Fukara tesellisi: 'Gerçek İslam bu değil'
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Fukara tesellisi: 'Gerçek İslam bu değil'

Hatırlar mısınız bilmem, 11 Eylül faciasının ardından Türkiye’de İslami kesimlere dost, hatta, Yeni Şafak gazetesinde yazan liberaller ile İslamcılar arasında büyük bir tartışma yaşandı. Konu şuydu; bazı liberaller, ‘İslamcılar, Müslüman dünya, 11 Eylül katliamını yüksek sesle ve kesin bir dille eleştirmediler’ diye bir eleştiri öne çıkar. Doğal olarak İslami kesim, bu eleştiriyi haksız buldu.

‘Doğal olarak’ diyorum, çünkü ben de bu eleştirileri haksız buluyordum. Dindar kesime  karşı önyargıların devreye girdiğini, dahası İslamcılık ile bu türden eylemlerin yan yana zikredilmesinin doğru olmadığını düşündüm. Düşünmekle kalmadım, yazdım, çizdim, söyledim, hatta bu uğurda kavgalara tutuştum.

Hala benzer şeyler düşünüyorum. Ama artık, liberallerin ifade ettikleri sorunların da ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum.

Dünyadan bihaber çok bilmişler

Nitekim, Paris katliamının detayları henüz karanlık, failleri, hedefleri henüz meçhulken, yine benzer bir tartışma tüm hızıyla başladı. Birileri, bu türden saldırıları, İslamcı/dindar kesimlerin hala ciddi bir şekilde sorun etmediğini söylüyor. Buna karşın, bu kesim bu türden eleştirileri doğrulayan söylem ve izahlarda ısrar ediyor.

Bırakın İslamcıları, böyle bir ideolojik geçmişten gelmeyen Dışişleri Bakanı bile söze Batı’da yaşayan Müslümanların dışlanmasından girebiliyor. Diğer taraftan, İslamcı kalemler, yine ‘komplo’, yine ‘provokasyon’, yine ‘Batı’nın İslamı karalama oyunu’ gibi hususları öne çıkarıyor. Dünyadan bihaber birtakım ‘çok bilmiş’ler saldırıyı uluslararası dengeler, stratejik planlarla açıklamaya girişiyor.

Fukara tesellisi: ‘Gerçek İslam bu değil’

Evet, dünya bir gül bahçesi değil, bir sürü karanlık iş dönüyor, ama birçoklarının sandığı gibi, dünya bir büyük komplo teorisinin sahnesi değil. Batılılar, tüm kötülüklerin anası, Müslümanlar ise kanatsız melekler değil.

‘Gerçek İslam bu değil’ mazereti ise fukara tesellisi. Zira İslam, tarihin her devrinde Müslümanlar İslam’dan ne anlıyorsa o şekilde tezahür ediyor ve bu tezahürlerin vebali de Müslümanların üzerine.

Yani mesele din olarak İslam değil, Müslümanların dinlerinden ne anladığı veya ‘Müslümanların tarihi.’ Bu tarih, modern safhasına gelmeden önce de, evliya-enbiya, hayır-hasenatla olduğu kadar, iktidar mücadelesi, melanet ve zulümle dolu.

Dindar kesimin, bilhassa İslamcıların övünç kaynağı Osmanlı dönemi de dahil. Nitekim Alevilerin katline fetva veren, en parlak dönemin şeyhülislamı Ebusuud Efendi. Dindarlar, İslamcılar daha bu gerçekle bile hesaplaşmış değil.

Gelinen nokta El Kaide ve IŞİD

Modern tarihin ürünü İslamcılık tarihi de dayatmalara karşı insani ve dini bir isyanın tarihi olduğu kadar, Batı karşısında kör bir tepkiselliğin, düşünce fukaralığının, kirli siyasi ittifakların tarihi. İşte bu tarih geldi, El Kaide, IŞİD gibi noktalara vardı.

Hala, ‘İslam bu değil’, ‘Zaten bu tür örgütleri Batılı güçler üretti’ bahanelerine sığınmak, ortada çok önemli bir sorun olduğunu görmezden gelmenin, örtmenin gerekçesi olmaktan başka bir şey değil.

Evet, El Kaide’yi, ABD’nin Afganistan’da Sovyetlere karşı siyaseti besledi, büyüttü. Ama bu tek taraflı bir kirli iş değildi. Diğer taraf, zaten Soğuk Savaş döneminden itibaren, sabah akşam küfrettiği Batılı güçlerin yedek gücüydü. Bu konularda, daha önce de sayısız yazı yazdım.  O karanlık tarihle yüzleşmeyen İslamcılık, ‘dindarlık’, dönüp dolaşıp ‘IŞİD Batı tezgahı’ demekten öteye geçemiyor.

Madem öyle…

Madem öyle, ağız dolusu telin edin! İŞİD halifelik ilan edince, usul tartışmasına girişmeyin. Bir zahmet, ‘Böyle rezalet olmaz, kim bu insanlar, İslam’ı ağızlarına nasıl alıyorlar’ deyin bakalım da görelim hava değişiyor mu değişmiyor mu?

Madem öyle, gazetelerinizde, dergilerinizde El Kaide komutanlarına güzelleme yapmayın.

‘İslam’ anlayışınız bu konuda tereddüte düşmenize neden oluyorsa, zaten sorun burada başlıyor veya ‘olay’ burada bitiyor. Unutmayın, her Müslüman, İslam’ın temsilinden sorumlu.

Mesele Batı’ya karşı güleryüzlü İslam icat etmek değil, insanlığa müjde olduğunu kabul ettiğimiz dinin insanlıkla ilişkisinin şu zavallı hale gelmesi.

Kör öfkeden sade suya bir tirit teolojiye

Müslümanlar, modern çağda dönüp dolaşıp, İslam’ı kör bir tepkisellik çerçevesinde kavramanın ötesine geçemedi. Bir kısmı, Batı karşısındaki eziklik ve kompleksinden aşırı bir Batı hayranlığı, diğer kısmı kör bir öfke üretti.

İslamcılar dediğimiz ikinci kategorideki düşünce dünyasında baskın yaklaşım, sade suya tirit bir teoloji, modern bir radikalizm haline geldi. Hadi bir yanda bu yöne savrulma oldu, bunun karşısında ne var? Hangi düşünce dünyası, hangi estetik, insanlığın sorunlarına (bayağı nostalji dışında) hangi cevap?

Asıl mesele burada. Radikalizm, bu fukaralığın bir tezehürü.

Bırakın Batılıların ne oyunlar, ne hesaplar peşinde olduğunu, siz neyin peşindesiniz, insanlığa bir büyük ahlak öğretisi adına ne söylüyorsunuz?

Neden, bir büyük değer buhranı içinde olan insanlık, aradığı soruların cevabını övündüğümüz dinde bulmuyor, hepsi körse, işiniz ‘ışık’ olmak olmalı değil miydi? Mükellefiyet bu değil mi? Bunu yapmaktan aciz bir kalabalık küfrettiği Batı’nın ürettiği silahları kuşanıp birbirini dahi doğruyorsa, kusura bakmayın ama bu, her şeyden önce Müslümanların sorunu.

Dönüp kendinizi bakın

Farkında değil misiniz, insanlığa söyleyecek sözünüz olmadığı için, o sözden çok uzağa düştüğünüz için, şu veya bu çerçevede birileri İslam diye cinayet işleyebiliyor.

Bırakın dünyanın kirli işlerini kendinize kalkan yapmayı, dönüp kendinize bakın.

NURAY MERT/DİKEN

Bu yazı 2007 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w