Hazan
  • Reklam
Özlem Nihan

Özlem Nihan

Hazan

Bundan 5 yıl önce adını “Hazan” koyarak dergideki köşemde yazmaya başlamıştım. Hazan mevsiminde başlamanın etkisi yanında sevdiğim bir sözcük olduğu için. “Hazan nedense hep hüznü çağrıştırır ilk duyulduğunda, oysa sonbahardır sadece” demiştim. Bu yazıyı yazarken seçime günler olduğu için kasım ayı nelere gebe bilmiyorum ama diliyorum ki bu sene hazan mevsimi bize uğurlu gelsin. Yerlere dökülen zamanını doldurmuş yapraklar misali, misyonunu tamamlamışları tertemiz yağmurlar temizlesin götürsün. Yenilenmek için kendini dinlenmeye çekerken doğa, diğer bahara umutlarımız yeşererek girelim.
Kasım kasım kasılarak onüç yıldır ortalıkta salınanlar bu kasım ayında delikten süpürülsünler diye diliyorum. Onüç sayısının uğuruna inanıyorum ve o delik bir daha açılımamak üzere kireçlensin istiyorum. Üstüne de bir anıt dikilsin ki hiç unutulmasın. Kara günlerin bir daha gelmemek üzere gitmesinin hiç de zor olmadığını biliyorum. Çorap söküğünün ucundan çekmek ve yorulmadan o iplikle barışı örmek zor olmamalı. Biz neler yaşadık bu topraklarda, ne pislikler süpürüldü tarihin tozlu yapraklarına, bu kadar aciz hissettirecek ne ola ki? Algı operasyonları denen şeylerden mi bu umutsuzluğumuz? Hepsini altedecek bir vatan sevgisi var yüreklerimizde. Tek başedemediğimiz birbirimize toleransımızın düşük olması. Birazcık hoşgörü ve birazcık empati, kocaman umutları besleyecek aslında.
Benim bilge anneannem yaşadığı zorlukları anlatırken bu ülkenin, hep derdi ki; “yoksulluk halledilir savaş olmasın yeter ki”. Bu sıralarda bunu çok düşündüm. İnsanın yaşam standardının düşmesi ya da yükselememesi oldukça zorken bir de savaş varmış gibi sürekli gençlerin kaybedilmesi hepimizi depresif yapıyor. İçinden çıkılamazmış algısı yaratıyor. Uzun sürebilir, bezdirebilir ama çıkılır, inanıyorum. Tek yapmamız gerek vatan sevgisi paydasında buluşmak, barışa güdülenmek ve verilmiş bu hayatı hakkınca onurlu yaşamak.
Korkularımızı, üzüntülerimizi, umutlarımızı bir yana bırakıp, ekim ayında kış saati uygulamasına geçilmemesi halinden bahsetmek istiyorum. Traji komik yöneticilerimiz bir abukluğa daha imza attılar ve bizi dünyadan kopardılar. Neymiş efendim bir hafta sonra olacak seçimleri olumsuz etkilemesin diye dünya kış saatine geçerken “saat ayarlarınızla oynamayın” dediler. Baştakilerin idrak süreçleri açısından belki haklı olabilirler ama bizim akıllı telefonlar, akıllı bilgisayarlar bu uyarıyı idrak edemedi. Bilemediler ki bu ülkenin dünyadan fiiliyatta zaten koptuğunu, herkes Mersine giderken bizim tersine gittiğimizi. Otomatik gidişattan çıkmayanlar şaştı kaldı sabah. Uçak kaçıranlardan tutun, toplantılarına sallana sallana gidip bittiğini görenler mi istersiniz, bir dolu Aziz Nesinlik hikâyeler duyduk. İki gün geçtiği halde kimiz, nerdeyiz, saat kaç diye düşünmeye devam ettik. Belki de bu da bilinçli yapılmıştı. Şaşkın vaziyette sandığa gidip olmayacak partiye “he” desinler diye yapılmış olabilir diye de düşünmedim değil. Şaka bir yana; şahtık şahbaz olduk 25 Ekim sabahı.
1922 yılının 1 Kasımında saltanat kaldırılmıştı. Küçük hesapların adamları Cumhuriyeti kaldırmak üzere son hamlelerini yapmadan, umuyorum aynı tarihte onları da kaldıracak bu millet yapıştıkları koltuklardan.
Umut ki yüreğimdir
Halk olmuş yüreğimdir
Adını Onur koyduğum kavga
Büyü de umudu doğur
Nihat BEHRAM
Şairin dediği gibi; onurlu kavgamız umudumuzu besleyip, çabalarımızla er ya da geç medeni ve barış dolu topraklarda yaşamamızı sağlayacaktır. Yeter ki inanın.
Sevgi ve saygılarımla...

Bu yazı 1846 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar