İTTİF'AK
  • Reklam
  • Reklam
Uğuralp Dilek

Uğuralp Dilek

Parrhesia

İTTİF'AK

Daha bu Türk tipi başkanlık veya Cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemi tartışmaları sürerken Cumhuriyet’ten Çiğdem Toker Hanım “yeni anayasa iki partili düzeni öngörüyor” dedi. Sayın Cumhurbaşkanımız “iki partili sistem faydalıdır, parlamentolar daha etkili işliyor” diye tasdikledi. O dönem pek çok televizyon programında bu konu pek yüzeysel geçildi, halbuki bana göre değişiklikteki esas amaç buydu. “Biz” ve “onlar” gibi basite indirgenmiş bir politik strateji şablonu varken, insanı yoran ve elini kolunu bağlayan çok partili sistem stratejilerine ne gerek vardı...  Koalisyonlar temsilde adaleti, ittifaklar yönetimde istikrarı gösterir. Yönetimde istikrar için temsilde adalet feda edildi.

Bugün AK Parti, “biz” namına Ümmetçi kimliğini biraz daha baskılayarak Türk milliyetçilerini değerlendiriyor. Çünkü Türk milliyetçilerinin tabanı, ümmetçilik düşüncesine ılımlı yaklaşabiliyor. Üstelik popülist söylemlere romantik bir bağlılık göstererek, pazarlıksız ve şartsız bir ortaklık sunuyorlar. Bu birliktelikte tek sorun ümmetçilerde Türk kimliğine karşı hassasiyetin pek fazla olmayışı, bu da ittifakı yer yer çatırdatıyor.

“Onlar” grubunda durum daha vahim. Mahalle maçında “bizim takım hazır, geri kalanlar da bir takım olsun” dercesine gerçekten bir “beş benzemezler” ittifakı oluştu. İYİ Parti bir iktidar alternatifi olarak kurulmuşken, biraz da mecburen CHP’nin yancısı haline geldi. İki dakika televizyonda görünebilmek için Saadet Partisi de bu bloka yanaştı. İçinde olsun olmasın, AK Parti’nin yarattığı algı ve doğal şartlar içinde HDP de bu iktidar karşıtı grupta yer alıyor. Çünkü bir üçüncü parti olarak iktidar alternatifi olamayacak tek parti onlar.

AK Parti kendi çalıp kendi oynayarak yeni anayasayı kabul ettirdi. Biz ve onlar söylemini hukuk ve siyaset ile somutlaştırdı. Keskin bir ayrım oluşturdu. Erbakanlı, Ecevitli, Baykallı, Bahçeli ve Mesut Yılmaz’lı, hatta Çiller’li çeşitli yapı yıkıldı. Altı yedi sesli meclis, neden ve kimin lehine bağırıldığı anlaşılamayan iki sesli bir hale getirildi.

Bu ittifak meselesi, bugün mecburiyetten diye algılansa da, aslında planlanmış bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Bittabi durumdan kimse şikayetçi değil. Ne AK Parti’ye sinirlenen seçmen CHP’ye oy verir, ne de CHP’den ümidini kesen seçmen AK Parti’ye oy verir. Herkesin koltuğu sağlamda, sistem tıkırında. Alev Alatlı’nın zamanında küstüler dediği Beyaz Türkler tamamen firar etti.

Bundan sonra “altyapısı olmadığından” zorlanılan ittifak olayı, altyapısı da kurularak sürüp gidecektir. Belki genel merkezler de partiler de birleşecektir. Olmaz olmaz demeyin, 2023 hedeflerinden henüz haberdar değiliz.

Hal böyleyken, barış güvercini rolüne soyunan her iki cenahtan birtakım köşe yazarları, haber spikerleri, herkesi kucaklayan adayların kazanacağından falan bahsederek hedef şaşırtıyorlar. Ne herkesi kucaklaması kardeşim! Karşı tarafa kim daha çok küfrederse, kim daha çok sert çıkarsa, kim keskin ayrımı biraz daha derinleştirmeyi başarırsa o aday kazanacak seçimleri.

SARI YELEKLİLERDEN ÇIKARILACAK DERSLER

Devlet nerede olursa olsun kendi varlığını korumak ve şiddet tekelini elinde tutmak adına vahşileşmekten çekinmez.

Kendi ülkelerinde olay çıkmadıkça diğer devletlerin eylemlere gösterdiği tavır, o devletin insan haklarına bakışını yansıtmaz.

Ulus devlet yapısı Batı Avrupa’da vatandaşlık bağıyla ilgilidir, onlara Alman tipi romantik milliyetçilik sökmez. Vatandaşlık bağıyla millet kurgusu, insanın cebine giren ve cebinden çıkanla sınırlıdır.

Provokatörler her ülkede vardır, insanı haklıyken haksız çıkarabilirler. Bunlar ille de dış mihraklar veya özelde Rus derin devleti değildir, içkiyi fazla kaçırmış delikanlılar da olağan şüpheli olabilir. Her ne kadar Fransa’nın yanındayız dese de yine de Ruslara güvenilmez, orası ayrı.

Halk, hakları kazanma konusunda gösterdiği aktiviteyi, haklarını koruma konusunda da göstermelidir.

Başlangıçta hükümetten istenenler elde edildiğinde, “madem biz böyle istediklerimizi alabiliyoruz, bir de şunu isteyelim” diye Dimyat’a pirince giderseniz eldeki bulgurdan olabilirsiniz. Devletle şaka olmaz.

Polis ve asker veya genelen tüm güvenlik güçleri neticede emir kuludur. Eylemcilerin komşusudur, arkadaşıdır, ailesidir. Galeyana gelirken bunu düşünmekte fayda vardır.

EMLAK BALONU PATLARKEN

Bu konuyla ilgili bir sunum yapmam gerekmeden inşaat sektörünün akademik boyutu çok dikkatimi çekmemişti. Akademik çevreler de benden pek farklı düşünmemiş olacak ki, gayrimenkul piyasalarının literatürü en fazla yirmi yıllık bir tarihe sahipti. İlk kez 1997 Güney Asya kriziyle gündeme geliyor. İkinci Büyük Buhran kabul edilen 2008 kriziyle de çalışmalar tavan yapıyor.

Türkiye’deki inşaat aşkı da hemen hemen genlerimize işlemiş ezeli bir tarihe sahip olsa da, 80’ler itibariyle gözle görülür bir hal aldı. Turgut Özal’ın deregülasyonları; ademi merkeziyetçiliğe geçiş ve özelleştirme politikaları ile Laz müteahhitliği kurumsal bir hal aldı. Bugün bütün ülke şantiye gibi, her gün yeni bir gökdelen dikiyoruz.

Bazı şeylerin geleceğini görmek için Kahin Baba Vanga’ya sormaya gerek yok, akademik literatüre bakılsa yeter. İşte bu yüzden diyoruz ki, inşaat sektörü cepten yiyor. Balonun patlamasına beş var.

Bu durumda en önemli dinamiği yüksek faizler oluşturuyor. Sayın Cumhurbaşkanının Merkez Bankası’yla ve yer yer eski bakan Mehmet Şimşek’le atışmasının sebebi de faizlerdi. İnşaat sektöründe sürdürülebilir bir büyüme için faizlerin düşük olması şarttır. Bugün ya inşaat sektörü batacak ya da bütün ülke döviz tokadı yiyecek gibi bir ikilemin tam ortasında bulunuyoruz.

Bana sorarsanız “Seneye bu fiyatlara ev almak hayal!” gibi gayrimenkul reklamlarının haklılık payı var. Seneye evler çok daha ucuz olacak.

Bu yazı 894 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics
http://addurl.nu z35W7z4v9z8w