Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir
  • Reklam
Güner Çetin

Güner Çetin

Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir

Frigler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlıların tarihinde yaşam bulduğu, bugün ise değişimin modern yüzü Eskişehir’deyiz. Başarılı bir yönetici, üniversiteli gençlerin kattığı hareket, kentini sahiplenen halk, tarihi miras ve zenginlikleriyle Eskişehir... Benim için bu şehrin, bana kattığı duygular daha bir başka. Üniversiteyi burada bitirdim. Dört sene bu şehirde yaşadım. Yirmi altı sene sonunda en sonunda Eskişehirli bir arkadaşımla birlikte iki günlüğüne de olsa tren yolculuğu yaparak, Eskişehir'e gitmeyi başardım.

Yirmi altı sene önce de özellikle üniversitemiz çok güzel ve Eskişehir'de o dönemdeki diğer şehirlere göre daha hareketliydi.(Tabiiki üniversitemizin başında Yılmaz Büyükerşen vardı. Şimdi ise Eskişehir'in başında ve Eskişehir'i değiştiren ve geliştiren kişi olarak takdiri hak ediyor.)

Öğlen ulaşıyoruz Eskişehir'e. Ankara'dan TCDD'nin hızlı treniyle 1.5 saatte. Hava yazdan kalma günlük güneşlik. Gar şehrin merkezinde, Porsuk Çayı'na yakın.

Kendimizi kanal kenarında kahvaltı ederken buluyoruz. Eski köprüler yenilenmiş, heykellerle süslenmiş, etrafı üniversiteli gençlerin doldurduğu kafe ve restoranlarla çevrili, trafiğe kapalı keyifli bir yer olmuş. Avrupa'nın içinden su geçen şehirleri var, tıpkı Porsuk Çayı gibi. Eskişehir'de tıpkı Avrupa şehri gibi Porsuk’un kıyı düzenlemesi yapılmış, köprüler, gondollar, Kanalda gondollara ve botlara binilerek çay boydan boya geziliyor.  

Yine şehir merkezinde eski yaş sebze ve meyve hali binasının restore edilmesiyle oluşan Haller Gençlik Merkezi'ne geliyoruz.

Eski hal insanın aklına gelmeyecek şekilde değerlendirilmiş. Ahşap, taş ve ferforje kullanılarak oldukça estetik bir binaya çevrilmiş. Bir kez daha hayran kalıyorum. Biz gezerken satranç yarışması vardı. Ortasındaki hatta masalar konmuş, içeride çıt yok. Yarışmacılar önlerindeki taşlara odaklanmışlar. Sağ ve sol kenarlarında hediyelik eşya dükkânları, kafeler, tiyatro salonu bulunuyor. Buranın, kültüre, sanata, bilime değer verilen, bir kentin tarihi değerlerini de koruyarak, moderne dönüştürüldüğünü görüyoruz.

Köprübaşı'na geliyoruz. Şehrin kalbi, alışveriş ve yeme-içme mekanlarının bulunduğu yer. Çi böreği özlemişim. Eski tadı bulabilecek miyim diye Eskişehir'in meşhur çi böreğiyle karnımızı doyuruyoruz. Eskisi gibi değil, ama yine diğer yörelerdeki gibi değil burada tadı bir başka.

Hava kararmaya başladığında Kentpark'a yöneliyoruz. Şehrin ortasında yapay bir plaj. Yüzme havuzları, gölet, restoranlar oldukça güzel düzenlenmiş, şehrin her yerinde gördüğümüz heykellerden ve yeşil alanlarla karşılaşıyoruz.

Akşam olduğunda merkezde hareket fazlalaştı. İlerleyen saatlerde daha da yoğunlaştı. Kanala yakın mekanların olduğu yere yakın ara yerde barlar sokağı Bodrum'u aratmayacak türden. Bu sokağı da gördükten sonra yine kanal kenarında bir mekanı tercih ediyoruz. Canlı müzik eşliğinde yemeğimizi yiyip, keyifli bir günü ve geceyi bitiriyoruz.

Ertesi gün rengârenk evleriyle, Eskişehir denince ilk yerleşim yeri olan Odunpazarı semtine geliyoruz. Ulaşım çok rahat. Tramvayla beş-altı dakika içinde oradayız. Rengârenk Odunpazarı evlerini uzaktan gördüğümde içim açılıyor.

Yazdan kalma bir gün yaşayan semtte, sabah güneşinin vurduğu dar, kıvrımlı sokaklar boyunca büyükçe bir mahallede sıralanmış evler, Restore edilmiş evlerin çoğunda hala sakinleri otururken, bazıları da müzelere, sivil toplum kuruluşlarına, kafe ve restoranlara verilmiş.

Tertemiz, cıvıl cıvıl bir semt burası. Sokaklarda biraz dolanıp, bir kafede kahve içip, ilginç müzeleri gezip, sevdiklerinize hediye alabileceğiniz bir yer. Biz de böyle yapıp Kurşunlu külliyesi ve içindeki Lületaşı Müzesi ile başlıyoruz, bugünkü gezimize. Cami, medrese, sıbyan mektebi, şadırvan, kervansaray, iki türbe... den oluşan külliye.

Lületaşı Müzesi gezilmesi gereken yerlerden. Klasik motiflerin yanı sıra heykel tarzı modern çalışmalar da yapılmış. Ustaların elinde şekil alan bu taşlardan muhteşem sanat eserleri ortaya çıkmış. Buradan sonra yine ilginç bir müzeye geçiyoruz, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi.

Türkiye'nin ilk cam müzesinde yerli ve yabancı sanatçıların eserleri sergilenmekle beraber sanatçıyı da eserini yaparken görebiliyorsunuz. Camın renkle, ışıkla ve hayal gücüyle buluşmasından ortaya çıkan eserleri izledikten sonra Eğitim Karikatürleri Müzesi’ne de vakit ayırıyoruz.

Burada karikatürlerden başka mizah dergileri, kitaplar, tabaklar ve çeşitli karikatür karakterlerinin seramik ve metal heykelleri de sergileniyor. Büyükerşen aynı zamanda resim ve heykel gibi güzel sanatlara yatkınlığıyla biliniyor.

Atatürk'ün bire bir balmumu heykelini de yapmış, 160 ünlünün heykelleriyle beraber Balmumu heykeller müzesinde sergilenmektedir.

Eskişehir'e doya doya gezmek için iki gün yetmez. Başlangıcı yaptım. Gerisi gelecek inşallah. Daha Demiryolu Müzesi, Hava Müzesi ve Çağdaş Sanatlar Müzesi, Sazova Bilim Sanat ve Kültür Parkı ve de şehir dışında olan gezilecek yerleri var.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Yılmaz Büyükerşen'in, Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü döneminden başlayan başarılı hikayesi, kentin başarı ve gelişimiyle bütünleşmiş. 

Eskişehir'de, sanat, kültürel değerler, estetik konuşturulmuş, tarihten gelen izler kaybettirilmeden modern bir yüze sahip olmuş. Anadolu’nun ortasında, ulaşımı kolay, çabuk ulaşabileceğiniz mesafedeki bu kenti görmeyi ertelemeyin.

Bu yazı 1669 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w