Belki Bir Gün
  • Reklam
  • Reklam
Özlem Nihan

Özlem Nihan

Belki Bir Gün

Hepimizin “belki bir gün” dediğimiz hayallerimiz vardır. Benim de var, bazı hayaller zaman zaman gerçekleştikçe yerlerini başkalarının almasıyla ya da şartların zorlaması nedeniyle değişiyor. Bazıları ise hiç değişmez; kendimi bildim bileli vardır onlar. Bunları okurken sizin de gözünüzün önünden ya da zihninizden listeler geçiyordur. Ne çok hayallerimiz olmuştur kimbilir. Bazıları biz olacaklarına inanmadığımız için gerçekleşemiyor maalesef. Çünkü sadece “belki bir gün” deyip kenara atmakla ulaşılamıyorlar. Evet zamanının gelmesi de önemli ama sizin inanmanız hepsinden önemli inanın. Ama “vallahi inanıyorum” demeniz yeterli değil bu arada. Gerçekten yürekten istemek ve olabileceğine yüzde yüz inanmaktır gerçek olmasını sağlayan. O yüzden dileyin, olacağına inanın ve olması için de çabalayın.

Yirmili yaşlarda çok zamanımız var diye daha rahat harcarız zamanı. Nasılsa o “bir gün” gelir diye düşünürüz. Otuzlu yaşlarda yavaş yavaş olayın kendiliğinden gerçekleşmediğini idrak ederiz sanki. Kırklı yaşlarda “eyvah zaman geçiyor ve ben hala aynı yerdeyim” telaşına düşeriz. Yaşamaya başladığım ellili yaşlarda görüyorum ki; telaşın yerini kabullenme ve ütopik olan hayalleri eleme olgunluğuna erişiyor insan. Ama en azından bir tane hayal vardır ki o hep yerini korur. Düşünsenize hadi; sizin hiç yokolmayan hayaliniz nedir?

Yaşam koşturmasının zorladığı şeyleri yapıp bitirdikten sonra ve artık sadece kendim için yaşama hakkını elde ettiğimde sağlıklı olmak temel hayalim. Sağlıktan sonra sadece keyif aldığım şeyleri yapabilmek ve bunları sevdiğim insanlarla paylaşmak ondan sonra gelen “belki bir gün” hayalim. Şu yazdıklarım medeni ülkelerde zaten olması yüzde yüz muhtemel konular. Hiç de ütopik falan değiller. Ama artık bu ülkede çok ütopik. Yıllarca çalışıp kendine ve ailene yetebilmek ve sonrasında sadece  keyfe keder yaşamak oldukça ütopik. Hele bunu hem fiziksel ve hem de ruhen sağlıklı olarak yapabilmek ise tanrıya emanet.

Ben elimden geldiği kadar kafamı değişik hobilerle meşgul ederek bu ülkenin koşullarında sağlıklı kalmak için çabaladım. Hem iş hayatında ve hem özel hayatta, kontrol dışı ortaya çıkan tüm zorluklara rağmen alerji gibi, öldürmeyen ama süründüren rahatsızlıklarla idare ederek yetiştim bu güne. Zihni meşgul ederek yüreği temiz tutabilmek ve niyeti bozmadan umut dolu yaşayabilmek hedeflerimizin başında olmalı diye düşünüyorum.

Bu yazıyı, bugün sosyal medya paylaşımlarında Mülkiyeli bir ağabeyin benim doğduğum yıl olan 1964 yılında yayınladığı TÜKENİŞ adlı şiir kitabında paylaştığı kısa bir şiiri okuyunca yazasım geldi. Hayatımın sonunda şiirin adı gibi “kırık kalp” hissini yaşamamak en büyük hedefimdi bir kere daha hatırlattı. Yapabileceklerimin azamisini yapmaya çalışmak ve ritmimi optimal hale getirmek çok istediğim bir şey. Ne çok hızlı ne çok durağan. İnsanın kendi doğru ritmini bulabilmesi ne muhteşemdir kimbilir.

Şiirdeki gibi tadına kanmadan gitmesin ömrümüz ve bir kırık kalp olmasın geride kalan. Kasım ayı Atamızın ebediyete intikal ettiği yaslı bir aydır. Saygı, minnet ve şükranlarımla yadediyorum. Hazan mevsiminin son ayında, geçen her anın sizi “belki bir gün” dediğiniz hayallerinize yaklaştırmasını diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla...

KIRIK KALP

Bir uzun hikaye bu söylediğim
İçinde biraz da gözyaşı olan.
Ne artık hatırdan çıkmayan mevsim
Ne de ilk gözgöze geldiğimiz an.
Eşmeyin külleri örtülü dursun
İnsanda hatıra, denizde yosun
Bir musiki gibi içime dolsun
Durmadan o hazin parçayı çalan.
Mevsimler, ilkbahar, arkasından güz
Tadına kanmadan gitti ömrümüz
Bende bir hatıra, bir çizgili yüz
Bende bir kırık kalp geride kalan

Hamdi IŞIKLI

Bu yazı 618 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w