Sanal Deprem: ABD'de hasar Ankara'ya teğet geçiş (şimdilik)
  • Reklam
Cengiz Çandar

Cengiz Çandar

Sanal Deprem: ABD'de hasar Ankara'ya teğet geçiş (şimdilik)

Deprem Amerika'nın uluslararası itibarını vurdu. Peki yara ölümcül mü? Pek sayılmaz. WikiLeaks, Erdoğan açısından 2011 seçimleri sürecinde elde ettiği en büyük 'armağan' bile sayılabilir.

WikiLeaks depremi!
Tüm dünya WikiLeaks adlı internet sitesine sızan ve onun sızdırdığı Amerikan diplomatik yazışmalarının, Türkiye saati ile pazar gece yarısına doğru ortaya saçılmasıyla sarsılıyor. "WikiLeaks depremi"nin güçlü "artçı şokları" günlerce devam edecek.
İtalya Dışişleri Bakanı Frattini, buna "diplomasinin 11 Eylülü" nitelemesini yaptı bile. 11 Eylül, uluslararası sistemde güvenlik algılamalarını nasıl derinden değiştirmiş ve bunun en doğrudan sonuçları Afganistan ve Irak savaşları olmuşsa WikiLeaks şayet "diplomasinin 11 Eylülü" ise bunun da uluslararası ilişkilerde yansımaları olması kaçınılmaz sayılıyor.
Olay, büyük ölçüde bir "Amerikan ürünü" olan küreselleşmenin cilvelerinden biri. "Sanal âlem" kavramı, "internet" bütün bunlar, 20-30 yıl öncesinde söz konusu değildi. Küreselleşme, nasıl bir bakıma "sermayenin demokratikleşmesi"ni beraberinde getiriyor, Çin ve Hindistan gibi ülkeler başta olmak üzere 21. yüzyılın süperdevlet adaylarının ortaya çıkmasına imkân veriyorsa tanımı gereği bir hayli "gizlilik" konusu olan diplomasi de gizli kalamıyor ve diplomatik yazışmalar "sanal âlem"de dolaşıma girebiliyor.
WikiLeaks'in yaptığı, tarihte görülen en büyük boyutlu ve çoğu gizlilik kaydı taşıyan diplomatik yazışmaların "kamu bilgisi"nin önüne getirilmesi. 1966'dan 2010 yılının şubat ayına dek, Amerika'nın Dışişleri Bakanlığı ile dünyanın her yanına yayılmış 274 büyükelçilik, konsolosluk ve diplomatik misyonunun aralarındaki 'yazışmalar' ortaya dökülüyor.
11 Eylül, New York'un "İkiz Kuleleri"ni ve Washington'daki Pentagon binasını vurmuştu. "Diplomasinin 11 Eylülü" ise Amerika'nın Dışişleri Bakanlığı'nı doğrudan ve bu arada Amerika'nın uluslararası itibarına vurdu.
Bu darbe "ölümcül" mü?
Pek sayılmaz. Yıpratıcı ama ölümcül olamaz, zira ortaya çıkan Amerikan diplomatik yazışmaları, ne uluslararası sistemde Amerika ile diğer ülkeler arasındaki ilişkilerin yapısal özelliklerini toptan ortadan kaldırabilir ne de Amerika'nın "tek süperdevlet" statüsü, bu yazışmaların ortaya dökülmesinden ötürü iptal olmuş olur. 

Türkiye'yle ilgili 8 bin belge
Elbette ki, her ülke kamuoyu, gelişmeyi kendi yönünden bir tür "röntgenci merakı" ve ilgisiyle izliyor. Söz konusu olan 251.287 adet sızmış belge. Bunların 15.652'si "çok gizli" (secret), 101.748'i "gizli" (confidential) kaydı taşıyor, 133.887'sinin ise gizlilik kaydı yok. Türkiye, "önemli" ülkelerden biri haliyle. Ankara'daki Amerikan Büyükelçiliği'nden sızan belge sayısı 7918. Bu rakamı 9000-10.000 civarında olarak ileri sürenler de var.
Türkiye, bu 7918 rakamının sadece 30 dolayında olanı açıklandığı zaman bile hareketlendi. Önümüzdeki dönemde kim bilir daha neler dökülecek ve gündemimizde tartışacak bir hayli konu ve isim bulabileceğiz.
İlk "salvo" daha ziyade 2004-2005 yıllarının yazışmalarını kapsıyor. Bunların içinde dönemin Ankara Büyükelçisi olan Eric Edelman imzalı değerlendirme notları ön planda. Ak Parti hükümeti ve başta Başbakan Tayyip Erdoğan ve çeşitli bakanlar, çeşitli Ak Partililer ve ayrıca CHP konusunda değerlendirmeler söz konusu.
Ortaya çıkan belgelere baktığımızda, akla gelmeyecek, bugüne tek tartışılmamış bir "bilgi"ye rastlandığı söylenemez. Edelman'ın "AK Parti alerjisi" ayan beyan yansıyor. Buradan hareketle WikiLeaks'in Türkiye'ye ilişkin olarak şimdiye kadar sızdırdığı belgelerin, Tayyip Erdoğan'ın elini güçlendireceğine bile hükmedilebilir.
Erdoğan hükümetine ilişkin "İslamcılık" kuşkuları, Ahmet Davutoğlu'nun "Neo-Osmanlıcılık"tan ötürü "tehlikeli" bulunması gibi, Amerikalı yetkililerin yaptığını öğrendiğimiz "anti" değerlendirmelerin, 2010-2011 itibariyle Ak Parti'nin "siyasi şansı"nı azaltması beklenemez. 

Erdoğan'ı güçlendiriyor, "ulusalcı" tezleri çökertiyor
Ak Parti'nin Amerika'nın bir "ılımlı İslam projesi" olduğu tezi, WikiLeaks belgelerinin çıkanı kadarıyla yerle bir oluyor. "Ulusalcılar"ın birçok tezi de iptal olmuş oluyor.
Ortaya çıkan belgelerin daha yakın zamana ilişkin bölümlerinde yansıyan Türkiye-Suriye ilişkilerini ve en önemlisi İran konusunda Amerika ile çekişmenin ayrıntılarının görüldüğü bölümler, bugüne dek, bizlerin yaptığı tahlillerin geçerliliğini ortaya koyduktan gayri, Türkiye'ye ve mevcut hükümete zarar verici nitelikte değil.
Keza, İsrail'de Mossad şefi Dagan'ın Amerikalı dışişleri yetkilisi William Burns'le yaptığı görüşmede Türkiye'de "askere bel bağlayan" taleplerinin öğrenilmesi, İsrail'i, Türkiye'deki İsrail yandaşlığını ve darbe sempatizanlığını sıkıntıya sokucu nitelikte.
Bununla birlikte, Amerikan Büyükelçiliği'ne Ak Partililerin ve bu arada bakanların gidip, birbirleri hakkında değerlendirmelerde bulunmalarının yansıması da Ak Parti içinde sıkıntıya yol açma potansiyeli taşıyor. Ama hükümet için "ölümcül" etki yaratacak güçte ve ölçüde değil.
En önemlisi, Erdoğan'ın "ofsayta düşmemiş" görüntüsü. Eğer, yeni yeni belgelerin saçılması, Başbakan'ın Amerikalılar gözündeki bu temel özelliğini değiştiremeyecekse WikiLeaks, Erdoğan açısından 2011 seçimleri sürecinde elde ettiği en büyük "armağan" bile sayılabilir. 

"Şeytan ayrıntıda gizlidir"
Yine de daha bilgimiz dahilinde olmayan ama olacak olan binlerce belge söz konusu. "Şeytan ayrıntıda gizlidir" derler, kim bilir ortalığa ne "şeytanlar" dökülecek.
Önümüzdeki günleri merak içinde, heyecanlı biçimde geçireceğimiz açık. Ne var ki, bütün bunların Türk-Amerikan ilişkilerinde de dünyanın Amerika ile ilişkilerinde de "radikal" bir değişime yol açmayacağı açık.

Bu yazı 1152 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w