Amasra'dan İnebolu'ya
  • Reklam
Güner Çetin

Güner Çetin

Amasra'dan İnebolu'ya

Safranbolu’da başlayan gezimiz, Amasra’dan da ayrılıp Çakraz üzerinden doğuya devam ediyor. Yaklaşık yirmi dakika sonra Çakraz’dayız. Otellerin, pansiyonların olduğu sevimli, tertemiz deniziyle küçük bir koy. Yaz bittiği için çok az insan var.

Kayalıklara vuran denizi, yeşil bitki örtüsünü seyrediyoruz. Fazla kalamıyoruz, yolumuz uzun devam… İlerledikçe yeşil daha bir coşkulu. Sahil yolu, ama dağların tepesinde keskin virajlı yolda ilerliyoruz. Yol boyu uzanan ormanların içinde hayran kalıyoruz. Yine bir koydayız. Tekne imalathanelerinin yapıldığı yerde buluyoruz kendimizi.

Burası da Tekkeönü. 6 km. sonra Kurucaşile’deyiz. Burada da küçük tersanelerle kurulu irili ufaklı tekne iskeletleri dikkatimizi çekiyor. Yemyeşil bir Karadeniz kasabası, büyükçe bir limanı var. Güzel kraliçe Amastrist’in para bastığı yer. Kurucaşile civarında denize girilebilecek bir çok yer var. Kapısu plajı bunlardan biri. Bu kasabada birbirine bağlı iki göl ve bir çağlayan bulunmuş. Gölderesi Kuruçaşile’ye 2 km. mesafede. Kanatlı köyünden içeriye giriliyor. Bu gölde yüzülebiliyor, hem de alabalığı var.

Rotamız Kapısuyu ve Gideros. Artık Kastamonu ili topraklarındayız. Kapısuyu’ndaki dere, iki ili ayırıyor. Bir tarafı Bartın’da, bir tarafı Kastamonu’da kalıyor.

Yol virajlı olduğu için uzun sürüyor. 2 km kadar sonra nihayet Gideros’tayız. Arkada dağlık bir orman, amansız yeşil… Çam, kestane ve kayın ağaçları birbirine girmiş, keşfedilmemiş bir cennet. Burada kalmak gerek. Doğayı ve dingin tatili sevenler için muhteşem bir yer. Doğal liman, her türlü havaya karşı korunaklı. Osmanlı da dahil, tarih boyunca önemli tersaneleri ve gemileri barındırmış. Ustaları gemi yapmış. Koyun iki yakasında balık lokantaları var.

Balık ve fasulye turşusu ve koyun manzarası ile ziyafetimiz tamamlanıyor. Bu olağanüstü koyu anlatmakla olmaz, görmek lazım. Sessizliği, el değmemişliğiyle, arkamız orman, önümüzde mavi bir deniz uzanıyor… Bu koya girerken içim şenlenmiş, mutlulukla dolmuştu. Ayrılırken içim burkularak yola devam ediyorum.

Önümüzde upuzun bir kumsal kenarında kurulu şirin bir kasaba ile karşılaşıyoruz. Burası Rıfat Ilgaz’ın Cide’si. Hababam sınıfı ve diğer eserleri ile yüreğimizde bir çınar gibi duran ustanın memleketindeyiz. Uzun kumsalı olan bu güzel yerde Aydos ve Şaraltı koylarında denize girilebilir. Karadeniz’de çok az yerde bulunan düzlük arazi üzerine kurulmuş şehir.

Cide son derece hoşgörülü ve rahat bir kasaba. Eskiden bu sahillere yük ve yolcu gemileri çalışırmış. Çok güzelmiş bu sahillerin denizden seyri… Şimdi onların yerine karayolu. Ulaşım çeşitliliği daraltıldı. Bu yüzden de kazalar bir o kadar arttı. Ülkemizde denizleri bir türlü ciddiye almadık. Balıkları yok edip, denizimizi kirlettik.

Sahil yolu ile Cide-İnebolu arası 101 km. Ama bu yolu bir saatte alacağınızı sanmayın. Cide-Doğanyurt arasında dağ inip çıkıyor. Keskin virajları, dik yokuşları ve inişlerin yanısıra orman ve koy iç içe. Fındık, kestane ve çam ağaçları arasından rampa tırmanılıyor. Hızla aşağıya inildiğinde vardığımız köyler… Daha yeşil mavi bir yoculuğa dönüşüyor. Benzininizi de muhakkak önceden doldurun. Doğanyurt’a kadar benzin istasyonu göremedik. Bizimki azalmıştı. Çok şükür Doğanyurt’a kadar gelebildik. Eskiden burada Kalkan balığı bolca varmış. Ama balıkçılar bunun da kökünü kazımışlar. Şimdi çok az ve pahalı.

Geldik İnebolu’ya. Gazi ‘’Gözüm Dumlupınar’da kulağım İnebolu’daydı’’ der. İstiklal Savaşı’nda Anadolu’ya silah ve cephane sevkiyatı buradan yapılmış. İnebolu M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanan bir yerleşim yeri. Yakın zamana kadar Geriş Tepesindeki Bizans Kilisesi ilçe merkezinden gözükürmüş. Evlerinin çoğu 3. Sınıf tarihi eser ilan edilmiş.

Hemen hepsinin de içinde oturuluyor. İlçenin büyük kısmı sit alanı. Bir bakıma Safranbolu’ya benzeyen İnebolu, gün ışığında, aşıboyasıyla renklendirilen eski ahşap evleriyle hoş bir görüntü veriyor. İnebolu-Kastamonu arasında bugün hala ayakta olan eski kağnı yolu, Kastamonu Valiliği tarafından ‘’İstiklal Yolu’’ adı altında trekking ve bisiklet rotasına dönüştürülmüş.

Kastamonu üzerinden Ankara’ya dönüşe geçiyoruz, artık. Eylül ayının sonlarında başlayan gezimizi bitiriyoruz. Bu aylarda doğa bir başka renk cümbüşüyle güzelleşiyor. Tarihi evleriyle, doğanın denizle kucaklaştığı koyları, zengin tarihi ve insanı ferahlatan iklimiyle, bir yanı yemyeşil diğer yanı engin mavilikler arasında uzanan zorlu ama bir o kadar da keyifli yolculuğumuzu sonlandırıyoruz…

Bu yazı 2229 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w