Müslümanlar neden Batıya kaçıyor?
  • Reklam
Murat Yetkin

Murat Yetkin

Müslümanlar neden Batıya kaçıyor?

Bugün iç ve dış meselelerin iç içe geçtiği iki konu var gündemde.

Biri, dün sürpriz bir şekilde Antalya’da başlayan Türkiye, ABD, Rusya genelkurmay başkanları toplantısı; Suriye, Irak, IŞİD’le mücadele masada. ABD Başkanı Donald Trump’ın yeni stratejisini de bu toplantıyla ters düşmeyecek şekilde açıklayacağı anlaşılıyor.

Diğeri, Türkiye-Almanya gerilimi... Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu hem Alman mevkidaşıyla konuşacak, hem de referandum için konuşacak ve bu konuşmayı evetçi-hayırcı bütün milletin mülkü olan başkonsolosluk binasında mı yapacak?

Birbirinden çok ayrı görünen bu gündemi birleştiren bir konu var, o da göç ve mülteciler sorunu.

Mülteci akını öteden beri sorundu ama, Suriye iç savaşıyla adeta patladı. Dünyanın en zengin ekonomik bölgesi olan ve bazı en gelişmiş demokrasi örneklerini barındıran 28 ülkeli AB, toplam 2 milyon 300 bin kadar mülteciyi ne yapacağını düşünüyor kara kara. Türkiye ise malum, çoğu Suriye’den 3 buçuk milyon kadar mülteciyi barındırıyor.

Türkiye ile AB arasında imzalanan göçmenlerin kontrolü anlaşması, en çok göçün bir numaralı hedef ülkesi olan ve Eylül ayında seçimlerin yapılacağı Almanya’yı ilgilendiriyor.

Mülteciler sadece Suriye’den değil; Irak, İran, Afganistan, Fas, Mali, Somali, Pakistan, Bangladeş en çok mülteci kaynağı olan ülkeler.

Bunların tamamı Müslüman nüfuslu, bazıları Şeriat ile yönetilen ülkeler.

Peki, bu ülkelerden kaçan Müslümanlar neden başka Müslüman ülkelere değil de çoğu Hristiyan nüfuslu Batı ülkelerine yerleşmek istiyor? (Türkiye, Ürdün, Lübnan gibi yönetim şekli din devleti olmayan birkaç ülke kısmen bunun dışında.)

Raşid en Gannuşi bu soruya samimiyetle cevap arayanlardan. Türkiye’de özellikle İslamcı çevrelerde tanınan, saygı duyulan bir isim Gannuşi. Tunus’daki En-Nahda, Diriliş hareketinin lideri. Hareketi temel olarak İhvan-ı Müslimin, Müslüman Kardeşler’in bir kolu kabul ediliyor.

Malum, Arap Baharı denilen ve demokrasi getirecekken daha çok yıkım ve baskıya yol açan akım 2010 sonunda Tunus’ta başladı. Ve tek başarılı örneği de Tunus oldu.

Tunus’taki seçimleri Gannuşi önderliğinde En-Nahda tek başına kazandı ve ilk başta İslam Devleti ilan edildi. Ama sonra Gannuşi dedi ki, biz bu baskı rejiminden laiklerle, demokratlarla el ele çıktık, barış içinde istikrar için birlikte yönetmeliyiz. Ve iktidarı gönüllü olarak muhalefetle paylaştı. Nobel Barış ödülünü işte bu projeye öncülük eden “Diyalog Dörtlüsü” aldı 2015’te.

Gannuşi, 8 Şubat’ta Ankara’da bir konferans verdi. Davet edenler, çoğu AK Partili veya muhafazakâr çizgideki siyasetçi ve akademi üyelerinden oluşan Ankara Palas Buluşmaları grubu idi.

Davetli olduğum halde gidemediğim konferansın notlarını sonradan edindim ve gidip ben de soru soramadığım için doğrusu pişman oldum.

Gannuşi bu göç meselesine de değinmiş ve şunları söylemiş:

Ortaçağda Avrupa’da yaşayanlar İslam ülkelerine göç ediyorlardı. Bugün maalesef Müslümanlar diktatör rejimlerden Avrupa ülkelerine göç etmektedirler. Onlar İslam’dan küfre yönelmiyor, zulümden adalete sığınıyorlar. Mekke’deki sahabeler, zulümden kaçarak Habeşistan’daki [Hristiyan kral altındaki-MY]yönetime sığınmışlardı. Hz. Peygamber onlara Habeşistan’da halkına zulmetmeyen bir kralın olduğunu söylemiştir. (..) Allah bu dünyayı adalet dengesiyle yaratmıştır. Biz adaleti, eşitliği, özgürlüğü, kadın haklarını, azınlık haklarını sağladığımız oranda İslam’ı anlamış, ona hizmet etmiş oluruz. Bu demokrasi anlayışımız bizim için yeterlidir.”

Soru cevap faslında Gannuşi’ye Avrupa’da, özellikle de Tunus üzerinde kültürel etkiye sahip Fransa’da siyasilerin İslam’ı “kötülemeleri” üzerine sorular sorulmuş. Görmüş geçirmiş siyasetçi bunda belki de İslam adına yapılan terör hareketlerine gerekçe bulma gibi bir ima sezmiş ki, bakın nasıl karşılık vermiş:

“Bugün Fransa’nın İslam’a düşmanca tavır takındığını söyleyemeyiz. Fransa Avrupa’da en fazla Müslüman nüfusun yaşadığı ülkedir. (..) İnsanlar Fransa’ya göç ediyorsa, bu orada daha iyi yaşam imkânı bulduğu içindir. Fransa demokrat bir ülke olarak görülmektedir. Orada din özgürlüğü vardır. Müslümanlar orada huzur içinde yaşıyorlar. Bazı Müslümanlar terör olaylarıyla Fransa’ya kötülük etmişlerdir (..) İslam’ı yanlış anlamışlardır. Bunu yapanlar sadece Fransa’ya değil, İslam’a da zarar vermişler, Fransa’da yaşayan Müslümanları zor duruma düşürmüşlerdir. Biz bu terör olaylarını kınadık, Fransa’nın yanında yer aldık. Terörü ister Fransa’da, ister Amerika’da, ister Türkiye’de, Tunus’ta nerede olursa olsun kınamamız gerekir. Terörün hiçbir zaman haklı gerekçesi olamaz.”

Gannuşi, kendi yaptığı her şeyi haklı görüp hatanın bütün suçunu karşısına aldığında bulan sekter, bağnaz siyasetçi tipi değil.

Görüşlerine katılın, ya da katılmayın. Önemli olan o değil, önemli olan yaklaşımı, bakış yöntemi.

Gelişmelere bu gözle bakılıp konuların derinine inildiğinde çatışmalardan kaçınmanın aslında ne kadar mümkün ve kolay olduğunu da anlayabileceğiz.

Bu yazı 912 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w