nedenlerle de çok küçük yaşlarda ruhları yaralanarak büyürler. Bir çocuğun kapanmayan yarasının hikayesinden bir bölüm bu da

“ Abim restoranda çalışıyor, babam kanser tedavisi görüyor. Ben babamla ilgileniyorum, hastaneye onunla gidip geliyorum. Evde annemin bir işi çıkarsa kardeşlerime bakıyorum. Mesela eskiden resim yapıyordum, karakalem çalışıyordum, şu an hiç öyle çizmiyorum. Aslında anlatmayı unuttuğum -belki de atladığım- bir hikâye var. Ben eskiden karakalem çizim yaparken lisede güzel sanatlar okumayı çok istemiştim. Babam o zaman çalışıyordu, herhangi bir sağlık sorunu yoktu. “Baba gidelim, ne olur gidelim yetenek sınavı kaydına... Baba, lütfen gidelim.” “Tamam, tamam...” deyip beni geçiştiriyordu. Neyse bir ara gerçekten “Tamam” dedi. Gittik. “Merhaba, yetenek sınavı için kayıt yapmaya geldik.” “Şu şu evrakları getireceksiniz...” O gün de kaydın son günüymüş! 5’e kadar... Elimde sadece öğrenci belgesi vardı benim. Öğrenci belgesi dışında birkaç evrak daha gerekiyordu. “Sınav ücreti için bankaya bir ücret yatıracaksınız.” Babam, “Ben hallederim,” dedi. Sonra ücreti duyunca, “Neyse, boş ver baba...” dedim.

Yoksullukla Mücadele Günü’nde son olarak diyeceğim şudur yoksulluk bir özgürlük sorunudur. Sadece temel ihtiyaçlara kitlenmiş ve nesiller boyunca yokluğu devralan çocukların özgürlüğü için mücadele etmeliyiz. Sosyal yardımlar için kapılarda utançla bekleyen kadınların/çocukların yaşadığı sosyal dışlanma ve sistematik eşitsizliğe karşı hak temelli bir bakışa ihtiyaç var. Yoksulluk stratejileri, politikaları yeniden ele alınmalı mevzuatın gerektirdiği kadar değil, yoksulları özgürleştirecek kadar.

Not: Hikayenin Yok Hali kitabı için: https://derinyoksullukagi.org