Uçuşan Sözcükler
  • Reklam
Özlem Nihan

Özlem Nihan

Uçuşan Sözcükler

Sözcükler birbirimizi anlamak için üretilmişlerdir. Her dilde her duyguyu anlatmaya, düşünceyi söylemeye yararlar. Bu ülkede sözcüklerin ayağı yere basmıyor uzun süredir. Hepsi havalarda, bir orada bir burada, onlar ayrı şaşkın, duyanlar ayrı.

Anlam karmaşasındalar, içleri boşaldı sanki. Anlamlarını yitirdiler de havalandılar, kimseye bir şey ifade edemiyorlar. İyi günde kötü günde söylenen sözcükler söylendiğinde ne yürekte ne kulakta iz bırakıyorlar.

Söyleniyorlar sadece alışkanlık olduğu üzere. Kimse inanmıyor söylerken söylediğine, ağızdan çıkıveriyor. Bir tükenmişlik tüketilmişlik durumu söz konusu.

Türkçe günlük yaşamda artık sadece üç yüz - dört yüz kelimeyle konuşulmaya başlanmış, bence geldiğimiz noktada ulus olarak o bile fazla. Yokolmaya yüz tutan duygular, gelenekler ve bir çok şeyin başında dilimiz geliyor.

Sevdalarımızı, acılarımızı, mutluluklarımızı, hasretlerimizi, kızgınlıklarımızı bir kaç sözcüğe sığdırabiliyoruz çünkü.Yetiyor mu peki? Hiç sanmıyorum yettiğine ama sorgulayan kaç kişi var ki.

Söylenmiş olsun diye söylenen sözcüklerle –mış gibi yaşamaya o kadar alıştık ki. Seviyormuş gibi, üzülüyormuş gibi, acıyormuş gibi, paylaşıyormuş gibi davranmaktan da yorulmadık. Yüzlerdeki ifadeler riyakar, sözcükler ise utanıyor ağızdan çıktıklarına.

Ülkemin garip ve güzel insanları bilerek ve isteyerek kurban edilirken kendilerini muhterem sanan iki yüzlü başefendilerinden çıkan sözcükleri duyanlar ayrı utanıyor, sözcükler ayrı.

Ne diyorlar peki bunlar; vatan sağolsun mu, Allah herkesi şehitlik mertebesine layık görsün mü, kanları yerde kalmayacak mı, kimse bu milleti bölemeyecek mi, herkes haddini bilecek mi? Var mı anlamı bu söylenenlerin peki? Ateş düştüğü yeri yakar ya, ateşin görüldüğü yerde bile bu sözcüklerin bir anlamı kalmadı.

Yüreği yananların ağzından çıkan gerçek sözcüklerin ise cezası kesiliyor hemen. Ne haddine bu milletin belirlenmiş sözcükler dışında sevinmeleri, üzülmeleri. Kanından kan, canından can ile ortaya çıkardığı evladını bir hiç adına kaybeden anaya babaya “sus ve sadece vatan sağolsun de, fazlasını söylersen başın belaya girer” demek için mi üretildi bu sözcükler.

Dil değil mi bizi birbirimize yakınlaştıran, bir arada tutan, özgür yapan, sevinince de üzülünce de çığlık çığlığa paylaştığımız sözcükler değil mi bizi biz yapan. Biz bizlikten çıktık o zaman, faşist bir guruhun izin verdiği sözcüklerle yaşamaktan insanlığımızı yitirdik o zaman.

Sadece beraber ölmek ulusu ulus yapar mı? Beraber gurur duyulacak şeylere imza atamadıktan sonra, beraber mutlu olamadıktan sonra, sadece birileri gönenç içinde yaşasın diye öleceksek nerede bizim insanlığımız, aklımız, ruhumuz? Nerede kaybolduk, biz nerede yolumuzu kaybettik.

Sözcükler ne zaman unutuldu ve unutmayanları cezalandırırken dahi niye hatırlanmıyor unutanlar tarafından. Dağıtılan makarnalar mı, solunan bedava kömürler mi yoksa kullanılması zorunlu tohumlar mı sebep oldu bu akıl tutulmasına? Farkındalığını kaybetmemiş insanlar da uyandıramıyor bu uykudan insanlarımızı.

Evladını yitiren aileler “Eşkiya” filmindeki “Keje” gibi sussun mu isteniyor. Sussun ve acısını içinde söyleyemediği sözcüklerle mi paylaşsın? Ben kendi adıma susturulan ailelerin sesi olmadıktan sonra bu ülkede yaşamamın bir değeri olamaz diye düşünüyorum.

Acısını çığlığına bile vuramayan Kejelerin sesi olun ve “Şehitler Ölmez” den başka bir şeyler söyleyin. Ölüyorlar işte, bal gibi ölüyorlar. “Anaları babaları ağlar ve konuşursa evlatları cennete giremez” diyen ruh sağlığı bozuk insan müsveddelerine inat konuşun artık.

Siz sustukça bu ülke elden gidiyor, sıra bile gelmeyecek size. Bir anda vatansız, milletsiz ve dilsiz kalacaksınız. İnandığınız ne varsa onun yüzü suyu hürmetine sözcükleri özgür bırakın, korkmayın artık. Hakedenlerin çığlığı olun.

Sevgi ve saygılarımla...

Bu yazı 1745 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w