Testinin içinde ne varsa, dışına da o sızar
Reklam
Reklam
Merve Aksu

Merve Aksu

Yelken

Testinin içinde ne varsa, dışına da o sızar

Adamın biri cennete gider ve cennetin kapısında Tanrı’yla karşılaşır. Tanrı ona hoş geldin der ve sorar, 
Sonsuzluğun geri kalanını cennette geçirmeden önce, son bir isteğin var mı?
Evet .Güzel talihimi daha iyi takdir edebilmem için cehennemin nasıl bir yer olduğunu görmek istiyorum. der adam. 
Tanrı parmağını şaklatır ve anında cehenneme girerler.
Önlerinde göz alabildiğince uzanan, ve üzeri her kalbin arzulayacağı türden, en leziz yiyeceklerle dolu bir masa bulunmaktadır. Ve masanın her iki yanında yine göz alabildiğince açlıktan avurtları içine çökmüş kavga eden, mutsuz insanlar oturmaktadır.
Adam, şaşkınlıkla Tanrı’ya sorar;
Bu insanlar neden bu kadar aç ve mutsuz?
Masadaki yiyecekleri yiyebilmek için herkesin üç metre uzunluğundaki kaşıkları kullanması gerekiyor, der, Tanrı.
Ama bu çok acımasızca, diye düşünür, şefkatle.
Tanrı’nın elini şakratmasıyla, cennete girerler. 
Adam, gördüğü manzara karşısında, şaşkınlık içinde bakakalır. Çünkü cehennemdeki manzaranın aynısı, donatılmış bir sofra, çevresinde sevgiyle sohbet eden, mutlu insanlar.
Adam, merakla sorar;
Peki bunlar neyle yiyorlar. Bunların araçları farklı olmalı.
Hayır, yine üç metre uzunluğunda kaşıklar, der Tanrı.
Anlamıyorum, bu nasıl olabilir, der şaşkınlıkla.
BİZ CENNETTE BİRBİRİMİZİ BESLERİZ  der, Tanrı.( Hale Dwoskin’in Sedona Yöntemi ile Serbest Bırakmanın Mucizesi kitabından)

Sevgiyle yaşadığımız ve sevgiyle paylaştığımızda hayatın cennet olacağını çarpıcı bir şekilde ifade eden bu fıkrayı paylaşmak istedim, bu haftaya başlarken.

Bilmiyorum, geçen hafta bir affedilmezler listesi oluşturdunuz mu?
Bu hafta aynı listenin başlığını, “Affedilip, Serbest bırakılan” listesine dönüştürmeye hazır mısınız?
Biliyorsunuz, sağlıklı, huzurlu, mutluluk ve sevinç dolu bir yaşama giden yolun, ilk kapısı “af kapısı”dır. 
Ben  “o”nu affetmem, ama yinede mutluyum, huzurluyum, diyorsanız. Emin olun hiç ummadığınız yerde ve şekilde ayağınıza sarılan, sizi ilerletmeyen, yolunuzu kesen, setler oluşturan birer güç haline gelir öfkeleriniz, üstelik de çoğu kez kimliklerini maskeleyerek. Anlamsız tepki ve huzursuzluklarınızın, iç sıkıntılarınızın baş oyuncuları genelde, bu içinize gömdüğünüz, yüreğinizde kilitlediğiniz öfke ve kırgınlıklarınızdır. 
Onları gömdüğünüz yerlerden çıkarmaya, kilitleri açıp, öfke ve kırgınlıkları özgürleşmeye karar verdiğiniz anda, (aslında kendinizi özgür bırakıyorsunuz ya..) yüreğinizde taşıdığınız yükün yarısından fazlasını atmış oluyorsunuz.

Affetme teknikleri konusunda, kendinizde bir yöntem oluşturabileceğiniz gibi, ilk olarak en etkili ve en çok önerilen yöntemi  paylaşmak istiyorum. (Gelecek haftalarda, daha farklı yöntemlerde paylaşacağım.)

Rahat ve sessiz bir ortamda, kendinizi rahat hissettiğiniz bir pozisyonda, gevşeyin, ayak ucunuzdan, saçınızın teline kadar, teker teker odaklanarak gevşeyin. İyice gevşediğinizi hissettikten sonra nefesinize odaklanarak, ( uyku nefesi gibi bir nefes ritmi yakalayın) 10 dan başlayarak geriye doğru sayın. Artık yarı uyku haline gelmiş olacaksınız, yani beyin alfa dalgaları boyutuna geldiği ve bilinçaltı kapılarının açıldığı durum.
Şimdi gözünüzde affetmek istediğiniz kişinin geldiğini ve karşılıklı oturduğunuzu canlandırın.  Gözlerinin içine bakarak, neden kendisine öfke duyduğunuzu, kızdığınızı, kırıldığınızı, ona anlatın, isterseniz nedenini de  sorun, ama çok önemlide değil nedeni. Bilinçaltınızda bunun cevabı mevcuttur zaten, hani öğrenmek isterseniz. Tüm söyleyecekleriniz bittikten sonra gözlerinin içine bakarak, “seni tüm davranış ve sözlerinden dolayı affediyorum, artık benim için sen özgürsün, ben özgürüm.” deyip, gözünüzden kayboluncaya kadar küçülterek uzaklaştırın. Daha sonra kendinize sarılarak, özgürleştiği ve affetmeyi başardığı için kutlayın.

Bu bir “affetme meditasyonu” dur. Çünkü daha önce yazdığım gazete yazılarında beynin alfa frekansı ile titreştiği durumda, bilinçaltına ulaşabildiğimizi, ve gözümüzde canlandırma ( hayal etme, imgeleme) ile gerçek arasındaki farkı,  bilinçaltımızın ayıramadığını  anlatmıştım. Bilimsel olarak etkisi kanıtlanmış iki yöntemi bir arada barındırdığı için en etkili affetme yöntemlerinden biridir.

Sizi çok etkileyen, çok üzen öfke ve kızgınlıklarınız için kesinlikle bu yöntemi öneririm, hatta biraz da bu meditasyonu mumlar v.b yöntemlerle bir ritüele dönüştürmenizde fayda var. Çünkü kendiniz için çok değerli, yaşamsal etkisi olacak bir  çeşit “iç temizlik” yapıyorsunuz.
Etkilerini görene kadar, bu meditasyonu aralıklarla devam edebilirsiniz.
Etkisini nasıl bilebilirim derseniz?
O kişi için bir yakınınızın iyi dileklerde bulunduğunu duyduğunuzu varsayalım, içinizde bir kıpırtı, bir cız, bir öfke hissediyorsanız, henüz temizlik tamamlanmamış demektir.

Gün içinde, küçük öfkeleri dahi yüreğinizde barındırmayın, yazık küçük ağırlıklar da olsa, özgürleşin gitsin. Yüreğinizi temizleyip, arındıktan sonra o boşlukların nasıl sevgiyle dolduğuna, yılların kirli öfkelerinin yüreğinizi ve hayatınızı nasıl kararttığına hayret edeceksiniz.

Affetmeye öncelikle kendinizden başlamanızı öneririm. Tüm pişmanlıklarınız, başarısızlarınız, hatalarınız için…

Tam anlamıyla arınma bir süreç istese de, etkilerini hemen görürsünüz, aynada ki kendinizde ve çevrenizde güzellikler ve sevinçler artmaya başlar. 

Hemen hemen tüm hastalıkların psikosomatik, yani stres kaynaklı olduğu artık bilinen bir gerçek olduğu düşünülünce, ilerleyen dönemlerde sağlığınızdaki etkilerini de gözlemlemeye başlarsınız.
Daha az öfkelendiğiniz,  daha mutlu, sevinçli  bilinç halini yakaladıkça, ve gittikçe daha uzun süreli bu bilinçte kaldıkça, çevrenizin de değiştiğini, sizin gibi insanlar için bir çekim gücü oluşturduğunuzu fark edersiniz.
Evrenin “benzer benzeri çeker” yasası gereği, şu an yaşamınızdaki tüm insanları ve olayları bize bilinçaltımızın çekim gücü getiriyor. Yani bilinçaltımızdaki korku, öfke ve inançlarımız yaşamımızın baş senaristleri.
Biz  kendi iç dünyamızda yüreğimizi arındırıp, sevgiyle doldurabildiğimizde kendi cennetimizi yaratmayı başarabildiğimizde,  (fıkrada olduğu gibi), dış dünyamızın da bu değişimin etkileri kaçınılmazdır.  MEVLANA  aşağıdaki sözleriyle  bunu çok kısa ve öz bir şekilde ifade etmiştir.
“Testinin içinde ne varsa, dışına da o sızar”

Mutluluk ve sevinç dolu bir hafta dileğiyle. Hoşçakalın…

Bu yazı 1951 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar