Türk basınının en büyük sınavı
Reklam
Reklam
Uğuralp Dilek

Uğuralp Dilek

Parrhesia

Türk basınının en büyük sınavı

Geçenlerde bir televizyon kanalında bir tartışma programı izlerken aniden Sabah gazetesi yazarı Hilal Kaplan hanımefendinin yayını basmasıyla enteresan dakikalar yaşadık. Hilal Kaplan, işbu yayında tetikçilik yapıldığını öne sürerek moderatör Hülya Hökenek ve İsmail Saymaz’ın geçmişini ortaya dökmeye başladı. İddiasına göre Hülya Hanım, Fatih Altaylı’ dan torpilliymiş ve Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmiş; İsmail Saymaz da FETÖ ve PKK’nın farklı zaman ve zeminlerde savunuculuğunu yapmaktaymış. İddia sahibine karşı cevap hakkını kullanan İsmail Saymaz ise, Hilal Kaplan’ın bizzat FETÖ’nün yayın organlarından Taraf gazetesi tetikçisi olduğu ve Fethullah Gülen’e şiir yazmış bir sempatizan olduğunu ifade etti. Fatih Altaylı isminin kullanılmasına tepki olarak yaptığı açıklamada Hilal Kaplan için "Bunlar aynı taktikleri FETÖ çatısı altında denediler. Şimdi başka bir şekilde yapıyorlar. Sonuçta kendi fikirleri olmayan, gazeteci olmayanlar. Gazetecilik mesleğinin ne olduğunu bilmeyenler. Aslında gazeteci değil operasyon elemanı…” dedi. Halbuki aynı Fatih Altaylı, ne kadar unutturmaya çalışsa da Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında ordumuz tarumar edilirken FETÖ şakşakçılığında zirvedeydi. Anlayacağınız işin acı tarafı birbirine saldıran iki grubun da iddiaları birbirinden beter olmakla beraber aynı zamanda gerçektiler.
 
Aynı stüdyoda düello sırasının onlara gelmesinden tedirgin Nihal Bengisu karaca, Nagehan Alçı, Doğu Perinçek ve Yaşar Hacısalihoğlu da vardı. Bu tartışmadan seken bir kurşun hangisine değse bir terör örgütü sempatizanlığı, FETÖ iltisakı, sapkın liberallik ve Apo’ya çiçekler dermeler ortaya dökülecekti. Bittabi bu yayınla sınırlı değil bu gibi çakma idealistler… Hemen her gün maruz kaldığımız ekran yüzlerini biraz araştırırsanız ya Gülen’in arkasında ya PKK kampında fotoğraflarını bulursunuz. Trajikomik yayınlarla dolu ekranlar özellikle son birkaç yıldır. Mesela 15 Temmuz özel yayınını Abdülkadir Selvi yapıyor, FETÖ ile cansiperane mücadelesinden bahsediyor.
 
Bu yayın ve tartışma Türk basını adına son derece düşündürücü olması açısından dikkate değerdir. Sağdan, soldan; iktidar yanlısı veya muhalif olarak televizyon kanallarında konuşturulan isimlerin çoğu bu tıynette insanlardan oluşuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bir kez eleştiren kişi geçmişinden aklanıp muhalefetin cesur kalemine dönüşürken, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir davete katılan kişi her şey unutularak yerli ve milli gazeteci ilan ediliyor. Toplumsal kutuplaşmadan ve nefretten beslenen bu fırıldak tayfası kendi ceplerini doldururken utanmadan siyaset arenasında kanaat önderi kesiliyorlar.
 
Bugün Türkiye’de demokrasi ve uzlaşma kültürüne en çok zarar veren de bu sözde basın mensuplarıdır. Bu “kiralık” kalemler karşıt görüşlere kategorik bir düşmanlıkla yaklaşarak ve para kazandıkları tarafın her yaptığını hararetle savunarak topluma nefret tohumları saçıyorlar. Amiyane tabirle satılık değil de kiralık dememizin sebebi de daha çok çıkar gördükleri yerde tam ters istikamete dönmekten imtina etmeyecek olmalarıdır.
 
Basın; yasama, yürütme ve yargının tümünü denetlemesi yönünden kuvvetler içinde en fazla sorumluluğa haizdir. Hal böyleyken Türkiye’de bir şeylerin ters gittiğini düşünüyorsak bakmamız gereken yer gazetecilerimizdir. Bu ekran yüzleri, köşe yazarları, muhabir ve sunucularla da varacağımız sonuç bellidir. Ülkemizi daha ileriye götürmek için basında değişim, dönüşüm, objektiflik, omurga ve insaniyet şarttır. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: Türk basını, milletin gerçek ses ve iradesinin belirme yeri olan cumhuriyetin etrafında çelikten bir kale meydana getirecektir. Bir fikir kalesi, düşünüş kalesi! Basınla ilgili kişilerden bunu istemek, cumhuriyetin hakkıdır.
 
HDP’NİN OY DESTEĞİ VE GÜNEYDOĞU BİLMECESİ
 
Kuruluş kökeni komünist, 90’lar itibariyle emperyalist; genelde faşist ama işine geldiği ölçüde liberal bir ideolojik zeminde kurumsallaşan ve kendini Kürt Siyasi Hareketi ya da Ayrılıkçı Hareketi olarak tanımlayan güruh 2010’ların başında Halkların Demokratik Partisi olarak kapatılan halefinin yerine siyasete girdi. HDP’yi cinsinden gelen siyasi oluşumlardan ayıran en önemli özelliği, dönemin iktidarının çözüm süreci vasıtasıyla köklerini derinleştirmesi ve hedef kitlesine istediğini alabildiği imajını vermesiydi. Çözüm süreciyle birlikte uluslararası bağlantılarını da iyi örgütleyen HDP sürpriz bir kararla 2015 seçimlerine parti olarak katılmaya karar verdi. Tarihi boyunca hedef kitlesinde oyu 7 puanın üstünde görünmeyen HDP için çok cesur bir hamleydi bu. Bunun için dönemin genel başkanı Selahattin Demirtaş ve ekibinin referansı 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde alternatifsizlikten kendisine atılan oylar, çözüm süreciyle kendi kitlesi üzerinde kurduğu kesin tahakküm ve daha da önemlisi muhalefet cephesinden tüm Güneydoğu illerinin AK Parti’ye geçmemesi için almayı umduğu destekti. Seçim sisteminin özelliği gereği bağımsız adaylarla aldığı oy kadar temsil edilen HDP, parti olarak girdiği seçimde ülke geneli yüzde 10 olan barajı geçemeseydi AK Parti bölgedeki hemen hemen tüm milletvekilliklerini elde edecekti. HDP’nin bu korkuyu muhalefete pompalaması sonucu bir daha geri gelmeyecek olan emanet oylar dönemi başladı. HDP bu yolla milletvekili temsili açısından Türkiye’nin üçüncü partisi halini aldı. Bu korkunç detay fark edildiğinde ise artık çok geç olmuştu.
 
Bugün hala Güneydoğu’da tüm illeri AK Parti almasın diye HDP’ye mahkûm olunarak oy veriliyor, çünkü maalesef CHP, MHP, İYİ Parti gibi ana akım partilerin hiçbirinin bu bölgede dişe dokunur bir desteği bulunmuyor. Üstüne üstlük büyük partiler HDP’li yıllarda Güneydoğu oylarını hiç artıramadıkları gibi, Batı Anadolu ve Büyükşehirlerde kendi oylarını da HDP’ye kaptırdılar. Doğuda AK Parti kazanmasın diye HDP, büyükşehirlerde barajı geçsin diye HDP diye diye koskoca bir ülke siyaseti terör destekçisi faşist bir partinin tahakkümü altına girdi.
 
Bu noktada tek çözümün esasen siyasi partilerin yemeden içmeden HDP’nin doğal habitatındaki devlete küskün seçmeni kazanmaya çalışması olduğunu söyleyebiliriz. Zira büyükşehirlerde oyu yüzde 1-2 bandındayken insanlar HDP’ye işe yaramayacağını düşünerek oy vermiyordu ama bu oy oranı 5-6 bandına geldikten sonra oy verme davranışı değişti. Böyle bir atılım HDP’nin kale şehirlerinde diğer partiler için geçerli olamaz mı? Peki bu ne kadar mümkün? Bunu da zaman gösterecek.

Bu yazı 367 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar