Pandemik
Reklam
Reklam
Uğuralp Dilek

Uğuralp Dilek

Parrhesia

Pandemik

Bayram değil, seyran değil; 2019 yazında Merkez Bankası’nın savaş, seferberlik, kıtlık gibi zor zamanlar için kenara ayırdığı ihtiyat akçesini hazineye devretme kararı aldılar. Referandumun geçmesiyle yaşanan rejim değişikliği polemiği, yatırımcının korkusu, kötümser tahminler, işbilmez bakanlarla dolu kabineler, AK Parti’de şahin kanadın yükselişi ve nihayetinde kaçınılmaz olarak vuran 2018 kur krizini aşmak istiyorlardı. Aynı dönemde İş Bankası’ndaki CHP hisselerini de istediler ama nasip olmadı.
Kamu harcamaları o kadar artmıştı ve lüks hayat bürokrasiyi o kadar esir almıştı ki ülkenin kefen parası sayılan ihtiyat akçesini de bütçeye aktarmak iyi bir fikir gibi görünmüştü. Ne de olsa yarınlarda acil bir ihtiyaç yoktu… İhtiyat akçesinin saklandığı olağanüstü sürece girmek üzere olduğumuzu bilseler muhtemelen böyle bir karar almazlardı.

Evdeki hesap çarşıya uymayıp yüzyılda bir görülen bir krizle karşı karşıya kalındığında Türkiye en büyük bocalamayı yaşadı. Zira para yoktu. Medya ve siyaset her ne kadar tam aksini söylese de bu ülkedeki herkes paranın olmadığından haberdardı. Üstelik Türkiye’nin başında korkunç bir sığınmacı krizi, sınır ötesi operasyonların sıcak gündemi ve felaket bir ekonomi yönetimi vardı. Nitekim pek süslü açıklamaların ardından “Biz bize yeteriz Türkiye’m” kampanyası ile IBAN paylaşıldı. Kimse bu duruma şaşırmadı.
Satır satır burada tekrar etmek de istemiyorum ama pandemiyle mücadele için konut kredisi faizlerinin düşürülmesi ve havayolunda verginin sıfırlanması gibi acayip icraatler yapıldı. Faz faz sosyal destek dağıtıyoruz denildi ama bizzat çok yakınımda bir yılı aşkın süredir başvuru süreci devam edenler var, kısmetse 2023’te sürecin reddedilmeyle neticelenmesini bekliyoruz. Üç beş ay ötelemeli kredi dağıttılar; vergiler takır takır tahakkuk etmeye devam ederken borcumuza bir borç daha eklediler. Bütün dünyanın cin çarpmışa döndüğü bir ortamda pozitif ayrışamadığımız gibi para birimi ve borsa olarak istikrarlı bir biçimde değer kaybımızı sürdürdük.

Büyükşehir belediyelerini muhalefet kazandığı için hükümetle muhalefet arasında yardım ve bağış savaşı çıktı. İktidar belediyelerinin yardım kampanyalarına izin verilirken muhalefet partilerinin hesapları bloke ediliyor, böyle bir iklimde yapılabilecek en ucuz siyasete başvuruluyordu. İçişleri bakanı bu vesileyle çıktığı meydandan bir daha hiç inmeyecek, yetkilerini cömertçe kullanırken genelgeyle ülke yönetmeye başlayacaktı.

Turizm sektörü batmasın diye 2020 yazında vaka sayısını hasta sayısından, ölüm sebebini ölüm şeklinden ayrıştıran bir sisteme geçtiler. Salgın bıçakla kesilmiş gibi bitti. Pandemi bahanesiyle açık büfeyi içecekleri kısan, spayı fitness salonunu kapatan, housekeeping’i üç güne bir gönderen güvenli turizm sertifikalı oteller açıldı. Eline ateş ölçer alan steril işletme ünvanı kazandı, otele sokmadan valizlere dezenfektan sıkarak temizlikte çığır atladık. Yine bu dönemde pandemiyle ilgili tavsiye kararlarını alma yetkisi bilim kurulundan alınarak turizm bakanı etstur’a verildi.

İstediğin yere uçakla, otobüsle, dolmuşla, trenle gidebildiğin ama kendi şahsi arabanla gidemediğin bir virüs tedbiri oluşturdular. İşin anayasal özgürlüğü kısıtlayan özünden geçtim, halk sağlığıyla hıfzıssıhhayla gram alakası olmayan bir seyahat yasağı uygulandı. İçişleri bakanlığı genelgeleriyle modern padişah fermanları dönemine geçildi. Bir sonraki gün uygulanacak nizamı gece yarısından açıkladıkları; dükkanını açıp açamayacağını, okula gidip gidemeyeceğini son anda öğrendiğin bir ülke haline geldik. Maske takmadın cezası, hes kodu almadın cezası, sokakta sigara içtin cezası derken baktılar ses çıkaran yok; olay alkol satış yasağına kadar geldi. Camiler tam randımanla toplanırken alkol satışını yasakladılar. Pandemi tedbirleri 2020 sonuna doğru apaçık bir toplum mühendisliği boyutunu aldı.

İlk şok atlatıldıktan sonra ahalimiz “evde kal” propagandasındaki insanların genelde yalı ve çiftlik sahibi hali vakti yerinde insanlar olduğunun farkına vardı; “hayat eve sığar”cıların hiçbiri evde oturması salık verilenler gibi elli metrekarede yaşamıyordu. Zenginin daha zenginleştiği, orta sınıfın yutulduğu, alt sınıfların ciddi ciddi intihara meylettiği bir iklim ortaya çıktı. Kör topal işini muhafaza etmeyi başaranlar ev ile iş arasında psikolojisini bozarken, kısa çalışma ödeneği alan ve ücretsiz izine ayrılanlar apayrı bir depresyona girdi. Bu arada sosyal hizmet bakanı, kelime oyunlarında sağlık bakanından kopya çekerek yoksulluğu beş başlıkta incelediklerini ve aşırı yoksulluk olarak adlandırdıkları bölümü bitirdiklerini duyurdu. Rahmetli Süleyman Demirel’in dediği gibi meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmıyordu.

Sosyal medyada hep dillendirilen bir temenni, hatta espriydi. Bütün dünya üstünde çalışırken Koronavirüs aşısını Türkler buldu. Uğur Şahin ve Özlem Türeci Almanya’da yaşayıp çalışsalar da milletimizin bağrından çıkmış değerlerimizdi. Bir başka ülke olsa paraya resimlerini basardı, biz sanki ayıpmış gibi bu konunun üstünde hiç durmadık. Almanya’da bütün prestijli nişanları taktılar; Türkiye’den bir çöp veren çıkmadı. Dahası bu kıymetli bilim adamlarına karşı linç kampanyası yürütüldü; kıskanç hekimler ulusal kanallardan nefret kustular.

Aşı ilk satışa sunulduğunda karaborsaya düştü, zengin ülkelerden bize sıra gelmedi; utanmadan niye anavatanına aşı yollamıyor diye Uğur Şahin’i suçlayanlar oldu. Parasızlıkla cebelleştiğimiz kadar itibarsızlıktan da çekilecek çilemiz vardı; Moderna’yla, Biontech’le falan temas kurmada geç kalınmıştı, Çinlilerden başka aşı satın alabildiğimiz yer yoktu. Laf cambazı sağlık bakanı Çin aşısını geleneksel yöntemle yapılmış, inaktif diye tercih ettik dedi, gurur duyuldu geçildi. Bu arada içmeye ayranı olmayan canım yurdumuz Afrika’ya, Balkanlara, Filistin’e maske, test kiti ve aşı yardımı yapıyordu. Aynı tarihlerde esnaf, çiftçi, müzisyen, öğrenci, emekli ve ülkenin bütün bir işgücü çaresiz destek bekliyordu.

Aşı ortaya çıktıktan sonra devlet erkanı maskeyi, mesafeyi unuttu; milletle zıtlaşma ve çifte standart dönemi başladı. Milletin cenaze organize etmesini istemeyen sağlık bakanı bin kişilik cenazeye katıldı; yüzü kızardı, özür diledi. İhaleleri daha kolay toka etmek için kanunun olağanüstü hal bendini mesken tuttular, sipariş usulü dağıtılan ihalelere karşı halk on kişi biraraya geldiğinde pandemi yasakları gereğince ceza yazdılar. Düğünler ertelendi, maçlara taraftar alınmadı, lokantada oturmak yasaktı, baroların kulüplerin genel kurulları iptal edildi ama iktidar partisi her ilde ayrı ayrı kendi kongresini yaptı. Sayın cumhurbaşkanı bu pandemiye rağmen salonları lebalep dolduran partililerine teşekkür etti. Katlanan vaka sayıları için sağlık bakanı 80 milyon hepimiz suçluyuz dedi.

Çifte standart katlanarak devam ederken artık partili olanların dışında, yabancılara da imtiyaz tanınmaya başlandı. Suriyeli, Afgan sığınmacılar sokaklarda fink atarken Türk vatandaşı yasağa tabi oluyor, ara sokakta pusuya düşürülüp ceza yazılıyordu. Otel rezervasyonu, seyahat bileti olanlar sokağa çıkma yasaklarından muaftı. Turistler Türkler ayak altında olmadan Türkiye’nin tadını çıkarırken bu tuhaf hadise dünyanın bütün büyük ajanslarında haber oldu, bizim medyada bir satır hesap soran çıkmadı. Şımartılan turistlerden biri Antalya’da çıplak gezerken görevdeki kadın polisimize aşağılık bir sarkıntılık etti, İngilizim bana nasıl olsa bir şey olmaz dedi; düşündüğü gibi de oldu ve serbest bırakıldı. Yasak var diye bir Türk çocuğuna “babana söyle bankadan 900 lira fazla çeksin” dediler, tam kapanma yapılan sırada otelde turistler parti veriyordu. Ses çıkarmadıkça ezilen ahalimiz sonunda ünlü hayvan çiftliği’ndeki gibi “bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir.” kanununa tabi oldular. Devlet vatandaşa destek olmadığı gibi ottan çöpten çıkardığı cezalarla ve bindirdiği vergilerle kendi gövdesini büyüttü.

Çifte standart bir süre sonra öyle bir boyuta geldi ki bizzat iktidara yakın çevrelerden anayasaya, kişi hak ve özgürlüklerine saygı çıkışları gelmeye başladı. Türkiye’de Türkler on yedi gün tam kapanmaya girerken, turistlerin PCR testi zorunluluğunun kaldırılması gibi ironik olaylar da göze batmayacak gibi değildi. Vatandaş sağlık için fedakarlık yapılacaksa herkesin aynı hassasiyeti göstermesi gereken bir düzen istiyordu yada tamamen her şey serbest bırakılarak sürü bağışıklığına geçilebilirdi. Herkes artık yaşanan sürecin onur kırıcı bir boyuta geldiğini düşünürken, turizm bakanlığı daha hiçbir şey görmediniz diyerek “aşılandım” maskeli reklam filmi çekti. Dışişleri bakanı turistin görebileceği herkesi sezon başlamadan aşılayacağız derken şaka yapmıyordu, memleketin önceliği üniversiteleri yada kargo firmaları değil turizm çalışanlarıydı. Bu çalışanlarımız da sokak köpeklerini çağrıştıran “merak etme, aşılıyım” maskesiyle arzı endam edecekti. Sessiz sedasız kaldırdılar filmi, vatandaş bunu da sineye çekti.

Gelinen noktada aşı ha geldi ha geliyor derken Türkiye 2021 yazına da olabilecek en kötümser senaryoyla başladı. Her nasılsa yüksek faizle kuru yükseltmeyi başardık, gece yarısı kararnamesiyle valiler ve hakim savcılar gibi merkez bankası idarecileri de görevden alınmaya başladı. Koronavirüs tablosuna güven kalmadığı gibi enflasyondan işsizliğe hiçbir resmi açıklamaya itibar edilmiyor. Ülke apar topar ucuz işgücü pazarına evrildi, yeni Uğur Şahin’lerimiz ve Özlem Türeci’lerimiz olabilecek değerler ardına bile bakmadan ülkeyi terk ediyor. Bu pandeminin Türkiye’ye öğrettiği en önemli şey devletin vatandaşı pek de önemsemediği oldu. Devletçiler ciddi yara alırken liberaller güçlendi. Dış güçler hikayesi inandırıcılığını kaybetti. Yönetimde liyakat esasının hiç olmadığı, tarihin en düşük profilli kabinesinin kurulduğu anlaşıldı.

Bugün Covid-19 pandemisi yaklaşık elli bin insanımızı hayattan koparmışken geriye dönüp baktığımızda maalesef işin tıbbi yönüne hiç değinemeyecek kadar yoğun bir gündem yaşadığımızı fark ediyoruz. Son bir buçuk yıl insanımızın ömründen en az on yıl götürdü. Bir daha böyle acı bir tecrübe yaşamamak adına ise yapabileceğimiz tek şey toplumsal hafızayı diri tutmak olacaktır.

Bu yazı 528 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar