Dunnıng-Kruger Phenomenon
Reklam
Reklam
Esra G. Helvacı

Esra G. Helvacı

Yolculuk

Dunnıng-Kruger Phenomenon

Kifayetsizlik Arapça bir sözcük olup, tam Türkçe anlamı ise yetersizliktir. Cehalet ise okumamazlık, tahsilsizlik ve dünya görüşünün ve bilginin olmaması veya az olması, sığlık olarak açıklanmaktadır. Genelde bilgi konusunda sığ olan insanlarda yoğun olarak kifayetsizlik gözlenmekte olup, bu tür insan kategorisine "Niteliksiz İnsan" adı verilmektedir. Bazen tahsil, bazen de yakalanan tecrübeler bu tür insanların niteliğinde pozitif etki yapamaktadır. İnsanın gelişim sürecinde hayvandan ayrıldığı nokta ise sosyal yaşantısında beyin sapından (beslenme, su içme, üreme, uyku, acil yanıtlar gibi yaşamı sürdürmek için gerekli olan temel davranışlarda otonomik ve endokrin davranışların bütünleştirilmesidir ve göreceli olarak basit sterotipik motor yanıtlardır.) uzaklaşarak korteks (Beynin üçüncü kısmı olan korteks,beynin düşünen, konuşan, yazan, yeni buluşlar yapan, merak eden, plan yapan, öğrenmenin, zekanın ve hafızanın oluştuğu bölüm olup, sınırsız bir kapasiteye sahip görünmektedir.) ile davranışlarını düzenlemesi olmuştur. Ancak, ne yazık ki toplumumuzu mercek altına aldığımızda, geçmişten günümüze kadar kifayetsizliğin kronik bir hal aldığı gözlenmiş ve toplumun büyük bir bölümünde ise yeniliğe kapalılık ve tutuculuk yerleşmiştir.

Aşağıda yer alan ve Nobel ödülü kazanan bilimsel araştırma sonucuna bakıldığında, genelde bütün dünya üzerinde siyasetle uğraşan kitlelerin önemli bir bölümünün "Kifayetsiz Muhterisi" olduğu ağırlık kazanmıştır.

Journal of Personality and Social Psychology'nin Aralık-99 sayısında yayımlanan teorileri özetle, "Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır" der.

Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan
araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
-Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir. 

-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp
anlamaktan da acizdirler.

-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar,
niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell
Üniversitesi' nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular.
Ardından öğrencilerden "testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını
tahmin etmelerini" istediler.

En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin),
testin yüzde 60'ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar
yüzde 70'e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.

En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü
denekler olduğu (soruların yüzde 70'ine doğru cevap verdiklerini
düşündükleri) görüldü.

(Not: Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Nobel de kazandılar.)

İki uzman psikolog bu bilinçsizliği, "kronik kendi kendini değerlendirme
(auto-evaluation) yeteneksizliğine" bağlıyorlar. Çalışan, kendi kapasitesini
değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim
olan, bu "yetersizlik + haddini bilmeme" kokteylinin, mesleki açıdan, karşı
koyulmaz bir itici güç oluşturması. Kariyer açısından bir eksiyken, artıya
dönüşmesi.

İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan "yetersiz", kendini ve yaptıklarını
övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan
en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir "hak" olarak
görecektir. "Uyanıklık" bilecektir.

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında
"fazla alçakgönüllü" davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne
çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar,
kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için
kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri
tarafından "ihtiras eksikliği" ile suçlanacaklardır. Üstleri de zaten,
genelde "aynı yoldan geçmiş" insanlardır.

Buna, insan kaynaklarının, iki benzer CV arasından, "kendine güvenen ve iyi
sonuç alma olasılığı yüksek" adayı tercih edeceği gerçeğini de eklerseniz,
Dunning-Kruger Sendromu'nun Peter Prensibi'nin yatağını yaptığı da
ortaya çıkar.

Sonuçta, "kifayetsiz muhterisler" her zaman ve her yerde daha hızlı
yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır. Etrafınıza bir bakın,
uzmanlara hak vereceksiniz.

Kifayetsiz muhterisi nasıl tanırsınız? 

1- Gücünü delegasyon bahanesinden alır. Ekibinin orkestra şefi havalarına
girer.
2- Çok gürültü patırtı eder, çok şey yapıyormuş havası estirir.
3- Koridorlarda hızlı hızlı, düşünceli edayla yürür.
4- "Beşer şaşar" diye düşünür. Ama genellikle şaşan beşer başkası değil,
kendisidir.
5- Ne olursa olsun, hazırlıklıymış, olacakları önceden biliyormuş gibi
davranır.
6- Üstlerine karşı son derece kibardır; altındakilere (özellikle de en çok
ihtiyaç duyduklarına) kötü muamele eder.
7- İktidar ilişkileri ve göstergeleri onun için çok önemlidir. Astlarına
kimin üst olduğunu hatırlatmayı sever.
8- İlk denemede başarılı olamazsa, başarısızlığının belgelerini yok etmeyi
unutmaz.
9- Talimatlarını post-it ile, e-postayla verir böylece astlarıyla
yüzleşmekten kaçar.
10- Toplantılarda son sözü mutlaka o söyler, gerekirse başkasının sözünü
tekrarlamak pahasına..

Cornell University'de görevli psikologlar Justin Kruger ve David Dunning'in
tarihe geçmelerine vesile olan bulguları, yani "Dunning-Kruger Etkisi"
adıyla literatüre geçecek olan yukarıda açıklanan teorileri de, Türk sağduyusunun yüzyıllardır "Cahil Cesareti" dediği şey değimlidir aslında.

Bu yazımı çok sevdiğim ve dünya görüşümü örnek aldığım Mevlana' nın bir dizesi ile sonlamak istiyorum,

"Nice insanlar gördüm üstünde urbası yok. Nice urbalar gördüm içinde insan yok."

Sevgi ve saygınızı kaybetmemeniz temennisiyle.

Bu yazı 919 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar