Eylül'de Safranbolu
  • Reklam
Güner Çetin

Güner Çetin

Eylül'de Safranbolu

Eylül, gezmek için en ideal aylardan biri. Bu ay, yazın sıcağından, kışın yağmur çamurundan zevkine varılamayan yerleri, tadına varmak için Eylül’de çok keyifli olan bir gezi gerçekleştirdik. Safranbolu’dan başlayıp Amasra, Gideros, Cide ve İnebolu’dan dönüş yoluna geçtiğimiz güzergâhlar…

İranlı şair Furuğ’un dediği gibi ‘Yol, hayatın kılcal damarları arasından geçiyor’ ve herşey Safranbolu’dan başlıyor.  Adını yörede yetiştirilen safran bitkisinden alan Safranbolu iki ayrı bölge üzerinde kurulu. Yolumuz üzerinde İlk karşımıza yeni yerleşim yeri çıktığında ve kötü yapılaşmaları gördüğümüzde hayal kırıklığı yaşadık. Ancak yolumuza devam edip eski yerleşim yerine geldiğimizde geleneksel mimarisi ve tarihi yapılarıyla bir açık hava müzesine geldiğimizi anladık.  Öncelikle Hıdırlık Tepesi’nden kuşbakışı manzarayı seyredip fotoğraf çekiyoruz. Özgün mimari, hayranlık uyandıran konakları, sokakları, tarihi evleriyle karşımızda. Keşke yeni yerleşim yeri de buradaki mimari dokusuyla modernize edilip yapılsaymış diyerek oradan ayrılıp çarşı içlerine kayıyoruz. Taş sokaklarla kaplı, ahşap kepenkli yan yana sıralanmış minik dükkânlar, dokumalar, kilimler, Safranbolu evleri minyatürleri arasında dolaşıp Yemeniciler Arastası’nda safran çayın da tadına bakıyoruz. Avlusunda bir güneş saati bulunan Köprülü Mehmet Paşa Camii’nde de tarihin bir başka yönünü görerek merakımızı gideriyoruz. Ve konaklar!  Ünlü Asmazlar Konağı Oteli. Sihirli bir el buraya dokunmuş, çok güzel restore edilmiş. Eskiden selamlık olarak kullanılan kafe bölümünde yer alan havuz hayranlık uyandırıyor. Kahvelerimizi musiki eşliğinde yudumladıktan sonra, kale tarafında 1976 yılında yanan Hükümet Konağı ve 200 yıllık saat kulesi dikkatimizi çekiyor.

Dolaşılınca acıkılır değil mi? Biz de buranın o ünlü kuyu kebabından yiyelim dedik. Ve yanında iç pilav, üzerine de ayran. Harika oldu. Çarşı içi dolaşmamızı bitirdik. Safranbolu merkezine yakın Bulak mağarasına doğru yol alıyoruz.  Köylerden geçiyoruz. Yolda İncekaya Kanyonu’nun levhası görülüyor. Bunu da kaçırmayıp, dönüşte uğramak üzere yola devam… Vadiye geliyoruz. Kamp kuran dağcılar yemek pişiriyorlar. Arabamızı park edip mağaraya doğru iki dakika yürüyoruz. Vadi içerisindeki taş merdivenden mağaranın girişindeyiz. İlk metrelerde dar bir geçitten ilerliyoruz. Ve artık dünya harikası sarkıt ve dikitlerin yer aldığı mağara derinliklerinde yatay bir şekilde ilerliyoruz. Uzunluğu 6 km. olan mağarada ancak 400 metre kadar gidiliyor. Daha ilerisi ziyarete açık değil. Aktif bölüm daha aşağılarda mağaranın içinden akan nehir, 15 metrelik bir şelaleden düşerek küçük bir göl oluşturup yer altına karışıyormuş. Mağaranın girişinde yüzeye çıkan bu su, Bulak köyüne ve Safranbolu merkezine ulaşıyormuş. Mağaranın sıcaklığı da yaz-kış 15 derece imiş. Havasının astım hastalarına da iyi geldiği söyleniyor. O yüzden de içeride bunalmadan rahat nefes alarak dolaştık.

Dönüş yolundayız. Giderken dikkatimizi çeken İncekaya levhasının gösterdiği yere dönüyoruz. Safranbolu su yönünden oldukça zengin bir kasabaymış. İlçe merkezine su aktarımı da 18. yy sonlarında İncekaya su kemerinin inşasıyla gerçekleştirilmiş. Uzunluğu 116 metre ve 6 kemerli oldukça yüksek dar bir yapı. Kemerin altından da Tokatlı deresi geçmekte. İyi ki gelmişiz. Çok güzel bir manzara ile karşılaştık. Camdan yapılan terasın üzerindeyiz. 11 metrenin 8 metresi boşlukta. Altımız kanyon, yükseklikten korksam da kendime hakim oluyorum. Vadinin tepelerinden akan sular, aşağısı kayalık ve orman,  ahşaptan oturma yerleri yapılmış, atlarla gezen insanlar… Manzara müthiş. Ancak aşağıya inip dolaşmaya zamanımız yok. Amasra’ ya doğru yolumuza devam edeceğiz. Ayrıntılı gezmeyi bir başka sefere bıraktık.

Her sokağında görkemli bir tarihin izlerini taşıyan Safranbolu’dan, konakları, çeşmeleri, hanları, su kemerleriyle hayranlık uyandırarak ayrılıyoruz. Daha önce de geldiğim gibi tekrar geleceğim. Yine günü birlik geldiğim bu yere bir dahaki sefer iki gün kalmalı geleceğim. Haydi! şimdi Amasra zamanı…

Bu güzel doğa cennetini de bir sonraki yazımda paylaşacağım… 

Bu yazı 1354 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w