Arap ahlakı ve Panislamizmin ruhu
  • Reklam
Uğuralp Dilek

Uğuralp Dilek

Parrhesia

Arap ahlakı ve Panislamizmin ruhu

Geçenlerde Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın konuk olduğu Türkiye’nin Nabzı programını izledim. Suriyeliler üzerine, karşısındaki Galip Ensarioğlu’nun zayıflığından da faydalanarak, çok güçlü ve ikna edici bir sunum yaptı. İyi bir siyasetçi olduğunu düşünmesem de çok iyi bir akademisyen olduğuna inanıyorum.

Programda özetle; Türkiye işgal altındadır, çok önceden planlanmış sistematik bir saldırı var; Suriyelilerin entegrasyonu ve Türkiye’de kalması için özellikle AB’nin, ABD’nin ve İsrail’in baskısı var dedi. AB’nin amacı Türkiye’nin demografik yapısını değiştirmek suretiyle Batıdan koparmak, ABD’nin amacı Arapları ve Türkmenleri Türkiye’ye sürerek kukla Kürt devleti için alan açmaktır; Mısır ve İsrail’le diplomatik kopukluğumuz bizi bölgede iyice zayıflatmış ve yalnızlaştırmıştır dedi.

Biz bu filmin ilk yarısını Irak’ta gördük. Saddam’ın zulmünden kaçan Kürtlere insanlık için sınırlarımızı açtık ve merhametimiz güçlü PKK olarak bize geri döndü. Üstelik o Kürtlerin sayısı bugün misafir ettiğimiz Suriyelilerin ancak yüzde biriydi. 1980 sonrası Azerbaycan Türklerine şii diye sahip çıkmayan Türkiye, Türklerden nefret eden Kürtlere ve Araplara sırf sünni diye inatla sahip çıktı.

Nankör Filistinlilerin kendilerine yakışan lideri Yaser Arafat Kıbrıs’taki Türk işgalini lanetliyorum derken, İsrail bize Rum mevzilerinin yerini bildiriyor; Avrupa’da ASALA hücrelerini takır takır imha etmemiz için istihbarat sağlıyordu. Türkiye iki beyanı inceledi ve “intifada” başlattı iyi mi! Ümmetin birliği, Filistin’imiz canımız diyerek İsrail’i kaybettik. CNN ana haberinde küçük bir Filistinli çocuğun Türk bayrağı açtığı gösterildi. Ahalimizin gözleri yaşardı.

Kürtleri kurtarmak için sınır ötesi harekat yaptık, Arapları kurtarmak için sınır ötesi harekat yaptık. Mehmetçik, adını bile söyleyemediği bir kasabada şehit olurken oraların da Misakı Milli olduğunu söyledik ve geçtik. Gencecik yiğitlerimiz; gözü yaşlı ana babasını, kundakta bebeğini bırakıp dağlarda çarpışırken hardal gazı mağduru Kürtler iş kurdular, zengin oldular. Araplar henüz nargile aşamasında ama yakında onlar da önce mafyalaşıp sonra iş adamı olacaklar.

Sayın Cumhurbaşkanı Suriyelilerin memleket hasreti çektiğini söyledi. Sayın Dışişleri bakanı- ki en çok güldüğüm beyanat budur- dünyanın Türkiye’nin misafirperverliğini kıskandığını ifade ediyor. Sayın İçişleri Bakanı döneceklerini düşünüyorum, bir kısmı bile dönse gerisiyle biz geçiniriz dedi. Ahalimiz ucuz işçiyi, kuma aldığı kadınları, kazandığı yüksek kira gelirini sevdi ve ses çıkarmadı. Zalim Esed, ülkesindeki bütün çerçöpü Türkiye’ye ihraç etmenin haklı gururunu yaşıyor.

Doğu Akdeniz dedikleri sorunun taraflarının hepsi Türkiye’den nefret ediyor. Lübnan, İsrail, Mısır, Suriye ve Libya ilk kez bir bütün oldular ve Türkiye düşmanlığında birleştiler. Bu kadar desteği hayal bile edemeyecek olan Yunanistan çıldırdı, savunma bakanları bugün kalksak akşama Ankara’dayız dedi. Sampson’un EOKA’sını ve kendi ENOSİS’lerini raftan indirecek cesareti buldular.

Rusya’ya rağmen Azerbaycan’ı, Çin’e rağmen Uygur Türklerini savunamayan Türkiye ABD’nin emir ve talimatlarıyla Arap ve Kürt aşiretlerinin hamiliğini yapıyor. Buna da ucuz ümmet hamasetiyle kılıf uyduruyor. Haber kanalları Suriyelilerin esasen bir fırsat olduğunu, bu yetişmiş işgücüyle Türkiye’nin şaha kalkacağını haykırıyor. Liseye giriş sınavında Suriyeli çocuk birinci oluyor, olimpiyatlara katılan Suriyeli sporcu Türk vatandaşı yapılıyor, suç oranlarında Suriyelilerin ahalimizden daha masum olduklarına dair garip bir propaganda yürütülüyor. Mülteci statüsü olmayan Suriyelilerin her durum ve koşulda, Ersan Şen’i tenzih ediyorum, mülteci olarak tanımlanması da açık bir algı operasyonudur.

Bu noktada pek değinilmeyen bir başlığı daha açmam gerekiyor. Türkiye’nin seküler kesimine karşı hükümet eliyle yürüttüğü toplu tüfekli bir savaş var. Madalyonun bu tarafında da süreç hızlı bir seyir izliyor. Alkol ve sigara zamları, internet platformlarına denetim, döviz alım ve yurtdışına çıkma vergileri, yurtdışından getirilen elektronik cihazlara konulan fahiş vergiler, halihazırdaki internet erişim engelleri ile seküler orta üst sınıfa sağlı sollu vuruluyor. Enflasyonla alım gücü en çok azalan ve sosyal entelektüel mal ve hizmetlere erişemeyen bu sınıf, harıl harıl Avrupa ülkelerine itiliyor. Toplum mühendisliğinin bu boyutu, Türkiye’nin Avrupalılarını Batı’ya sürerek Türkiye’yi iyiden iyiye Ortadoğulu bir üçüncü dünya ülkesi haline getirmeyi amaçlıyor. Bu tezi desteklemek adına yine son dönemde özellikle Almanya’nın ve AB’nin nitelikli çalışan nüfusumuza vize kolaylığı sağlamasını gösterebiliriz. Almanya’daki üçüncü nesil Türklerin yaptıklarıyla ve kültürlerini korumalarıyla gurur duyarken, Dazlaklarla mücadelelerini koşulsuz desteklerken insanın içine bir kurt düşüyor. Yirmi yıl sonra bugün vatandaşlık verilen Suriyeli çocuklar Türkiye’de neler yapacak?

Ara ara eleştirmekten başka bir şey yapmadığım ve çözüm sunmadığım yönünde reaksiyonlar alıyorum. Aynı anda hukuk ve siyaset bilimi lisansı yapan bir öğrenci olarak, ancak harita üstünde ve kağıt kalemle teorik çözümler üretebileceğimden ve bunların sokakta karşılığı olmadığını düşündüğümden çözümleri paylaşmada isteksiz olduğum doğrudur. Öte yandan gelinen noktada sokaktakilerin, koltuk sahiplerinin, akademisyenlerin veya devletin geçiştirme dışında bir çözümü olmamasını hicap verici buluyorum. Bu durum, konuşmayı ve radikal çözümler dile getirmeyi elzem hale getiriyor.

Bölgedeki Özgür Suriye Ordusu ve radikal uzantıları öncelikli olmak üzere, tüm Arap ülkeleri ve unsurlarıyla ilişkiler 1970lerdeki tarafsız ve soğuk çizgisine getirilmelidir. İsrail, Mısır ve Libya ile dost ilişkilerimizin yeniden tesisi dış politikada geçici birinci öncelik olmalıdır. Arapların abisi veya hamisi olmadığımız gerçeğiyle yüzleşmeli, onlar için sadece “etrak-ı bi-idrak” yani idrak yoksunu olduğumuzu kabul etmeliyiz. Ulu önder Atatürk’ün dediği gibi artık Türk’ün kanı Arap illerini korumak için akmamalıdır. İslam İşbirliği Teşkilatı yerine Türki cumhuriyetlerin birliği olan Türk Keneşi’ne önem vermeli, Ortadoğu’dan mental olarak koparak Orta Asya’ya açılmalıyız. Duygusal sebepler bir yana, Orta Asya bize petrol, doğalgaz ve değerli maden vaat ederken Ortadoğu’da yalnız vahşet, kan ve gözyaşı vardır.

Türk vatandaşlığına geçirilen Suriyelilerin vatandaşlık hakkı geri alınmalı, kazanılmış hakları geriye yürüyecek biçimde idare tarafından kaldırılmalıdır. Vatandaşlık hakkının belirli bir düzey üstünde Türkiye’ye yatırım ile mümkün olduğu genel geçer politika Suriyelilere de katı bir biçimde uygulanmalıdır. AB ile yapılan iade anlaşmasından derhal geri dönülmeli, AB eliyle Suriyelilerin burada kalmaları için sürdürülen projelere, yapılan yatırımlara yasak getirilmelidir; halihazırda elimizde bulunan yardım fonları Suriyelilerin ülkelerine dönmesi için kullanılmalıdır. Avrupa’ya doğru yolculuk yapan göçmenlere gerekli kolaylık sağlanmalı, kaçak geçişlere dahil imkân elverdiği ölçüde göz yumulmalıdır.

Geçici koruma statüsü hak düşürücü bir süreye tabi olarak düzenlenmeli, süresi dolan göçmenler sınır dışı edilmelidir. Göçmenlerin çalıştırıldığı işletmeler için denetlemeler sıklaştırılmalı, caydırıcı cezalar getirilmelidir, göçmenlerin istihdamı mutlaka devlet gözetiminde ve mümkünse bizzat devlet eliyle gerçekleştirilmelidir. Her halükârda Türkiye’de kalma durumu olan Suriyeliler için aile planlaması kapsamında çocuk sınırı getirilmelidir. Suriyelilerin taraf olduğu devir, satış, kira sözleşmelerine ve yatırımları için alınan ruhsat gibi işlemler için Türk vatandaşlarına uygulanan vergilerden daha yüksek bir meblağ belirlenmelidir.

İade sürecinin salahiyeti için Suriye makamlarıyla birinci düzeyden ilişki kurulmalı, bunun için ortak komisyon oluşturulmalı; göçmenlerin geri kabulü için gerekirse fonların bir bölümü Suriye devletine hibe edilmelidir. Gerekliyse iyi niyet göstergesi olarak elimizdeki muhalifler, rejime teslim edilmelidir.

Göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı ve nüfusun içinde belli bir oranın üstünde oldukları şehirlerde süreç içinde olağanüstü hal ilan edilmelidir. Bugüne kadar yapılan devlet yardımlarının, iş sahibi olan ve geri ödeyebilecek durumu bulunan göçmenlerden geri alınması için bir tahkikat ve tahsil komitesi kurulmalı ve bunlar gerekirse cebren icra yoluyla devletin kasasına iade edilmelidir. Suriyeli doğrudan ve dolaylı yatırımları ile kazanç ve iratlarından geri toplanması gereken yardımlar, Türk vatandaşlarının sırtına yüklenen fahiş vergilerde indirim olarak şeffaf bir biçimde kullanılmalıdır. Geri gönderim sürecinde özellikle bugün PYD/YPG’nin elinde bulunan Suriye bölgelerine öncelik verilmeli, buradaki terör koridoruna karşılık demografik bir savaş gerçekleştirilmelidir. Büyükşehirlerde özellikle getto haline getirilmeye çalışılan bölgelere sokak sokak, mahalle mahalle markaj uygulanmalı; yerli mülk sahipleri kira sözleşmelerini feshetmek için ikna edilmeli, gerekirse bu alanlarda kamulaştırma yoluna gidilmelidir. Özel kanun yoluyla olağanüstü hukuk devreye sokulmalı, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle bu süreç desteklenmelidir.

On yıldır yalan yanlış sürdürülen bir savaş ve dış politikanın önümüzdeki beş yıl içerisinde radikal kararlara çözülmesi halinde bu kriz üniter ve müreffeh devletin yeniden inşası yolunda müspet sonuçlar verecektir. Olağanüstü sorunların olağanüstü çözümleri olduğunu bir an bile aklımızdan çıkarmadan derhal harekete geçmemiz gerekiyor. Ümmetçi ve Arap sevicilerin itirazı halinde referandum seçeneği güle oynaya kabulümüzdür.

Bu yazı 5056 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w