Dinlerin ve Kültürlerin Kenti İstanbul
  • Reklam
Güner Çetin

Güner Çetin

Dinlerin ve Kültürlerin Kenti İstanbul

İstanbul, Osmanlı'dan bu yana cami, kilise ve sinagogların yan yana olduğu bir şehir, Dünyada, iki kıta üzerine kurulu tek kent. Tarihi alanları, Sultanahmet Arkeoloji Parkı, Süleymaniye Koruma Alanı, Zeyrek Koruma Alanı ve Kara Surları Koruma Alanı. Bu alanlar, farklı dönemlerden olağanüstü mimari eserlere ev sahipliği yapıyor.

Dolmabahçe Sarayı, Tophane Camii, Galata Kulesi, Sultanahmet Camii, Ayasofya ve benzersiz mozaikleri, Osmanlı’nın yönetim merkezi Topkapı Sarayı, Haliç sırtlarında yükselen Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camii, Kapalıçarşı, Yerebatan Sarnıcı, Aya İrini, surlar ve ahşap evler, İstanbul'un zengin tarihi. Şiirlere ve şarkılara konu olan büyüleyici İstanbul...

Bütün şehirler gibi İstanbul'u keşfetmenin en iyi yolu, sokaklarında yürümek. Ancak İstanbul'da o kadar çok gezilecek,  görülecek yerler var ki,  aklımızda iyi yer etmesi için, çok fazla dağılmadan kendimize rota çizelim. Bu gezideki seçeneğimiz Zeyrekten başlayıp Fener ve Balat'ı izleyerek Ayvansaray’da sonlanacak yolculuk.

İşte Saraçhane, Belediye Sarayı'nın karşısında Valens Kemeri bütün heybetiyle yükseliyor. Aksaray'ı Haliç'e bağlayan yer altı geçidindeki parkın içinde yapı kalıntıları, sütunlar, kaideler... Belediye Sarayı'nın arkasında da bir yapının parçaları bulunuyor. Ayasofya’dan sonra İstanbul’un en büyük bazilikası,  6.yüzyıla ait Ayios Polyeuktos Kilisesi, Parkın Kemer'e uzanan kısmında ise Fatih Sultan Mehmed'in anıt heykeli bulunuyor.  Kemer daha da eski. 375 yılı Roma devrine ait. Bu su kemeri Bozdoğan Kemeri diye de bilinir.

Kemer'in gözlerinden birinden geçildiğinde kubbeleriyle dikkat çeken bir Osmanlı yapısı olan Gazanferağa Medresesi var.  Buradan Zeyrek’e geçildiğinde Bizans ve Osmanlı devirlerine ait görkemli yapıların olduğu bir mahalle ile karşılaşılır. Zeyrek'in en hareketli kesimi, İtfaiyeciler Caddesi. Burası tarihi Kadınlar Pazarı. Bozdoğan Kemeri’nden Haliç’e doğru ince uzun bir meydan. Balcılar, peynirciler, doğal otçular, kuruyemişçiler, kebapçılar... alışveriş için gelenleri ağırlıyor. Çarşı'nın ilerisinde Hüsambey Camii ve Çinili Hamam görülür.

Mimar Sinan eseri olan hamam, Barbaros Hayrettin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çinili Hamam’dan sonra Zeyrek Caddesi ve Zeyrek Mehmet Paşa Sokağı takip edilerek ünlü Zeyrekhane’ye ulaşılır. Muhteşem bir Haliç ve Süleymaniye manzarasına sahip.

Zeyrekhane, fetihten sonra camiye dönüştürülen eski Pantokrator Kilisesi’nin bir parçası. Zeyrekhane’nin hemen arkasında asıl yapı anıtsal kilise yükseliyor.

Haliç'e inildiğinde Bizans'ın Haliç surlarında ayakta kalan tek kapısı, Cibalı Kapı görülüyor. Sahil yolundan ilerlendiğinde yer yer surların kalıntıları fark edilir. Aya Nikola Kilisesi ve Osmanlı devrinde açılan sur kapısı, Yeni Ayakapı'yı da geride bıraktıktan sonra iç kısma gidildiğinde en az bin yaşındaki bir yapı ile karşılaşılır. Gül Camii ya da eski adıyla Theodosia Kilisesi.

Fener'e sahil yolunda gidildiğinde cadde boyunca sıralanan binaların bazıları restore edilmiş ve bunların bir kısmı restoran olarak hizmet vermekte. Fener, Rumlar için sadece eski bir yerleşim değil, aynı zamanda dinsel bir merkez. Ortodoks Hıristiyanların bağlı olduğu Patrikhane burada. Patrikhane'nin arka sokaklarından gidildiğinde bir şato gibi yükselen ve kırmızı kiremitleriyle çok uzaklardan fark edilen Fener Rum Lisesi görülür. Dik bir yokuşla ulaşılan okulun yanında bir kilise bulunuyor.

Bir başka yokuştan inildiğinde kendinizi Balat’ta buluyorsunuz. Bir zamanlar İstanbul Yahudilerinin en yoğun yaşadığı yer olan Balat aynı zamanda bir Müslüman yerleşimi imiş. Bu yüzden burada kilise, cami ve sinagog bir arada görülür.

Balat'taki dikkat çekici yapılardan biri Vodina Caddesi üzerindeki Tahta Minareli Camii ve hamam. Balat’tan Ayvansaray'a  Haliç kıyısındaki ana caddeden devam edildiğinde, cadde boyunca sıralanan kimi kabartmalarla süslü, kimi cumbalı evleri izleyerek Aya Dimitri Kilisesi ve Bizans kilisesinden dönüştürülmüş Atik Mustafa Paşa Camii görülür.

İçerilere girildiğinde Blakhernai (Tekfur) Sarayı’nın ayazması olan Meryem Ana Kilisesi’ne ulaşılıyor. Bizans imparatorları fethe kadar Ayvansaray'daki Tekfur Sarayı’nda yaşıyordu.  Ayazmanın önünden geçildiğinde bir başka sokakta, Eğri Kapı’nın yakınlarında mimari özellikte olan bir başka camii karşınıza çıkar. Çizdiğimiz bu gezi rotasını eşsiz bir sanat eseri olan İvaz Efendi Camii ile sona erdirelim.

Eski ile yeniyi, Batı ile Doğu'yu buluşturan, tarihi kalıntılarıyla büyüleyici bu şehirde, her dinden toplulukların yaşadığı, surların çevrelediği, İstanbul'un güzelliklerini barındırdığı sokaklarda dolaşmanın keyfini yaşadıktan sonra, sıra dinlenmek için Kariye civarındaki kafe'de soluklanmada...

Bu yazı 1560 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar