Bu kadar ölümün hesabını kim verecek?
  • Reklam
Murat Yetkin

Murat Yetkin

Bu kadar ölümün hesabını kim verecek?

"Amerikalılar doğrusunu yapacaktır –diğer bütün seçenekleri denedikten sonra".

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin 21 Eylül’de Birleşmiş Milleteler Güvenlik Konseyi’nde Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’a, insani yardımların ulaştırılması sırasında Suriye hava sahasında hiçbir uçağın havalanmaması önerisini getirdiğini okuyunca bu alıntı geldi aklıma.

Alıntının sahibi her yerde –yanlış olarak İngiliz siyasetçi Winston Churchill bilinir. Oysa alıntının aslı, “İnsanlar ve milletler erdemle hareket ederler –diğer bütün imkânları tükettikten sonradır” şeklindedir ve İsrailli siyasetçi Abba Eban tarafından 1967’de Japonya da söylenmiş. Sonradan her kulağa hoş gelen siyasi laf gibi Churchill’e atfedilmiş.

Neden Kerry’nin önerisini duyunca aklıma bu alıntı geldi?

Çünkü daha bir gün önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan BM Genel Kurulu’nda belki bininci defa mülteciler için güvenli bölgeden söz ettiğinde maalesef pek de dolu olmayan sıralarda bir yankı bulmamıştı.

Oysa uçuşa yasaklı bölge ilk olarak bundan dört sene önce konuşuldu.

Tam olarak 23 Ağustos 2012’de Ankara’da Türk ve Amerikalı diplomat, asker ve istihbaratçıların katıldığı toplantıda.

“Beşar Esad sonrası Suriye” senaryolarının tartışmaya açıldığı bu toplantının yapılmasına 11 Ağustos’ta İstanbul’da bir araya gelen dönemin dışişleri bakanları Ahmet Davutoğlu ve Hillary Clinton karar vermişlerdi.

Bu fikre 17 Ağustos’ta Davutoğlu ile birlikte (dün yeniden roket saldırısına maruz kalan) Kilis’teki mülteci kamplarını ziyaret etmiş olan Fransız Dışişleri Bakanı Laurent Fabius da sıcak baktığını açıklamıştı. (Daha sonra IŞİD’e Arapça baş harfleriyle DAEŞ deme fikrini ilk ortaya atan da Fabius olacaktı.)

Uçuşa yasaklı bölge, ya da güvenli bölge önerisiyle amaçlanan, iç savaştan kaçan mültecilere Suriye toprakları içinde göz kulak olmak ve iç savaşın bölgeye sıçramasını önlemekti. (Tabii bu bölgedeki mülteciler de, o bölgeleri aynı zamanda üs olarak kullanacak “muhalif güçler” tarafından korunacaktı.)

O günlerde Hürriyet’e açıklamalarda bulunan Davutoğlu, Türkiye’deki mülteci sayısının 80 bine (yazıyla seksen bin) ulaştığına dikkat çekerek, tehlike eşiğinin 100 bin olduğunu, bu eşikten sonra uluslararası çaba gerekeceğini söylüyordu.

Öneri Rusya ve ona destek olan Çin’in anında karşı çıkmasıyla yattı. Bu itirazlarla BM Güvenlik Konseyinden böyle bir karar çıkmayacağı belli olmuştu.

Daha önce Irak’ta olduğu gibi ABD öncülüğünde NATO merkezli bir koalisyon bu kararı alabilirdi.

Ama Barack Obama ikinci dönem başkanlık için Kasım’daki seçimlere odaklanmıştı. Şimdi Suriye yüzünden Rusya ile karşı karşıya gelemezdi.

Türkiye, Suriye siyasetinde pek çok hata yaptığına inanan, o siyaseti eleştirenlerdenim. Ama mültecilere kucak açıp onları korumak ayrı bir şeydir. Türkiye güvenli bölge, uçuşa yasaklı bölge konusunu tek başına duvara okur gibi söylemeye devam etti.

Sonunda ABD, işte o baştaki alıntıda söylendiği gibi bütün yanlışları denedikten sonra, bu kez Clinton’un aday olduğu bir başka başkanlık seçimi öncesinde bir tür uçuşa yasaklı bölge fikrini gündeme getiriyor.

Bu defa Rusya “Bu barış getirmeye yetmez” gibi o kadar kesin olmayan bir tepki verdi.

Bugün okuduğunuz Uğur Ergan’ın haberinde Türkiye ile Rusya’nın Fırat Kalkanı çerçevesinde Suriye hava sahasının Türk savaş uçaklarınca kullanımı üzerine bir “centilmenlik anlaşmasına” vardığı yazılıyor. Bu da Kerry’nin önerisi olmasa da belli bir anlaşma zemini imkânının doğduğu umutlarına yol açıyor.

Ama aradan dört koca yıl geçti.

Suriye iç savaşında öldürülenlerin sayısı bugün 470 bin, dört yıl önce onda biri değildi.

Mülteci sayısı 6 milyon, 3 milyonu Türkiye’de.

Dört yıl önce henüz IŞİD kurulmamıştı bile, bugün herkesin başına bela oldu.

Dört yıl önce Türkiye’de hükümet PKK ile dolaylı diyaloga başlamıştı, barış umudu vardı -PYD bunun parçasıydı. Bugün Suriye’deki iç savaş ve Irak’ta kötüleşen durumun da etkisiyle o günler geride kaldı.

Suriye harabeye döndü. Fiilen parçalandı. Nasıl bir arada tutulacağı, bunun bölgedeki diğer ülkelere yayılmasının nasıl önlenebileceği gibi devasa sorular cevapsız duruyor.

Belki diğer bütün kayıpların çaresi bulunur ama bu kadar ölüm…

Bu kadar ölümün hesabı kimden sorulacak?

Bu yazı 1100 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar