İsyan'bul
  • Reklam
  • Reklam
Uğuralp Dilek

Uğuralp Dilek

Parrhesia

İsyan'bul

Anayasa Referandumu at olup Üsküdar’ı geçtiğinden beri ülke olarak ciddi bir krizle boğuşuyoruz. Dünyada örneği olmayan bir sistemi hiçbir hukuki bilgisi olmayan insanların oyuyla uygulamaya soktuk ve siyasi geleneğimizin fabrika ayarlarıyla oynadık. İki yıl önce yeni sistem kabul edildiğinde dolar 3.62 idi. 2018 içerisinde 7 TL yi aştı, an itibariyle 6.05 bandında seyrediyor.

Spekülatif ataklar ve dış mihraklar profesörü bakan Berat Albayrak, tünelin ucundaki ışığın giderek büyüdüğünü söylüyor ama buna kendisi dahil hiç kimse inanmıyor. Varsa da öyle bir ışık, ancak CHP sözcüsü Faik Öztrak’ın nüktedan yanıtında dediği gibi gelen hızlı trenin ışığı olabilir.

Buna rağmen haftanın yedi günü tartışma programlarında YSK’nın seçim yenileme kararı, bu kararı alan asil ve yedek üyeler, oy hırsızlığı, organize usulsüzlük başlıkları konuşuluyor. İstanbul’un yere batasıca rantını AK Parti’nin mi CHP’nin mi yiyeceğine bir türlü karar veremiyoruz. Koca koca milletvekilleri, profesörler, gazeteciler, hukukçular çıkıp “muhtarlık seçimlerinin neden yenilenmediği” üzerine dört saat tartışıyorlar. Ülkenin gerçek gündemi kimsenin umurunda değil veya gerçek gündemi umursayanların sesi gür değil.

Eski Tarım Bakanı Fakıbaba tarıma yalnızca zarar veriyordu, yenisi Bekir Pakdemirli tümden yerli tarım üretimini ortadan kaldırıp yerine ithalatı koydu da rahat ettik.

Eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek İngiltere’de yatırımcı arayışında toplantıdan toplantıya koşarken dalga geçiyorduk, yenisi Berat Albayrak’ı muhatap alıp toplantı yapan bile yok.

Türkiye kepçeyle enflasyona karşılık kaşıkla zam alıyor. Enflasyonu düşük göstermek için zamları vergiye yedirme politikası yüzünden zaten darda olan hazinemiz daha da boşaldı, mecburen peyderpey vergileri tekrar halkın sırtına yüklemeye başladılar.

Yapısal reform paketimiz, sermayeyi rahatlatmak üzere sade vatandaşın sırtına daha çok yük olmaya dayalı bir şey çıktı. Kıdem tazminatı iç edildi, bireysel emeklilik dayatması arttı, dolaylı vergileri uçurdular. Buna rağmen TÜSİAD’dan geçtim, TOBB’u bile memnun edemediler. TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu en son işçi-işveren uyuşmazlıklarındaki zamanaşımından şikayet ediyordu.

Bir milyon istihdam sözü aldıkları iş adamlarının böyle bir söz verdiklerinden haberleri yok. Herkes topu birbirine atıyor. Devletten teşviki koparanlar da eşini dostunu istihdam edip parayı cebe atıyor. İşsizlik yüzde 15’e dayandı, genç işsizlik yüzde 25’i geçti. Halkımızı dolandıran çoktu ama devleti dolandırmak hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Her seçime faiz ve enflasyonla mücadele vaadiyle giriliyor. Sonra da neden savaşılamadığına dair birtakım olaylar öne sürülüyor: Gezi, Rus uçağı düşürme, 17-25 Aralık, Büyükelçi Karlov suikasti, Rahip Brunson Krizi, AB’den kopuş, S-400 alımı… Merkez Bankası yıkımı geciktirmek için her mümkün yolu deniyor. Köy kahvesinde dahi insanlar Para Politikası Kurulu toplantılarını takip ediyor, SWAP piyasasını falan öğreniyor. Reel faizleri bu kadar yüksek olmasına rağmen yine de yatırım alamayan bir ülkeye dönüştük. Zaten kalıcı yatırım yapan yoktu, artık sıcak para da gelmiyor.

Bugünkü krizi hiç değilse 90’lardaki finansallaşma krizi gibi geçirmeyişimizi IMF reformlarına borçluyuz. O reform paketine önce Ecevit sonra Erdoğan sadakatle bağlı kaldığı için en azından bankacılık sistemimizi sağlam bir temele oturtmuştuk. En büyük pişmanlığımız olarak lanse edilen IMF’nin kapısına gitme meselesi olmasa bugün enflasyon yüzde 300’dü.

Lüks tüketimi bırak, market alışverişi bile yapamıyoruz. Altını veya dövizi olan sıkı sıkı sarılıyor, olmayanlar almaya kalkmasın diye döviz alım vergisi konuldu. Türk lirası olan da harcamak istemiyor, belirsizlik havası büyük bir resesyon yarattı. Sonuç olarak kimsede para yok, çarklar dönmüyor. Özellikle pek çok sektörü ayakta tutan inşaat sektörünün durumu içler acısı. Kimse ev almak istemiyor. Arabayı zaten alamıyoruz. İthal mallara dokunamıyoruz. Faturaları bile ödeyemiyoruz.  

Nasıl olsa fazla tepki çekmiyor diye sigara ve içki fiyatlarına son bir yıldır inanılmaz boyutta vergiler bindiriliyor. Tabii ki kimse sigarayı ya da alkolü bırakmıyor. Tütün sarma ve evde içki üretimi patladı.

Milli gelirimiz eriyor, G20’den şutlanmamız uzak bir ihtimal değil. İhracata dönmeye çalışsak, üretimimiz yok. İthalata devam etsek, paramız yok. Çareyi ithalattan alınan vergilerden feragat etmekte bulduk. Yerli üretici batıyor, konkordato ilan ediyor, intihar ediyor, isyan ediyor.

Hastası olanın birçok ilacının parasını devlet karşılamıyor, döviz de fırladığı için astronomik rakamlar ödemek zorunda kalıyorlar. Hazineye para girsin diye bedelli askerliği çıktı, ona da 21 gün şartı eklenerek hem devlet askere alım ile masrafa sokuldu hem de insanlar yine mutlu edilemedi. Emeklilikte yaşa takılanlara ise maliyet vurgusu yapıldı, ülkemizin geçtiği zor dönemler alenen insanların gasp edilen hakkına karşılık bir ajitasyon aracı yapıldı. Öte yandan en büyük milli gururumuz ise Suriyeli sığınmacılara harcadığımız 40 Milyar Dolar.

Öğrenci olmak zaten çok zordu, daha da zorlaştı. Emekli olmak zaten çok zordu, daha da zorlaştı. Memurluk torpile bağlı, özel sektörde ekmek aslanın ağzında ama üç çocuk yapılması öneriliyor.

Türkiye bu kadar yaşanmaz bir hale gelmişken, herkesin aklında tek bir soru: İstanbul’un dört yıllığına kaymağını kim yiyecek? Binali Yıldırım’ın gençlerle iftarını izliyoruz, Ekrem İmamoğlu’nun hacı dedelerle kucaklaşmasını izliyoruz. Devlet tam kadro sahada ve hazinenin ihtiyat akçesine göz dikecek kadar niyeti bozmuş görünüyorlar.

Bir an evvel liberal politikalar uygulayan ve elitist bir Türk sağı inşa edilemezse, İstanbul’u bilmem ama, gençlere miras bırakılacak Yeni Türkiye’nin bir harabe olacağı maalesef ortada.

Bu yazı 1951 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w