Türkiye'nin mücadelesi
Özgün Ökmen

Özgün Ökmen

Türkiye'nin mücadelesi

Dünyadaki en önemli güç bilgidir ama tek başına yetersizdir. Parasal ve siyasi güç desteğiyle bilgiyi kullanabilmek, gücü meydana getiren temel ilkedir. Küresel güçlerin sahip olduğu en güçlü silahlardan biri sermaye, diğeri bilgi birikimini kullanabilme yeteneği, üçüncüsü ise; hâkim oldukları sistemin nasıl işlediğini iyi bilmeleridir. Halkın çoğunluğunu kolayca yönetmelerinin sebebi de ellerinde bulunan medya ve teknolojik güç ile birçok gerçeği halktan saklayabilmeleridir.

Küresel güçler genel olarak ikiye ayrılmaktadır; birincisi ülkeler bazında, ikincisi ise şirketler ve organizasyonlar bazında. Küresel güçlerin çoğu ABD’nin şemsiyesi altındadır. Plan ve programlarını 1930 ‘lu yılardan beri burada yapmaktadırlar. İster kabul edin, isterse etmeyin sayısız sivil toplum örgütü (NGO’ lar) kendilerini her şeyden ve herkesten üstün görür ve diğer ülkelerin yöneticilerini de amaçlarına kul yapmak isterler. Bunlar kimdir derseniz;

-Yüksek teknolojiye sahip olanlar,

-Petrol, doğalgaz ve maden yataklarını ellerinde bulunduranlar,

-Küresel fonları, hisse senetleri, sıcak para ve banka, sigortacılık gibi büyük sermayedarlar,

-Yazılı ve görsel medya sektörüne küresel anlamda sahip olanlardır.

Bu yapılanmalar tehlikelidirler ve aslında krizi çıkaran da parayı kontrol eden de onlardır. Hükümetleri kontrol ederler, medya ve bilgi daima ellerindedir, ücretleri, vergileri ve hatta gelir giderleri, bilim ve teknolojiyi kontrol ederken, en önemlisi de istihbarat örgütlerini ve orduları kontrol ederler.

Küreselleşmeyi anlamak aslında çağımızı anlamak demektir. Çağımızı anlamak da dünya zenginlerini teşkil eden %20’lik nüfusun nasıl bir sistem içinde dünya kaynaklarının %86’sını tükettiğini anlamak demektir. Küreselleşmenin amacı, dünyayı kendi kontrolü altına almaktır. Küresel güçler, kısaca söylemek gerekirse küresel sermayeyi de elinde tutanlardır.

 Aslında, dünyada içinde bulunduğumuz sistemin nasıl işlediğini, hangi güçlerin bu sisteme hâkim olduğunu, dünyanın hızla nereye doğru gittiği bilinmez ise; sistemi bir bütünlük içinde anlamamız ve sorgulamamız olanaklı değildir. Stratejik ortak olarak yaklaşanların dost mu yoksa kendi kurallarıyla oyunu oynayanlar mı oldukları iyi bilinmelidir. Bunu iyice anlayabilmek için belli kaynaklardan doğru diye dikte ettikleri birçok şeyin gerçekten doğru olup olmadığını da iyi sorgulamak gerekir. Genel kanı ve gelinen durum şudur; Dünyadaki değişimin dışında kalanlar, küresel ajandayı belirleyenlerin kurallara uymak zorundadır. Bir ülke bilinçlenip kendine bir rol biçemiyor ya da yolunu şaşırıyorsa küresel güçlerin ona biçtiği role razı olmak zorundadır ve bunun günümüzde başkaca bir alternatifi de yoktur.

Bugün dünyaya hâkim olan küresel kurumların çoğu II. Dünya Savaşından sonra ABD tarafından oluşturulmuştur. Amaç, dünyadaki açık pazara uygun ekonomik sistemi yaymaktır.  Türkiye’ye gelince;

Küresel sermayenin ülkemizdeki uzantıları, kurdukları ya da destekledikleri örgütlenmeler ile birçok sivil toplum kuruluşunu ele geçirmiş, devletten üniversite içlerine kadar her kesimde köşe başlarını tutmuştur. Ülkemizdeki zenginler aslında hem onların çıkarlarını savunan, hem de sosyal içerikli yardımlar aracılığı ile yürüttükleri örtülü siyasi faaliyetlerin planlı birer parçasıdır. Siyasal yapı ve ona paralel kuruluşlar, yoksul ve en alttaki seçmen kitlesini doğrudan kontrol altına alan bir politika ile Türkiye’nin geleceğini karartmıştır. Bu yapının yerine dağınık ve keyfileşen sosyal ödemelerin kayıtlı bir yapıda toplanması, şahsi ve özel nitelikten ve keyfi uygulamalardan arındırılması, ayni nitelikten kurtarılarak acilen hak temelli olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Bu husus toplumsal üretimdeki gücü zayıflatan ve el açtıran bir hale getirilmiş ve bazı kaynaklara göre; nüfusun 12 milyonu bu bağımlılığa adeta mahkûm edilmiştir.

 Esasen, 1948’lerden sonra Türkiye’nin hiçbir zaman bu ülkeyi kuran Atatürkçü, ulusalcı ve vatansever ideoloji ile yönetilmesine izin verilmemiş. Batı tarafından biçilen hepinizin bildiği bir ideoloji tarafından yönetilmiştir. Dış örgütlerin Türkiye için verdikleri kararın Ulusal Kurtuluş Savaşı ile yırtıp çöpe attığımız Sevr koşullarının uygulanması olduğunu görmemek için kör ve sağır olmak gerekir.

Sonuç olarak Ulus Devlet, küresel sermayenin kontrolüne girmeyen ve devlet olmaya karar veren ülkelerdir ve halen bu meydan savaşı devam etmektedir.  Küresel sermaye ile Türkiye’nin mücadelesi tıpkı Kurtuluş Savaşı gibi diğer sömürülen ülkelere de örnek olacaktır.

Kalın sağlıcakla

Bu yazı 2147 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w