Laleler
  • Reklam
Özlem Nihan

Özlem Nihan

Laleler

Baharın gelişinin verdiği enerjiyle bu defa laleleri görmeye Konya’nın Çumra ilçesine gittim. Yine erken gitmişim nergisler için Karaburun’a da erken gittiğim gibi. Bu sene kış yapacağını yaptı işte. Göz alabildiğine tarlaların içinde tek tük lale görmek için çabaladım. Açmaları gecikmiş soğuk havaların yüzünden. Vuslat başka bahara kaldı. Şehrin içindeki parklarda açanları seyrettim bütün gün. Yanlarında yoğun kokularıyla sümbüller de vardı. Saatlerce karşılarında oturdum ve seyrettim. Doğaya o kadar uzak ve o kadar hasretiz ki. Rengârenk hallerine baktıkça umut dolu ve mutlu hissediyor insan.

Ankara’nın siyaset kokan havası beni artık çok yoruyor. Arada bardağın dışına çıkıp nefes almanın değeri ölçülemez. İşte o zaman hayata daha objektif ve daha iyimser bakabiliyorum. Bir sürü şeye gereksiz üzüldüğümü, takıldığımı farkediyorum ama dönüp geldikten en fazla bir hafta sonra yine aynı siste boğulmaya başlıyorum. Bu ülkede doya doya yaşamak çok zor. Sanki kahır çekmeye gelmişiz bu dünyaya. Vatandaşlık denen şey hizmet etme, vergi verme, kahır çekme sanki. Huzurlu yaşamak, çalışmanın karşılığını almak ve bunu değerlendirebilmek olmalı hâlbuki.

“Laleler” diye başlık atıp kendimi sınırlamaya çalışsam da ülkeme ve çektiklerimize geri geliyorum dakikasında. Yok kararlıyım, bu güzel ayda çiçek böcek yazacağım. Laleye dönersek;  zambakgillerden bir bitkidir. Ebru sanatıyla uğraştığım dönemlerde lale figürüne çok yaklaşmıştım. Önceleri dikkatimi çeken bir çiçek değildi. Klasik ebru sanatında çok kullanılan bir çiçektir. Tasavvufta da tanrıyı simgeler. Tüm zambakgiller gibi narin ve çabuk geçen bir çiçektir. Tüm güzelliği ve ihtişamıyla ortaya çıkar ve uzun süre beklemeden kaçıp gider. Tadı damağınızda kalır sanki. Kıymetini anlayalım diye yapıyorsa başarıyor gerçekten.

Lale deyince tarihteki Lale Devrinden bahsetmeden olmaz. Osmanlı tarihi okurken sefa sürülen bir dönem olduğunu söyledikleri Lale devrinden aklımda kalanların en başında şair Nedim vardır. Hatta patrona halil isyanında damdan dama atlarken düşüp öldüğü de kalmış aklımda. Gereksiz bir sürü ayrıntıyla kafamız doldurulunca illaki bir şeyler kalıyor zihinde. Çok abartılı ve müsrif dönemler ve ardından gelen sıkıntılı zamanlar. Sınıflar arasındaki farklı koşullar, ardından gelen isyanlar ve savaşlarla kendini gösteriyor tarihte hep. Şair Nedim’i anıp da bir kaç dizesini paylaşmadan olmaz.

........

Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir
Aman dünyayı yaktın ateş-i sûzân mısın kâfir

Nedim-i zârı bir kâfir esir etmiş işitmiştim
Sen ol cellâd-ı din, ol düşmen-i îmân mısın kâfir

Nedim

Mayıs ayında ülkemde barış ve huzur dolu günler hayal ediyorum. Böğürülmeden ve saygıyla konuşulan, sevgi pıtırcıklarının havada uçuştuğu, herkesin gülümsediği ve geleceğe umutla baktığı bir bahar ayının özlemiyle yanıp tutuşuyorum. Birbirimizi anlayabilmek ve kendimizi doğru ifade edebilmek adına çaba gösterilebilirse belki kör kuyulardan çıkabiliriz. Her şeyi güllük gülistanlık sananların anlayamadıkları “o kör kuyulardan”.

Yaza doğru bir adım daha atarken aydınlık günlere doğru da yaklaşabilmek umuduyla sevgi ve saygılarımla...

Bu yazı 1351 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar