Hindistan
  • Reklam
Özlem Nihan

Özlem Nihan

Hindistan

Hindistan çok uzaklarda bir muammaydı benim için. Okuduğumuz, seyrettiğimiz ve duyduğumuz pek çok şeye rağmen hep bir giz içindeydi sanki. Geçen yıl Regresyon Terapistleri Dünya Kongresinin duyuruları elektronik posta adresime gelince çok heveslendim. Neredeyse bir yıldır hayalini kurduğum Hindistana eylül ayı içinde on üç günlük bir yolculuk yaptım.

6 saat süren bir uçak yolculuğundan sonra Hindistan topraklarına Mumbai'den giriş yaptım. Bildiğimiz adıyla Bombay. Yenilenmiş ve çok büyük bir havaalanında altı saat bekledikten sonra Goa şehrine geçtim. Goa plajlarıyla turist çeken bir şehir. Havaalanında bizi bekleyen ekiple beraber Kongrenin yapılacağı otele bir buçuk saatlik bir midibüs yolculuğuyla ulaştık. Şehrin nefes aldırmayan sıcaklığı ve rutubetinden sonra o külüstür midipüsten beklenmeyen bir klimayla donarak otele vardık. Kongre ekibi çok güzel bir otel ayarlamıştı. Bahçe içinde küçük evlerin odalarını paylaştık. Ben Bollywood oyuncusu bir aktristle aynı odayı paylaştım. Çok ilginç bir tecrübe oldu doğrusu. Oyunculuğunun yanında regresyon terapistliği de yapıyormuş.

Kongrenin dört günlük maratonundan sonra altı günlük uzun yolculukların olacağı bir tura başladık. Turun ilk günü uçakla Mumbai aktarmalı olarak Varanasi şehrine vardık. Varanasi Hint inanışına göre dünyanın kozmik merkezi. Budizmin yayıldığı ve en önemlisi Ganj nehrinin bulunduğu şehir. Çok kalabalık ve pis bir şehir. İnanılmaz karışık ve bir o kadar da akıcı bir trafik var. Trafik ışığı hiç yok, trafik ne duruyor ne de yollarda bir tıkanma oluyor. Böylesi bir nüfusun olduğu bir yerde başka türlü işler de yürümez zaten. Hepsinden önemlisi sürekli ve değişik tonlarda korna sesleri. Sese hassas biri olarak neler yaşadığımı tahmin edersiniz. Arabaların arkasında “korna çal” diye uyarı var. Araba, motorsiklet, rikşov (2 kişinin arkada oturduğu bisikletli taşıma aracı), tuktuk (triportör), bisiklet hepsi korna çalıyor. Yollar çukur içinde, çamurlu ve hatta sular akıyor. Yolun ortasında oturan inek ailesi ise çok klasik bir görüntü. Bu şehrin en büyüleyici yanı kutsal Ganjdaki törenler. Her akşam güneş batarken Ganj nehrine gelerek gün sağlıkla bittiği için şükranlarını sunuyor insanlar. Şarkılar söyleniyor ve bir takım gösteriler yapılıyor. İnsanlar saatler öncesinden geliyorlarmış yer kapmak için. Biz şanslıydık rehberimiz bize loca gibi yüksekten görebileceğimiz yer hazırlatmıştı. Oldukça etkileyici bir törendi. Ertesi gün sabah gün doğmadan yollara düştük ve yine aynı yere Ganja koştuk. Bu defa gün doğarken neler yapıldığını izlemek için. Bir sürü insan yıkanıyordu sarı, yeşil ve kahverengi arası rengi olan suda. Çamaşır yıkayan profesyonel çamaşırcı ilgimi çekti. Toplamış bir dolu çamaşırı ve Ganjın sularında taşlara vura vura temizliyordu. Temizliyor muydu kirletiyor muydu ayırtedemedim. Biz bunları nehrin üzerinde büyük bir kayıktan izledik. Bir süre sonra ölü yakma merasimi (kremasyon) başladı. Ganja getirilen ölü bedenin ağzına Ganjın suları dökülüyor ve sonrasında da odunların arasına yerleştirilerek yakılıyor. Ganj motorlu kayık turundan sonra şehrin daracık eski sokaklarında yürüyüş yaptık. Daha doğrusu bir çeşit kovalamacaydı. Satıcı çocukların ısrarlarından kaçma ve onlar tarafından bıkmadan kovalanma süreci insanı çok yoruyor doğrusu.

Hindistanın diğer iki şehrine bir dahaki ay devam ederiz. Ben yaklaşık iki hafta ülkeden uzaktım, gündemin her saat değiştiği bir yer için oldukça uzun bir süre. Hindistanda öğrendiğim en önemli şey ülkemin gerek hava koşulları ve gerekse topraklarıın verimliliği anlamında ne kadar şanslı olduğumuzdu. Çok şanslıyız ve bu topraklara sahip çıkmak zorundayız. Hiç kimse bizi bezdirip buradan uzaklaştıramamalı. İnanın bana insanın en büyük özgürlüğü kendi dilini konuşabilmesidir. Vatanımdan her uzaklaştığımda çok özlerim ama bu defa vurucu bir etkisi oldu. Kıymetini bir kere daha anladım. Bu vatan bizim, bu  vatana sahip olmayı hakedenlerin.

Sevgi ve saygılarımla...

Bu yazı 1550 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum

Son Yazılar