Ne yediğinizi, çocuklarınıza kendi elinizle ne yedirdiğinizi...
Reklam
Reklam
Esra G. Helvacı

Esra G. Helvacı

Yolculuk

Ne yediğinizi, çocuklarınıza kendi elinizle ne yedirdiğinizi biliyor musunuz?

GDO mu? O da nedir? Esas siz, zararsız ve sevimli olarak gözüken ve evimize giren ancak, derinlemesine araştırdığınızda hiçte o kadar zararsız olmayan ve belki de yaşantınızın geri kalanında kalıcı hasarlar bırakacak, veya ölümlere sebebiyet verecek neleri yediğinizi biliyor musunuz?

Araştırmalarım, toplum olarak etçil bir yapımızın olduğunu ortaya koydu, et ürünlerinin tüketim hızı hiçte yabana atılmayacak kadar yüksek bu nedenle et ürünlerinde bize neler yedirdikleri ile başlayacağım. Bu konuda yazdıklarımı siz de rahatlıkla araştırabilir belki de benim bulduklarımdan çok daha fazla bilgilere ulaşabilirsiniz. Soya kıyması adıyla satılan ürün, yağı alınmış soya küspesidir. Yirmi beş kilogramlık torbalarda kilogramı bir lira elli kuruştan satılmaktadır. Kullanırken ılık suyla ıslatılmakta olup, bir kg soya kıyması yaklaşık üç kg su emer yani kullanım fiyatı kg da elli kuruştan daha düşüktür. Gerçek etin bir kilogram fiyatının yirmi Türk Lirası olduğunu düşünürsek, piyasada çeşitli markalar ile satışa sunulan ve fiyat yönünden oldukça makul fiyatlarda bulabileceğimiz hazır köfteler, annemin, ananemin köftesi adıyla piyasaya sunulan ürünler soya katkılıdır, buyurun ispata. Araştırdıkça da ilginç ürünlerle ve katkılarla karşılaştım. Ambalajların üzerinde mix kıyma, soya proteini gibi biz tüketicilere şirin gözüken açıklamalar ekleyip satışa sunulan ve reklamlarda ise şirin birkaç gülücük ve çok lezzetliymiş imajı da eklenene ürünlerin hiçte o kadar sevimli olmadıklarını gördüm. Aslında burada pazarlanan soya küspesinden başka bir şey değildi. İlginç olanı şu ki; soya küspesi granül veya toz halinde bulunduğu gibi, beyaz, açık kahve, koyu kahve, kırmızı, yeşil renkleri de mevcut. Kısacası kıymaya kırmızısını katmak suretiyle köfte ve türevlerini, beyaz ve açık kahve rengi ile de tavuk ve türevlerini çoğaltabiliyorsunuz (daha az kıyma, çokça da soya küspesi) bu arada soya küspesinin GDO' lu ürün olma olasılığının ise çok yüksek olduğunu da eklemek isterim.

Marine kuşbaşı diye bir ürün gamı oluşturmaya başlamışlar, ne olduğunu araştırdığımda oldukça şaşırdım. Su ile özel kimyasal (kimyasal tuzlar) karışım  harmanlanıyor ve bu eriyiğe kuşbaşı et ilave ediliyor.  Et bu su içerisinde bekletiliyor, ete bu işlemle yüzde yirmi daha fazla ağırlık kazandırılıyor ve alın yüzde yirmi daha fazla ağırlık, daha az et, daha fazla kar. Burada en önemlisi ise;  kimyasal tuzlar. Düşünün siz tansiyon hastasısınız, yemeklerinizde tuz kullanmıyorsunuz ancak, aldığınız ette veya yediğiniz yemekte (ağırlıklı olarak yemek şirketleri tarafından kullanılıyor) istemsiz olarak size yüklenen tuzlarla tansiyonunuz hep pik yapmakta. Sizde uğraşıp duruyorsunuz ve daha fazla ilaca yükleniyorsunuz tansiyonunuzu indirmek için. Fazla tuz fazla ilaç, fazla ilaç, böbrek ve karaciğer hastalıkları demek. Yemek şirketinden yemek yiyorsanız, fatura girişlerini kontrol etme fırsatınız varsa bir bakın bakalım, faturalarında "mix kıyma" veya "marine kuşbaşı" gibi ibareler var mı?

Peynir altı suyu diye bir ürün var, özellikle bisküvi ve bisküvi türevlerinde bu ürüne rastladım, belki sizde duymuşsunuzdur. Bunun  ne olduğunu araştırdığımda da oldukça ürperdim. Peynir üretiminde elde edilen peynirin altında kalan tuzlu ve beyazımsı bir su bu. Bu su, direk olarak ürünlerde kullanılmıyor, ısıtılmış plakalar üzerine püskürtülüyor ve ısı nedeniyle suyun buharlaşmasından sonra elde edilen toz, peynirli krakerler, peynirli bisküviler ve peynirli krakerlerin dolgu maddesini oluşturuyor. Kilosu nedir diye araştırdım elli kuruş/kilogram gibi şaşırtıcı bir fiyatla karşılaştım, hayret ettim. Araştırdıkça merakım arttı neden mi? Ben, hani pop ve top eklentileri ile satılan kekleri çok severim, ne kadar sıklıkla yediğimi hatırlamıyorum, umarım çok sıklıkla tüketmemişimdir. O küçücük rengarenk tatlı şeyler var ya; ambalajı, paketleme maliyetleri, şeker, un, yumurta, tarçın vs. gibi girdilere, ulaşım, üretici karı, toptancı karı, bayi karı gibi diğer girdileri de eklediğimde  yaklaşık yirmi kuruş  ile otuz kuruş tan satılması gerekirken, fiyatı onbeş kuruş civarında olması beni şaşırttı. Ambalajındaki içindekiler kısmını gayri ihtiyari bir göz attığımda, tanıdık olarak sadece un ve şekerin olduğunu, diğer maddeleri ise bilemediğimi gördüm. O anda kek değil de kek benzeri bir şeyler yediğimi fark ettim.

Bakın araştırmamda daha nelere rastladım; Bezelye kurutulup öğütüldüğünü, fıstık benzeri bir görünüm elde edildiğini ve ucuz baklava, şöbiyet gibi tatlılarda kullanıldığını. Özellikle pastanelerde kuru fasulyenin haşlanıp, öğütüldüğünde kestane görüntüsü ve tadı elde edildiğini, bunu da kestaneli pastalarda sıklıkla kullanıldığını. Bir danadan yirmi beş, otuz kilo sinir çıktığını ve bunların öğütülüp sosis ve salamların dolgu malzemesi olduğunu. (Bu tür ürünlerin üzerinde yüzde yüz dana yazmakta ancak, dana eti yazmamaktadır) Tavukların boyun, taşlık, kanat ucu gibi yerlerinin çekilerek tavuk sucuk ve salam gibi ürünlerde kullanıldığını. Hani büyük bir iştahla yediğimiz et dönerinde ağırlıklı kuyruk yağı ve iç yağının bulunduğunu, tavuk dönere de deri, işkembe ve patates dolgusu konulduğunu öğrendim ve bunları yazarken bile midem bulandı. Burada beni en çok şaşırtan ise, bunların hepsinin T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı izniyle yapıldığı idi. Siz birde kaçak olarak imal edilen ve özellikle de dar gelirli vatandaşlarımızın yaşadığı varoşlarda pazarlanan izinsiz no name (isimsiz) ürünleri düşünün. Piyasada o kadar çok ürün kendi segmentinde o kadar fazla marka ile satılmakta ki, bu araştırmayı yaparken piyasada endamla süzülen bu ürünlerin rekabet gücünü nerden aldığını sordum hep kendime. Bulduğum en mantıklı teori ise, raf ömürlerinin uzunluğu, üreticilerin daha rahat hareket etmesini, ürün gamını artırmada ve fiyat politikası üretmede daha rahat olmalarını sağladığını fark ettim. Bu ürünlerin üzerini kimimiz okuyor bilmiyorum ancak, bir kez okuyun, gözlük kullanıyorsanız, lütfen alış verişe gözlüğünüzle gidin ve paketlenmiş bütün ürünlerin içeriğini bir okuyun. Raf ömrünü uzatmak ve ceplerini biraz daha şişirmek için üreticilerin bizlere yedirdikleri ve onkoloji ilminde kanserojen ve kanser yapıcı

kimyasallar olarak geçen, potasyum tuzları, sitrik asit (E330), zamklar (ketçap ve eski hazır çorbalarda bulunmaktadır) ve diğer E eklentili ürünleri bir okuyun. (bazı üreticiler ürün açıklamalarında artık bilinirliği arttığı için E segmentini yani kimyasalları kendi isimleri ile yazmaya başlamışlar, örneğin; E 330 yerine sitrik asit yazarak. Not: Sitrik asit, asli olarak tuvalet temizleyicilerinde, ve çamaşır beyazlatıcılarında kullanılmakta olup, yiyeceklerin ömrünün uzatılması, küf ve benzeri oluşumları engellemek amacıyla da yiyeceklerin içinde etkin olarak kullanıldığı gözlenmiştir ve kanserojen kimyasal olarak bilinmektedir) Petro kimya ürünü olup ta gıda ambalajı olarak kullanılan su, şişelerinden, süt şişelerine, ayran şişerine ve yağ kaplarına varıncaya kadar bir sürü sağlıksız ortam. Kanserojen etkisi kanıtlandığı halde bir türlü her nedense açıklanamayan kola türevleri, çocuklarımızı en kısa yoldan kanser yapmak amacıyla, hediye olsun diye aldığımız tatlı oyuncak jeller, gazozlar, plastik alt yapısına sahip sakızlar. Beyazlık kazandırmak amacıyla inorganik maddeler eklenen ve yine inorganik maddeler ile yıkanıp beyazlatılan unlarla yapılan poğaça, börek, kek, ekmekler. her zaman ve sıklıkla tükettiğimiz ve hastalanmasın diye verilen antibiyotiklerle beslenen tavuklar, yine aynı şekildeki koyun, koç, inek ve danalar ve bunların etiyle tapılan yemeklerimiz. Pazardan veya marketten aldığımız, abartılarak verilen hormon veya kimyasallar yüzünden dolaba koyduktan sonra bile büyümeye devam eden, salatalık, biber, patlıcan gibi sebzelerimiz. Ayakkabı boyası kullanılarak siyahlatılan zeytinlerimiz, nohutu öğüterek çoğaltılan karabiberin rengini tutturmak için katılan kimyasal toz boyalar, buna keza, kanser yaptığı kesinleşen alfa toksinli kırmızı biberlerimiz.

GDO'mu? O da ne? Siz yukarıda bahse konu olan yiyecek ve içecekleri incelediğinizde, korkunç gerçeği yakalayıveriyorsunuz. Tüketenlerin genetik şifresini bozmaktan tutun, nesillerinizi kurutmaya, kansere yakalanma sıklığını artırmaya kadar, bir sürü olumsuzluklar içeren bu ürünler karşımıza, gerek televizyon, gerek gazete ve dergiler yoluyla, gerekse de yolda yürürken, otobüs beklerken gözümüzün ucuyla baktığımız billboardlarda çıkıyor karşımıza, olanca sevecenliği ve saflığı ile al beni diyor. Ya sonrası?

Ne yazık ki bunlarla ilgili, özellikle de katkı ve koruyucu maddeler ile ilgili bir çalışma yok, en azından ben bulamadım. Peki, bu konudaki otorite kim? Tabi ki, T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı. Peki, bu bakanlık yukarıdaki araştırmalar sonucu elde edilen ürünlerin denetlenmesi, insan sağlığının korunması, sürdürülebilir sağlıklı yaşam ortamı ve yaptırımlar konusunda, sınıfı geçiyor mu? Onu da, siz okuyucularımın takdirine bırakıyorum.

Sevdiklerinizle birlikte, sağlıklı bir ömür temennisiyle.

Bu yazı 641 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar