Modernleşmenin tefessühü (2)
  • Reklam
Ümit Kardaş

Ümit Kardaş

Modernleşmenin tefessühü (2)

Siyasal olanın topluma yön verdiği modernleşme süreci bu niteliği nedeniyle demokratik bir süreç olamadı, demokratik kültür ve bilincin ortaya çıkmasını engelledi.

Topluma dayatılanın demokratik bir süreçle gerçekleşmesi ve demokratik bir gelişmeye götürmesi de mümkün değildi.

Devlet, tekçi ve total bir ideolojik zihniyetle, yarattığı seçkinler aracılığıyla ve toplum mühendisliği yoluyla toplumu biçimlendirmeye çalıştı.

Bu nedenle modernleşmecilerin demokrasiyle ilişki kurmaları mümkün değildi. Cumhuriyet- demokrasi karşıtlığının temelinde de bu yatmakta. Dayatmayı yapan devletin durumu, gücü ve korunması önemliydi.

Bundan “yurttaş- birey”in çıkması ve özne olabilen “sivil”in doğması mümkün değildi.

Modernleşme sürecinde hem modernleşmenin aracı olan hem de bunu gerçekleştiren devlete eklemlenmiş, statükonun emrinde bir milliyetçilik zihniyeti kurumsallaştırıldı. Bu tür bir milliyetçilik MHP’de somutlaşmış gibi gözükse de hem geçmişte kalan partiler hem de CHP ve AKP dâhil mevcut partiler bu anlayışla sakatlandı.

Bu tür ötekileştirici, totaliterliğe eğilimli bir otoriterliği barındıran, uzlaşma ve işbirliği kültürüne düşman bir milliyetçiliğin sahih bir demokrasi ve meşru evrensel bir hukukla ilişki kurması mümkün değildi.

Oysa modernleşme, demokrasi kültürüne bir katkı yapıyorsa anlamlıdır. Yoksa sadece modernleşme demokrasiye götürmez.

Dellaloğlu’nun tespitiyle demokrasi ancak modernliğin bir ürünü olabilir, modernleşmenin değil. Kitapta bu durum Türkiye bakımından şöyle açıklanmakta: “Batı’dan esinlenen ve reformcu olarak değerlendirilen görüşler, genelde, paternalizmlerinden ve devletçiliklerinden ötürü, tüm reformculuk iddialarına rağmen, siyasi özgürlükleri kontrol altına alıp dışladıkları için muhafazakar konumundadırlar.

Cumhuriyet ideolojisi de tüm otoriterliği ile ‘halk için halka rağmen’ anlayışı ile çoğulculuğa başından kapalı olmasıyla muhafazakârdır: Toplumu kuran devlettir ve kamusal alan devletindir.” (Mehmet Aydın; Ahmet Hamdi Tanpınar, Dellaloğlu- a.g.y)

Kamusal alan devletin olunca ve tüm yetkiler merkezde yani Ankara’da toplanınca, idari yönetim biçimi kolonyal bir örgütlenmeyle sağlanınca bundan çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü bir demokrasi, hukuk güvenliği ve bilinci çıkar mı? Yerelde katılımcılık ve yetki kullanımı olmazsa katılımcı demokrasi gerçekleşebilir mi? Demokrasinin öznesi ve kahramanı birey, sivil ortaya çıkıp, hayat bulur mu?

Modernleşme bunu sağlayamazken çok partili rejim içinde iktidara çevreden gelenlerin bu dogmatik zihniyetin dışına çıkmaları mümkün müydü? Modernleşme sürecinin başından günümüze kadar hiçbir kurum demokrasi kültürü üretemedi.

Özellikle bürokrasi ve siyaset milliyetçi, tek tipleştirici, ötekileştirici, gerilim yaratıcı, uzlaşmaz, hukuksuz bir zemin yarattı.

Toplum da buna göre şekillendi. Şimdi bu kültür içinden gelen Menderes’ten, Demirel’den, Özal’dan, Çiller’den, Yılmaz’dan ve nihayet Erdoğan– Davutoğlu’ndan ne beklenebilirdi? Darbe dönemlerinin generalleri ile sivil siyasetçilerin zihniyet ve kültür farklılıkları neydi?

Evet, AKP, 2010 yılına kadarki sekiz yıllık süreçte modernleşmenin gelenekle olan sorununu çözecek ve demokrasi eksikliğini telafi edecek bir politika uygulamaya gayret etti. Ancak bu süreç sonunda sadece yapay bir sorun olan başörtüsü gerilim konusu olmaktan çıktı, modernleşmenin bastırdığı Kürt ve Alevi meseleleri, Gayrimüslimlerin mağduriyetleri konuşulmaya başlandı ancak çözüm getirilemedi.

2011 yılından bu yana AKP demokrasiye eğilimli politikalarını bırakıp, modernleşmenin milliyetçilikle sürdürdüğü antidemokratik kültürün etkisine girerek ve bu yönde ittifak ederek sahih bir demokrasi ve hukuk inşasından vazgeçmiştir. Devlet kurumları ve MHP ile buluşmuş olmaları da bunu göstermekte.

AKP, etik ve estetik değerler bakımından da ne gelenekle ne de demokrasiyi barındıran modernlikle bir ilişki kuramamış, dönüşüm adı altında rant yaratarak doğayı ve güzellik değerini tahrip etmiş durumda. Yolsuzluk iddiaları ise iktidara mecbur olma hırsını doğurmakta, bu da durumu ağırlaştırmakta.

Modernleşmenin demokrasi, özgürlük ve hukuk eksikliğini telafi edecek, gelenekle de sağlıklı bir bağ kuracak kadrolara ihtiyaç var.

Bu yazı 1048 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Web Analytics