Yanıbaşımızda Bir Yunan Adası: Kos
  • Reklam
Güner Çetin

Güner Çetin

Yanıbaşımızda Bir Yunan Adası: Kos

Bodrum’da tatil yapıp da bu çok kısa mesafede olan küçük Yunan Adası’na gidilmez mi? Hatta Turgutreis’de kıyıda oturduğunuzda tam karşınızda olan bu ada merak edilmez mi? Ayrıca yeşil pasaportu olanlar için gitmesi daha bir kolay, olmayanlar içinde öyle abartılacak bir zorluk yok. Birkaç belge (banka hesap dökümü, iki resim, kerdi kartı fotokopisi ) ile başvurduktan dört gün sonra vizeniz çıkıyor.

Haydi! Feribotla kısa yolculuktan sonra Kos’ta bir gün geçirelim…

Limanda, tıpkı Bodrum’daki kale gibi 14. Yüzyılda St John Şövalyeleri tarafından inşa edilmiş Neratzia Kalesi ile karşılaşılır. Sağdan veya soldan duvar boyunca daire çizdiğinizde girişi caddenin ortasında. Devrin Halikarnassos’u ile Kos arasındaki geçişleri kontrol amacıyla yapılan kaleler Osmanlılar tarafından 1522’de fethedilmiş. Kale’nin etrafında Kont Francesco Şans Evi, Tıp bilimin babası sayılan Hipokrat’ın öğrencilerine ders verdiği Hipokrat Ağacı, Gazi Hasan Paşa tarafından inşa edilen Gazi Hasan Paşa Camii. Bu camii’nin duvarlarında Yunan mabedinden ve Roman mabedin su depolarından getirilen taşların kullanıldığı söylenir.

Yine içeriden sokak boyunca devam edildiğinde Helenistik çağdan, Ortaçağ’a uzanan Kos’taki en büyük Roman ve Antik Agora sitesi gezilir. Yine yürümeye devam… İsa’da önce yapılmış ve restore edilmiş Roman malikânesi mozaik ve freskolarla süslü devrin zenginliğini yansıtmakta. Merkez caddenin içinde kazılar sırasında ortaya çıkan Decomanus Maximus ve Cardo limanını kapsayan bölge. İçinde ‘Europa’nın Kaçırılışı’ mozaiğinin bulunduğu Roman Evi, Thermea, Xyston adı verilen Gimnazyum Pasajı, ‘Prens Paris’in Yargılanması’ mozaiğiyle Nympheaum ve iki Hristiyan Kilisesi bu alanda bulunmaktadır. Bu alanı da bıraktıktan sonra 1933 yılında yıkıcı depremden sonra korunan bölge Eskişehir’e gelinir. Günümüzde en çok gezilen ve içinde kafelerin, restoranların ve mağazaların bulunduğu dar sokaklar…

Kalenin etrafından içerilere doğru uzayan yürüyüşle tekrar kıyılara doğru geçelim. Yolumuzda Bizans stilinde yapılan St. Paraskevi Kilisesi devamında Faşist İtalyan Partisinin merkezi olarak kullanılmış Panellion Kompleksi bulunuyor. Yanında sinema ve tiyatro binası. Şehir merkezinde yer alan bu bina dönemin faşist ve uluslararası mimarisinin bir örneği. Biraz daha sokaktan içerilere girildiğinde İtalyan kolonistler tarafından inşa edilmiş, duvarlarında arabesk stiller olan, şimdilerde manavların ve baharatçıların yer aldığı Belediye Pazarı ile karşılaşılır.

Yine yakınında tam ortada 18 yüzyılda zamanın vergilerini toplayan Defterdar İbrahim Efendi tarafında inşa edilmiş, kendi adıyla camii bulunmakta. Kıyıya iyice yaklaşınca burada da Arkeoloji Müzesi göze çarpmakta. Elefterios meydanında yer alan müzede, çok sayıda Roman ve Helenistik heykel sergilenmekte. Yarı tanrı Asklepios’un Hipokrat tarafından karşılanışını resmeden mozaikler görülmeye değer.

Kale’den başlayıp daire şeklinde içerilere doğru girip tekrar başlanılan noktaya limana gelirken mağazalar ve kıyıya inildiğinde de daha çok restoranlar sizi karşılar. Acıktınız değil mi? Biz de acıktık ve sol tarafdan kıyıdan restoranların bol olduğu yerden devam edip plajların olduğu kısma doğru, Bodrum’ da ki gibi dar olmayan bir sokağa girdik. Evlerin ve küçük market de denmez bakkalların önünden geçtiğimiz yolda güzel, sevimli bir restorana geldik.

Deniz kıyısında, plajlara yakın bir masada oturduk. Çat pat Türkçesiyle sevimli bir garsonun hizmetiyle Jumbo karides, kalamar, balıkla ve bira eşliğinde karnımızı doyurduk. İçecek ve deniz ürünlerinin Bodrum’dan hatta Türkiye’den daha ucuz ve servisinin bol olması da dikkat çekici. Biraz daha zamanımız var, yine limandan fazla uzaklaşmadan bir yere daha gidelim mi?

Asklepion Sitesi ve Tıp Merkezi, Hipokrat ve onun tıp okulu, bilimsel tıbbı ilk kez burada geliştirmeye başladılar. Hastaları sağlığa kavuşturma Helenistik dönemlerde geleneksel yollarla, terapilerle ve tanrı Asklepios’un mucizevi görünmesiyle tedavi edilirken, sonraki dönemlerde profesyonel doktorlar bilimsel metodlarla hasta iyileştirmeye başlamış.

Eğer Kos’ta daha uzun kalınırsa sülfür bakımından zengin sağlığa faydalı sıcak su kaynaklarının bulunduğu Therma’da kayalar ve denizle izole edilmiş gizli cennet köşesini görebilir, köylerine gidilebilir. Köylerinde denizine girilip su sporları yapılır. Ayrıca Yunan Tavernalarında geleneksel yemek yenir.

Dağ yollarına da gidildiğinde, dağ yamacında olan köylerde de hediyelik eşya, dükkân, otantik restoran ve güzel bir manzara ile karşılaşılır. Asklepion yolu üzerindeki Platani, bir Türk köyü. Burada birçok Türk geleneği, Türk lokantaları bulunuyor. Şehir minibüsleri ile de buraya kolayca gidilir.

Ebedi mavilikler cenneti Bodrum’dan Kos’a geçildiğinde hiç yabancılık çekilmiyor. Sadece farkı daha düzenli ve caddeleri daha geniş. Bence Bodruma gelip uzun kalıyorsanız mutlaka Kos’u da görüp birkaç gün kalıp köylerini de keşfedip, bu hem bembeyaz, hem de renkli Avrupai yerde güzel vakit geçirebilirsiniz. Buraya bütçe ayırabiliyorsanız keyifli vakit geçirme sizin elinizde

Bu yazı 1681 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar