Mersin
  • Reklam
  • Reklam
Özlem Nihan

Özlem Nihan

Mersin

Memleketim diye demiyorum Mersin hala çok güzel. Bütün anormal yapılaşmaya, doğudan kırk yıldır akan göçe, yetmedi Suriye'den gelenlere rağmen hala güzel. En azından onbeş dakika kadar, dağa doğru arabayı sürerseniz ve aşağıya baktığınızda şehrin bina siluetini görmezden gelirseniz doğa inanılmaz rahatlatıcı. Şehrin kokusunu, uçsuz bucaksız yeşilini ve tadına doyulmaz yiyeceklerini çok özlemişim. Dört gün hem çok hızlı geçti hem de çok uzun geldi. Dolu dolu geçirince sanırım çok kaldığımı düşündüm ama gerçekten iyi geldi.

Hayatım boyunca sadece üç yıl yaşamış olsam da bu şehirde, memleket olmasından mıdır yoksa en keyifli yıllarımın o üç yıla sığmasından mıdır bilmem, özlüyorum. Belki de doğasının çok doğal olmasındandır. Turizm kenti olarak pompalanan pek çok şehre göre çok daha fazla doğaldır. İrili ufaklı koyları, koylarındaki kumları, denizinin ılımanlığı, piknik yaptığınız yerlerde yan tarafta duran milatlık taşların nostaljisiyle başkadır Mersin.

Memleketimde adres sormaya kalkıldığında "ben Arab" cevabını duyuyorsunuz artık. Şehrin her yerindeler, dükkânlar onların, ev fiyatları onlardan soruluyor. Geldiklerinden beri piyasa çok hareketlendi çünkü. Kendilerine özel plakaları bile var. SAA ile başlanmıştı SAC olmuşlar çoktan. Çok da lüks arabalar var hepsinde. Güzel ülkeme hızla ve derinden karıştılar ne yazık.

Kocaman balkonlu binaları, kilometrelerce uzanan sahil yolu ve parkları, geniş sokakları şubat ayının sonunda gömlek üzeri giyilen yeleğin fazla gelmesi ile cennet sanki Mersin. Ankara'dan İzmir'e gittiğimde de bunu hissederim burada da aynını söyledim herkese; biz gri şehirde yaşayanların Allahtan yıpranma payı almamız lazım. Fark olarak alacağımız o fazladan yılları da buralarda yaşamak şartıyla tabii ki. 70'li yıllardan beri duyduğum "Mersin çok kozmopolit oldu" lafının şimdilerde iyice içi dolmuş sanki ve hatta fevkaladenin fevkinde olmuş. Hani derler ya kırk bir buçuk milletten diye. İşte öyle olmuş.

Çocukluğumun en önemli isimlerinden Ümit Yaşar Oğuzcan'ın bir şiiri vardır;

Mersin'de

Günlerim ne iyi geçti Mersin'de

Alabildiğine deniz, sonra sen

Karanlık gecelerin ötesinde

Tek sevgili, yine tek hatıra sen

Unutulur mu derin şafaklarda

Seninle geçen mesut dakikalar

Birer şarkı gibiydi dudaklarda

Güneşler, yıldızlar ve şahikalar

Böyle de olsa, gönlümce de olsa

Seninle geçen her an dünyaya değer

Sabah da, akşam da, gece de olsa

Bir daha dünyaya gelirsem eğer

İsterim ömrümün her senesinde

Günlerim hep böyle geçsin Mersin'de

Ümit Yaşar Oğuzcan

Mutfakta bulaşık yıkarken kafanı kaldırdığında denizi görebilmenin dayanılmaz bir hafifliği var. Sırtınızdaki görünmeyen yükü kaldırıveren bir his sanki. Tadı damağımda kaldı dönerken. Mart ayı sonu ve Nisan ayı başlarında siz de gidin portakal çiçeği koklamaya. Hatta bir gün de Adana'ya ayırın. O günlerde geleneksel "Portakal Çiçeği Festivali" var çünkü. Cemreler Şubat ayının son haftası düşmeye başladı, artık harekete kimse mani olamaz; bahar geldi. Mart kapıdan baktıracak olsa bile yüzünü göstermeyen kış ayı zamanını doldurdu. Akdeniz'de bademler çiçek açmıştı.

Hoşgeldin Bahar! Yüreklerimiz neşe dolu, hoşgeldin. Evlatlarımız da dönerse yaban ellerden vurulup düşmeden toprağa, huzur bulacak ruhumuz da bedenimiz de. Tüm ruhumla bunu diliyorum. Yangın düşen evlerdeki ana babaları da yüreğimin tüm samimiyetiyle sarmak ve şifalandırmak istiyorum. Yarım kalan hayatların karşılığı vatan toprağıdır elbette. Ama gerçekten vatan toprağı olduğunda anlamlı oluyor. Bitsin tüm kötülükler ve savaşlar, huzur dolu yaşasın tüm iyi insanlar.

Sevgi ve saygılarımla...

Bu yazı 593 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w