Yeni bir hayata merhaba diyorum...
  • Reklam
Merve Aksu

Merve Aksu

Yelken

Yeni bir hayata merhaba diyorum...

"Yeni bir hayata merhaba" ya şaşırdınız, galiba, hayırdır diyorsunuz,eminim.
Her yeni gün, her yeni nefes, yeni bir hayat, yeni bir yaşam...
Biz yeter ki, yeni düşüncelere, yeni bakış açılarına kapılarımızı açalım.
Artık biliyoruz ki, bilincimizin kabul ettiği her düşünce, "inanç yasa" mızı oluşturmakta ve bilinç altına kaydedilmekte.

Bilinçaltının gücü' nüde biliyoruz.. Bilinçaltının "inanç yasası" gereği çekim gücü ile sihir yaparcasına, hayatımızı inançlarımıza göre değiştirmek ve oluşturmak onun görevi.
( Bu konuda daha geniş bilgi için JOSEPH MURPHY'nin  "bilinçaltının gücü" adlı kitabını önerebilirim)

Ben düşüncemi değiştirdim, diledim, inandım, ama hala hayatım değişmedi diyorsanız, emin olun ki bilinçaltınızın derinliklerinde, korkularınız, öfkeleriniz ve kırgınlıklarınız koca bir set oluşturmuştur.
Özellikle de  korkularımız...
Yetiştirilme tarzımızdan dolayı, eğitim anlayışımız, din anlayışımız, sevgi anlayışımız, kısacası her ilişkimizin temelinin harcı korkuyla atılmış.
"... yapmazsan, hoca döver", "... yapmazsan  annen kızar", "... yapmazsan, cehennemde yanarsın", "... yapmazsan, terk eder..."
Bu ilişkilerin hepsi korkuya dayalı ilişkiler. Sevgi varsa da koşullu sevgi. Sevginin varlığı ve devamı koşullara bağlı, "dersini yaparsan severim", "akıllı olursan severim" gibi koşullu sevgi bağları.

Bu ilişkilerin en zararlısı da, Tanrı'yla kurulan ilişkinin korkuya dayalı olması.
Oysa çocuklarımıza, Tanrı bizi cehennemde yakar yerine, "Tanrı bizi hep sever", "Tanrı bizi hep korur", "Tanrı bizimle, Tanrı bizde", "Tanrı bizi her zaman gözetir" i,  yerleştirirsek, o küçücük yaşlarda bilinçaltını korkunun karanlık pençelerinden kurtarmış oluruz.

Bizim Anadolumuzda Tanrı sevgisi'ni dile getiren o kadar büyük tasavvuf düşünürlerimiz, filozoflarımız, dervişlerimiz var ki...
Şimdi unutulan...

Bu büyük düşünürlerden  söz etmişken, birde hikayesini paylaşayım istedim sizinle...
Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş-ı Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş-ı Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş-ı Veli de helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmediğini söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar. Mevlana şöyle der:

- Biz bir karga isek Hacı Bektaş-ı Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz, ama o kabul etmeyebilir. Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş-ı dergahına gider ve Hacı Bektaş-ı Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar. Hacı Bektaş da şöyle der:

- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise, Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.

Sevginin, saygının ve alçak gönüllülüğün zirvesine ulaşan, böylesi büyük değerler...
Ve o günün davranış biçimiyle, günümüzü kıyaslarsak, hani "deveyi havuduyla yutan"ların duyası demekten de kendimi alamıyorum.
Ne yazık ki, bizim Anadolu kültürümüzden gelen, bu  toplumsal değerlerimizi ve erdemlerimizi  her geçen gün daha da kaybediyoruz.

Bu kayıpların bize neye mal olduğu ise ortada.  
Sosyolojik olarak gerçekten çok kötü durumdayız. Haberleri okumamak, dinlememek en iyisi gibi bir psikolojiye girdik. Annesini, arkadaşını canlı canlı kesen, parçalayan, bıçaklayan, küfreden bir toplum olduk. Bu durumun, sosyologlarca ciddi bir şekilde araştırılması, incelenmesi lazım bence.
Korkularımızın en büyüğünü ele aldık bu hafta. Aslında bu hafta affetmek konusuna değinecektim ama, yine derinlerdeki yaram sızladı galiba...
Bu haftayı da  bir deyişle  noktalayalım.
"Adam gerek adama, adem ede adamı"

Tüm korkularımızın sevgiye dönüştüğü, adem gibi adamlarla dolu bir dünya dileğiyle...
Hoşçakalın.

Bu yazı 6202 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar