İçerdeki Ben
  • Reklam
Özlem Nihan

Özlem Nihan

İçerdeki Ben

Öyle bir şeye gönül verdim ki; hem çok kolaymış gibi görünüyor hem çok hızlı etkiliyor. Daima sorgulatıyor kendini ama her defasında doğrulatıyor. Güzel şeyler kolay olabilemez diye düşünürken ona ulaşana kadar verilen çabayı göz ardı etmemeyi hatırlatıyor. Yaşananların külliyatını deşiyor, ardından saf öze ve amaca ulaştırıyor. Kişinin içerdeki “ben” i ile bildiği kendi arasında denge kuruyor, barış ortamında olaylar akışında gitmeye başlıyor. İşte son on yıldır gönül verdim bu şeye.

Bahsettiğim şey aslında bir teknik. Kişinin kimi zaman kendini bloke etmesine yol açan durumların ya da sebepsiz saplantı ve korkuların kaldırılmasında hızlı çalışan bir teknik. Yapılan ise çok basit. Bir ben vardır benden içeri kısmımıza sorular sorarak cevapları almak. Aslında yaptığımız içerdeki “ben”in verdiği cevapların bildiğimiz ben tarafından duyulabilmesini sağlamak. Bilmece gibi oldu ama amacım biraz düşündürtmek. Bildiğimiz doğruların temelinde yatan bazı gerçekler vardır, bazı yaşanmışlıklar. İçerdeki ben yaşanmışlıkların acı taraflarına göre kişiyi korumaya alır. O gerçeklerden uzak tutmaya, hatırlatıp üzmemek adına üstünü örtmeye çalışır. Onu hatırlatacak olaylar olduğunda tetiklenmeler yaşarız ve korkularımızı hatırlar, yaşadığımız acının bizdeki etkilerini görürürüz istemeden. Çok anlam veremeyiz, nereden çıktığını bu düşüncelerin, duyguların ama o kadar etkilidirler ki; şaşırır kalırız. İşte bu tetiklenmeleri ortadan kaldırmanın bir yoludur bu teknik.

En güzel yanı ise geçmişte yaşanmış ve üstü örtülmüş gerçeklerin farkındalığına ulaştırıp, ardından bir takım yöntemlerle çözülmelerine sebep olup anı yakalamamızı sağlar. Geçmiş ve gelecek çizgisinde savrulmadan anın güzelliklerinin farkına varmanın dayanılmaz hafifliğine götürür kişiyi. Aslında yaşamanın güzel yanı anlarda gizlidir öyle değil mi? Zaman yerine bir daha konamayacak bir şeydir. Gelir ve geçer, yaşarsanız anı olur yaşayamazsanız keşke. Aslında gönül verdiğim bu teknik, hayatımızın sonundaki “keşke”lerimizi azaltıp “iyi ki”lerimizi çoğaltan bir etki yaratmaktadır.

Bir ben vardır benden içeri dediğim aslında bilinçaltımız, bildiğim kendim ise bilinç düzeyimiz. Gönül verdiğim teknik ise regresyon terapisi. Bilinç ile bilinçaltı arasındaki dengeyi kurmamızı sağlayan, bilinçaltının bizi korumak için üzerini örttüğü konuların farkındalığını sağlatarak, bilinç düzeyinde çözülmesine önayak olan bir tekniktir. Hem bilinç düzeyinde açılımlara yol açar, hem akışı yakalamamızı sağlar. Travmanın kaynağına girip orada çözerek şimdiki zamanda bizi özgürleştirir.

On yıl boyunca terapilerde tahmin edilemez olaylarla karşılaştım. Tarifsiz duygular yaşadım ve şifalandım. Bu serüveni danışanlarla yaşarken şifanın aslında iki taraflı olduğunu her defasında deneyimledim. Bu yaşamım zamanı geldiğinde sona ererken “iyi ki”lerimin başında bu teknikle tanışmış olmam üst sıralarda olacaktır. Hayatıma sokarak önce kendimdeki tekamülü sonrasında danışanlarımdaki şifalanmayı gördükçe bu teknikle tanışmama bir şekilde neden olan zorlu olaylar ve kişilere teşekkür ettim hep. Görevlerini yerine getirmişlerdi çünkü.

Latin edebiyatının ünlü ozanı Horatius’un dizelerinde geçen “carpe diem”, yani zamanın tadını çıkar, günü yakala, anı yaşa özdeyişi; gelecek hakkında endişelenmek yerine yaşanılan anın değerini vurgulamak için yapılan bir uyarıdır ve çok da anlamlıdır.

İlk şairim Ümit Yaşar OĞUZCAN’in “Bir Günü Yaşamak” adlı şiirinden bir dörtlükle bitiriyorum. Lütfen anı kaçırmayın, her şey zamanında anlamlı ve keyifli çünkü. Sevgi ve saygılarımla...

Dün kopan bir yapraktı, düşen kuru bir daldı
Bu günden güzel değil bulacağın yarında
Aç ellerini bak! Yanan avuçlarında
Dün gitmiş, yarın yok, bize bir bu gün kaldı.

Bu yazı 1424 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w