İmam Nikâhı ve Hukuk
  • Reklam
  • Reklam
Tuncer Kırhan

Tuncer Kırhan

İmam Nikâhı ve Hukuk

Prof. Dr. Bahriye ÜÇOK

 Adı geçen yasa tasarısı TBMM’den geçerken Türk kadınının direnişleri yetmemiştir. 6 Ekim1990 tarihinde menfur bir suikast sonucu katledilen laik kişiliği ile bilinen Prof. Dr. Bahriye ÜÇOK’un 25 Mart 1974 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanana makalesini özel arşivimde bulunca sizlerle paylaşmak istedim. T.K.

İslam hukukuna göre evlenme, yakın kan, hısımlığı bulunmayan iki ayrı cins arasında iki erkek yada bir erkek iki kadın tanık önünde yapılan bir akit olup hiçbir dini yanı yoktur.

Kadın ve erkeğin veya onların temsilcileri ergin aklı dengesi yerinde, hür kişilerden oluşan tanıklar önünde evlenme iradelerini açıkladıkları zaman nikâh tamam olur. Başka bir formaliteye gerek yoktur. Bundan da anlaşılacağı üzere, İslam hukuku, evlenmeyi, bireyleri ilgilendiren özel bir işlem saymıştır.

İslam’da nikâh sırasında bir imamın bulundurulması, dua okunması, nikahı imamın akdetmesi gibi bir yöntem de mevcut değildir. Bu sözleri peygamberin evlenmeleriyle ilgili örnekler vererek kanıtlamak yerinde olacaktır.

Büyük Kur’an tefsir sahibi tarihçi ve imam Ebu Cafer Taberi’ye göre  Hz.Muhammet 21 kez evlenmiş fakat en  çok  on bir eşini  bir arada bulundurmuştur. Onun ilk eşi Hatice, sonra Sevde ve üçüncü eşi Ebu Bekir’in kızı Ayşe’dir.

Ayşe evlenmesini öyle anlatır. “Tanrı elçisi (Hz. Muhammet) evimize geldi. Arkasından Ensar’dan erkek ve kadınlalar da toplandılar. Ben o zaman dışarıda salıncak sallanıyordum. Annem saçımı taradı yüzümü yıkadı, elimden tutarak tanrı elçisinin yanına götürdü. “ Ve bunlar senin ailendir, tanrı seni ona onu sana kuvvetli eylesin” dedi. Bu münasebetle ne koyun, nede deve kesildi. O zaman ben dokuz yaşındaydım.

Hz. Muhammet’in eşlerinden 20. Sırayı alan Leyla ile evlenmesi de şöyledir. Bir gün Hz. Muhammet arkasını güneşe dönmüş olarak otururken Huteym’in kızı Leyle onun yanına gelip sırtına okundu.  Hz. Peygamber ona  “Kimsin?” diye sorduğunda o, “ Ben yel ile yarışan Huteym’in kızı Leyla’yım. Kendimi sana arz etmek için geldim. Benimle evlen.” Dedi. Ve oda“ seninle evlendim” dedi. Leyla bundan sonra, kendi kabilesinin oturduğu yere gidip tanrı elçisi ile evlendiğini anlattı. Kabilesindekiler ona; “Çok kötü yapmışsın, sen kıskanan birisin. Tanrı elçisinin kadınları var hemen ona git ve akdini bozdur” dediler.

Yüce Peygamber’in öz yaşamından alıp, sizlere sunduğum bu örnekten de anlaşılmaktadır ki;  İslam topluluklarında nikah kıymada bir imamın bulundurulması zorunluluğu yoktur.  Evlenme sırasında bir din adamın hazır bulunmasına ve evlenmeyi takdis etmesine hiçbir gerek yoktur. Çünkü  “ Onlar bizim kendilerine farz etmediğimiz ruhbaniyeti icat ettiler. Biz onlar için Tanrı’nın hoşnutluğundan başka bir şey farz etmemiştik.  Ayeti ile İslam’da;  bir “ din adamı” sınıfının olmadığını kesin olarak öğrenmekteyiz.

Orta ve Yeniçağ boyunca İslam’da imamlık bir meslek olmadığı gibi İslam ruhu da buna uygun değildir. Haz. Muhammet’in evlenmelerinde nikâh sadece bir akitten ibarettir. İmamların bu işe girmesi çok sonradır. Osmanlı devleti 1881 ‘de bir tüzük ile hukukileşmiştir. Ama bu görev dini olmayıp idari bir görev olarak nitelendirilmiştir.  4 Ekim 1926 kabul edilen kanuna göre kadın ve erkeğin eşitliği sağlandı. Erkeğin birden çok kadınla evlenmesi yasaklandı, imam önünde yapılan nikâh yerine, medeni kanun geçerli oldu. 

Atatürk devrimlerinin Türk kadınına sağladığı ve dünya kamuoyunda Türk toplumuna büyük saygı uyandıran bu kanun giderek öteki İslam ülkelerini de etkilemiştir. İran, Irak, Mısır, Suriye ‘de değişimler olmuştur.

Bu yazı 85 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar