GELİBOLU
  • Reklam
Güner Çetin

Güner Çetin

GELİBOLU

Geçen ay ki yazımda da belirttiğim gibi bu ayların önemi çok büyük.  Tüm Avrupa devletlerine karşı tek başına Türkü, Kürdü, Arnavut’u, Çerkez’i, Gürcüsü, Laz’ı… hep bir olup vatan nasıl savunulur, bunun örneğini dünyaya göstererek destan yazdılar. Uğruna ağıtlar yakılan, şiirler, şarkılar söylenen bu savaşın bizim için yeri çok çok önemlidir. Milli Park olan Gelibolu 33 bin hektarlık alandadır. Savaşın anıları ve izleri her yerde. Gelibolu Yarımadası’na gidince duygulanmamak mümkün değil. İngiliz Limanına bakan tepede bulunan Çanakkale Savaşları Müzesine mutlaka zaman ayırmalı. Yarımada boyunca Türk şehitlikleri ve yabancı askerlerin anısına yapılmış anıtlar ve Avustralya (Anzak), İngiliz ve Yeni Zelanda şehitlikleri bulunmaktadır. Burada savaşan ve çok sayıda can yitiren Anzak askerlerinin çocukları her yıl ziyarete gelmektedir. 25 Nisan Anzak Günü olarak ilan edilmiştir.

Gelibolu’nun önemi sadece 1915 Savaşları ile değil,  antik dönemden beri Asya ile Avrupa kıtalarının bir geçit yeri, iki kıta arasında köprü olmuştur. Kent, kendi adını taşıyan yarımadanın güney doğusunda ve Çanakkale Boğazı’nın Marmara’ya açılan bölümüne yakın. Gelibolu, şirin doğası, güzel plajları, ünlü kayalıkları, bir akvaryumu andıran önceki yazımda da tanıttığım Saroz körfezi ile ünlü bir kent. 

Gelibolu’nun simgesi sayılan kent merkezindeki iki katlı Kale Burcu’dur. Su gereksinimi karşılamak üzere ana kaleye ait sarnıçlardan birisi zemin katta burcun içinde. Bu sarnıç suyunu en üst katta yapılan tesislerle yağmur sularını  sarnıca aktarıyormuş. Denizcilerin su aldığı Bizans yapısı çeşmede kazılarak ortaya çıkarılmış.

Güzel plajları, altın sarısı kumu, deniz trafiği manzarası, yeşilliği, gazinoları, otelleri, doğallığıyla güzel bir koydayız. Burası Hamzakoy. Bahçelerinin çokluğu nedeniyle bir ara buraya Bahçe koy da denmiş.

Bir başka doğa harikası bir yere daha geliyoruz. Fındıklı köyünün Saros kıyısındaki muhteşem liman, doğa güzellikleriyle ve sualtı fotoğrafçılığı için ideal. Bu bakir koy temiz su kaynakları, serin havasıyla, yapılanmanın olmadığı, doğal yaşamı tercih edenlerin vazgeçemeyeceği bir yer. Gelibolu’dan Eceabat yönüne giderken, Fındıklı barajını izleyerek köye varılıyor. Köyden kısa bir süre sonra da doğa harikası olan Kömür Limanına, koya iniliyor.

Gelibolu Yarımadası’nda Çanakkale’yi tam karşısına almış bir köy Kilitbahir, denizin kilidi anlamına gelen bu yer de görülmeden olur mu? Eceabat’a üç km uzaklıkta, huzur veren doğası ve tarihiyle turistleri çeken köy, korunması gereken kentsel sit olarak ilan edilmiş. Osmanlı’da itibaren stratejik değer taşıyan köyün en önemli yapısı Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı kale. Üç yapraklı yoncaya benzeyen mimarisiyle alışılmış kalelerden farklı. İç ve dış sur duvarlarından ve avlu içinde yedi katlı üçgen bir kuleden oluşan kale, Çanakkale Savaşları’nda çok önemli rol oynamış.

Gelibolu, her yörenin sıcaklardan kavrulduğu dönemlerde, serin esen meltemi ile canınıza can katar. Manda Limanı, Çınarcık Limanı, Yeniköy Bahçeleri Limanı, Despot Limanı, Davut İskelesi Limanı, Koyun Limanı ve Bakla Burnu Limanları olarak anılan bu cennet gibi koyları ile Minnoş kayaları, Saros Adaları gibi ilginç kayalıklar, adalar ve koylar birer hayat kaynağı. Deniz manzaralarının muhteşemliğinin yanında denizin için de de başka bir hayal alemi var. Gelibolu Yarımadası’nda Küçük Anafartalar Köyünü geçip Saros Körfezi’ne, dalgaların bir heykeltıraş ustalığıyla yumuşak kayalara şekil verdiği Büyük Kemikli Burnu’na giderken Lagün Gölü ile karşılaşılır. Denize açık iki kanalı olan göl balık çiftliğine dönüştürülmüş. Aynı zamanda Kuğu, yaban ördekleri buraya farklı bir güzellik katıyor. Tuzla koyuna gidildiğinde göz alabildiğine uzanan kumsal ve içinde çakıl taşı bulunmayan berrak az tuzlu suyu, rüzgarlı, yakıcı olmayan havası insanı cezbediyor.

   Gelibolu gezintisi,  Gelibolu’nun iç liman kıyısında Sardalya sokağında içkili restoranlarında veya balıkçı teknelerinin arasında, taze balıklarıyla, leziz sardalyasıyla, kalamar, ahtapot ve midye gibi deniz ürünleriyle tamamlanabilir.

İster, pırıl pırıl denizin içinde yürüyün, ister bembeyaz kumların üzerinde sere serpe yatıp güneşlenin, ya da balık tutun. Dilerseniz Ege’nin melteminde sörfün tadına varın. Bir tekne kiralayıp masmavi sularda tarihin izini sürün. Bölgede yetişen zeytinin, zeytinyağının, ünlü Eceabat domatesinin lezzetini tadın. Homeros’un İlliada Destanıyla ölümsüzleştirdiği tarihin ilk doğu-batı savaşı Troya ve yüzyıllar sonra Çanakkale Savaşı’nın geçtiği Çanakkale gezisiyle büyük bir tarihi zenginliğe tanıklık edin…

Bu yazı 1734 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w