Ankara'yla meseleniz ne?
  • Reklam
  • Reklam
Uğuralp Dilek

Uğuralp Dilek

Parrhesia

Ankara'yla meseleniz ne?

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez 29 Ekim resepsiyonu Ankara’da değil İstanbul’da düzenleniyor. Sebebi üçüncü havalimanının açılışıymış.

Aslında bu, çok da büyük bir hadise gibi görünmüyor ancak dikkatli incelenip bir yapboz parçası olarak düşünüldüğünde önemli olduğu anlaşılıyor. Ankara son on yıldır inanılmaz derecede dışlanıyor ve ötekileştiriliyor. İstanbul, payitaht sevdasından olsa gerek , pek çok konuda cumhuriyetin temel taşı olan Ankara’nın yerini alıyor.

Sözgelimi, bu kutlamaların taşınma sebebi olarak gösterilen havalimanı konusuna bakalım. İstanbul, bütün dünya için tarihi ve kültürel bir başkenttir kuşkusuz. Hatta Fransa’nın efsane lideri Napoleon Bonaparte, dünya tek bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu, demiştir. Haklıdır da, bunlara bir itirazımız asla yok. Öte yandan İstanbul, günümüz Türkiye’sinde çok çok rantın başkenti olabilecek bir kenttir. Para hırsı gözünü bürümüş birtakım menfi cereyanlar burada at koşturmakta, yeri geldiğinde hırslarına tarihi ve kültürel değerlerimizi de kurban etmekten çekinmemektedirler. İstanbul, mega bir şantiyeye dönüşmüştür. Sabiha Gökçen ve Atatürk havalimanları da hava trafiğinde yeterli veya yetersiz, iki yakaya konumlanmış iki havalimanıydı. Şimdi tutturdular üçüncü havalimanı diye… Maddi külfetine, şatafata, dünyanın en büyüğü söylemlerine bir diyeceğim yok. Diyeceğim, bir şeyin üçüncü olması için halihazırda ikisi olması lazım. Şimdi bunu yapıp Atatürk Havalimanı’nı yıkıyorsak, Sabiha Gökçen için kargo alanı olacak dedikoduları yayılıyorsa, bu yenisi nasıl üçüncü olacaktır? Parsel parsel rant alanı olmuş İstanbul’da el değmemiş yer bulmak için kuş uçmaz kervan geçmez bir yere yapılan üçüncü havalimanı ihtiyaç mıdır? Buradan Ankara’ya dönelim. Başkent Ankara’nın berbat durumda bir havaalanı var. Direkt uçuş bazında dünyanın en kötü başkent havalimanlarından olduğunu tahmin ediyorum. Öyle ki, sık seyahat etmeme ve Ankara’da yaşamama rağmen Esenboğa Havalimanı’na yolum düşmesin diye dua ediyorum. Sözün özü, bu dağın başına yapılan üçüncü havalimanı yerine Ankara bir havalimanı yatırımını hak etmiyor muydu? Sabık başkan Melih Gökçek’in üzerinde lego oynadığı, atanmış başkanın da bu legoları söküp takmakla kafayı bozduğu başkentimiz bu kadar değersiz midir?

Türkiye’nin başkentinin futbol takımı, bu sezon başında, stadyum yokluğundan iç saha maçları için başka şehire gidip gelecekti. Ama kimsenin talip olmadığı bir adet devasa Ankapark yapıldı. Şehire deniz getirme vaadi, yaşanan sellerle bir nebze gerçekleşti, ahalimiz altgeçitlerde yüzdü. Ama transformers, dinozor heykellerimiz var.

Kim umursuyor bilmem ama Ankaralılar hiç de bir başkentte yaşıyormuş gibi hissetmiyor. Ahir kelam, başkenti İstanbul yapın olsun bitsin. Hoş, yeni meclisi konduracak yer bulabilir misiniz payitahtta, bilemem.

AKLIMDA TEK SORU: YENİ EĞİTİM SİSTEMİNİN GÜNAH KEÇİSİ KİM OLUR?

Ülkelerde iktidarlar değiştiğinde eğitim politikaları revize edilebilir, ki bu bile gelişmiş ülkelerde çok görülmez. Fakat her bakan değiştiğinde eğitim sisteminin sıfırdan oluşturulması sanırım yalnız ülkemizde görülüyor.

Yeni bakanımız Ziya Selçuk’un açıklamalarını dinledim. Seleflerinden daha fazla heyecanlandırmadı. Bunun nedeni programların artık içerikte ne kadar doyurucu olduğuyla ilgilenmiyor olmam olabilir. Zira Türk anayasası metin olarak dünyanın en güzel anayasalarından kabul edilirdi ama normlar hiyerarşisinde altında kalan kanun, tüzük ve yönetmeliklerle desteklenmediğinden hukuk düzeni sonunda sorgulanır hale geldi.

Bu metin de yine epey doyurucuydu. Sadece ben şahsen ders saatlerini azaltıp teneffüsleri artırma düşüncesini doğru bulmuyorum, o kadar. Çünkü bunu verimi artıracak bir değişken olarak görmüyorum. Öğretmen ile öğrencinin paylaştığı zamanı azaltmak aksine bence verimi düşürür. Ayrıca mola ne kadar uzun olursa olsun öğrenciler derse geç kalır, bunu ÖSYM’nin yeni sisteminde sınava yetişemeyenlerden anlayamadık mı?

Uzun lafın kısası, yukarıdan gelen talimatlar ne kadar mükemmel olursa olsun, sabit bir eğitim politikası uzun süre güdülmeden ve tabanda karşılık bulmadan başarısızlık kaçınılmaz duruyor. Zaten kabinede kartların yeniden dağıtılmayacağı ne malum? Yeni bakan görev süresini tamamlayabilecek mi acaba? Ben burada her yeni eğitim sisteminde olduğu gibi üst düzey bürokratlardan birinin harcanacağını görüyorum. Hani, biz her şeyi çok güzel yaptık ama beyaz yakalının biri bizi batırdı cinsinden. Bekleyip görelim.

İSTİFA

Memlekette haklı haksız her kötü giden durumda birilerinin istifası isteniyor. Bizim muhalefet anlamadı henüz bu ülkede kimsenin kovulmadıkça gitmediğini… Daha en başında zaten ana muhalefet partisi genel başkanının pişkinliğine bakılmalı bu durumu görmek için. Anlayın artık, koltuğa oturan kalkmaz bizde. Ki bence anlıyorlar ama laf olsun diye devamlı istifa çağrısı yapıyorlar. Bu yüzden herhangi bir konuşmada “istifa” kelimesi geçtiğinde aşırı rahatsız oluyorum.

GÜZEL BİR KİTAP: HESAPLAŞMA

İkinci Dünya Savaşı üzerine tonla okuma yapmış birisi olarak Atakan Büyükdağ’ın Hesaplaşma kitabından çok etkilendim. Savaşın nükleer silah yapma mücadelesini akıcı bir anlatımla hikayeleştirmiş. Biz Amerika’nın attığı atom bombasını biliyoruz ama Amerikalıların onlardan çok önce nükleer silah geliştirmeye başlayan Almanlardan korkarak uykusuz geceler geçirdiğini pek bilmiyoruz. En azından ben bilmiyordum. Konuya ilgisi olanlara şiddetle tavsiye ederim.

Bu yazı 634 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Emre yüksek
    2 hafta önce
    Çok güzel bir yazi tebrik ederim düşünceleriniz çok yalin ve real devamini getirmebmenizi bekleriz

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w